2012 yılında çektiği Mar/Yılan filminden sonra ikinci uzun metrajlı filmi Yeni Dünya’yı izleyiciyle buluşturan yönetmen Caner Erzincan, ilk filmiyle çizmeye başladığı toplumsal sorunlara bireysel yaklaşım çizgisini Yeni Dünya filmiyle devam ettiriyor.

Türkiye’de 1970’lerde Yılmaz Güney’le doruğa ulaşan Toplumsal Gerçekçi akımın izlerinin görülebildiği yönetmen Caner Erzincan, ilk filminde alt sınıfa mensup üç kuşak erkeğin sevgi arayışı ve kapital düzende eriyişine değinirken bu kez Yeni Dünya ile yine Türkiye’nin; 70’ler sonrası gerek altyapısal, kentsel gerekse iş gücü/iş sahası açısından en önemli sorunlarından biri halini alan göç olgusunu, daha iyi şartlar için köyden kente göç eden milyonlarca aileden biri olan Soner ve ailesinin umdukları daha iyi yaşamsal şartlarını bulamamaları ve kentin hengamesi içinde erimeleri üzerinden işliyor. Yine alt sınıf kökenli bir aileye odaklansa da bu kez iki kez ezilmiş bir aileyle karşı karşıyayız : Bir bacağı geçirdiği kaza yüzünden sakat kalmış baba imgesi, Down sendromlu bir çocuğa sahip aile ve babanın alt sınıf mensubu olması sebebiyle ezilişinin üzerine sakat kalmasının “erkeklik ve hakimiyet” acısını, karısının üzerinden çıkarışı.

Caner Erzincan’ın gişe gelirinden Down sendromlu çocuklar için pay ayıracağını belirttiği filmi Yeni Dünya, çevresinde Down sendromlu bir birey bulunmayan izleyiciler için belki de ilk kez onların dünyasına bu denli içten girebilme imkanı sağlıyor. Filmdeki Soner rolünü canlandıran Soner Erzincan, yönetmen Caner Erzincan’ın kardeşi. Bu açıdan yönetmenin kardeşini çok iyi tanıyor olması; yani aile içinde, dışarıda, arkadaşlarıyla Soner’i her zaman izlemiş ve bu deneyimi birinci elden yaşamış olması durumu, filmi “dışarıdan bir gözün sosyal sorumluluk projesi” olmaktan çıkarıyor. Dizilerden tanıdığımız başarılı oyuncu Erkan Petekkaya’nın ilk kez başrollerden birini canlandırdığı bir sinema filminde oynadığı karakter gelgitleri olan ve “hayata tutunmaya çalışırken bacağı tutmayan baba” imgesi üzerinden ilerlemesi sebebiyle oldukça zorlayıcı ve çok yönlü olarak değerlendirilebilir. Erkan Petekkaya, bu nispeten zor karakterin derinine inebilmiş ve oldukça başarılı bir oyunculuk çıkarmış. Ancak Şükran Ovalı’nın oğlunu çok seven ama bu hayattan da bıkan anne rolünün yalnızca bu hayattan ve oğlundan bıkmış olduğu kısımları izleyiciye hakkıyla geçebiliyor. Şükran Ovalı’nın canlandırdığı Melek karakteri, Soner’in annesinden ziyade daha çok bakıcısı gibi kalıyor. Zaten Soner’in filmdeki tavırlarından aslında Erkan Petekkaya’ya çok daha yakın olduğunu ancak Şükran Ovalı’yla kendiliğinden daha mesafeli olduğunu gözlemlemek mümkün. İlk kez Down sendromlu bir çocuğun oyunculuk yapması sebebiyle de önemli olan filmde, Soner Erzincan’ın abisiyle kurduğu iletişimin de katkısıyla çok başarılı bir oyunculuk sergilediğini söylemek mümkün.

Yeni Dünya filminin izleyicinin duygularıyla oynama ya da ağlatma amaçlı ağdalı bir dram çekme motivasyonundan uzakta durduğu belli olsa da, tüm toplumsal gerçekliği sunma, İstanbul’da yok olan sıradan insanı her açıdan anlatma derdi, filmi olabileceğinden çok geride tutmuş ve Yeni Dünya kendi kendisinin önünü kesmiş denebilir. Otobüste ayakta kalma, trafikte horlanma, karşıdan karşıya bile geçememe sahneleri filmin naif anlatısı içinde fazlaca zorlama duran sahnelerden. Filmin Soner üzerinden bir ajitasyona gitmemesi filmin en önemli artılarından olsa da, filmin genel anlatısının baba üzerinden kurulduğu ve bunun yakın çekimlerle desteklendiği filmik yapıda, Melek’in (anne) başına gelenlerden sonra odağın Melek’e kayması ve bir süre sonra tekrar babaya dönen odak, izleyiciye her şeyi gören ve bilen tanrısal bakış açısını da bahşetmesiyle seyirciyi odaksal bir karmaşaya sürüklüyor.

Sinematografik anlamda mavi-yeşil tonlarının hakimiyeti özel nesne seçimleriyle kendisini belli etse de, bazı sahnelerde mavinin colour correctionda (renk düzeltimi) fazla kaçırılması göze batıyor ve mizansende derinlik yaratmak adına köşeye konan ayaklı abajur, alt sınıf bir ailenin yaşadığı o eve hiçbir şekilde ait görünmüyor. Yine filmin yer yer yakaladığı ve tekrardan kaybettiği naif anlatı yapısını kıran unsurlardan biri, yakın çekimlerle de birleşince fazlasıyla dramatik kaçan müzikleri. Tüm bunların yanı sıra, bütün yapıları ve gökdelenleriyle görkemli İstanbul’a; inşaat halinde kurulmaya çalışılan bir alandan bakma deneyimi, izleyiciye ailenin İstanbul’daki durumunu birebir yansıtabilen metaforlardan biri olarak okunabilir.

***Bu kısım önemli ölçüde sürprizbozan içermektedir.***

Melek’in ona tecavüz eden erkekle birlikte olmaya başlaması, filmin zaten toplumda oldukça sorunlu bir yapıda var olan algıya bir tuğla daha eklemesiyle sonuçlanıyor. Ayrıca kadının çalışmak istemesi, tek başına eve gitme isteğinin; yani taşralı alt sınıf bir kadının kendisini yeniden tanımlayışının bu tecavüz sonrası gelen aldatmayla eş zamanlı ilerlemesi, yine bu sorunlu algıyı doğrulamaktan başka bir işe yaramıyor

***Bu kısım önemli ölçüde sürprizbozan içermektedir.***

Yeni Dünya genel olarak alt sınıf mensubu bir ailenin Down sendromlu çocuğuna kimi zaman merhametli/sevgi dolu kimi zaman çileden çıkmış/yorulmuş yaklaşımını gerçeğe en yakın şekliyle beyaz perdeye aktarmayı başarabilse de; birçok toplumsal sıkıntıyı kısa süresine sığdırmaya çalışması, filmin odağından uzaklaşmasına sebep olmuş denilebilir. Yine de filmde anlatılan birçok şey, gerçeklikten hiç de uzak değil. Filmin gelirinin bir kısmının Down sendromlu çocuklara aktarılacak olması da izlediğiniz filmi daha da benimsemenize yol açıyor.

2012 yılında çektiği Mar/Yılan filminden sonra ikinci uzun metrajlı filmi Yeni Dünya’yı izleyiciyle buluşturan yönetmen Caner Erzincan, ilk filmiyle çizmeye başladığı toplumsal sorunlara bireysel yaklaşım çizgisini Yeni Dünya filmiyle devam ettiriyor. Türkiye’de 1970’lerde Yılmaz Güney’le doruğa ulaşan Toplumsal Gerçekçi akımın izlerinin görülebildiği yönetmen Caner Erzincan, ilk filminde alt sınıfa mensup üç kuşak erkeğin sevgi arayışı ve kapital düzende eriyişine değinirken bu kez Yeni Dünya ile yine Türkiye’nin; 70’ler sonrası gerek altyapısal, kentsel gerekse iş gücü/iş sahası açısından en önemli sorunlarından biri halini alan göç olgusunu, daha iyi şartlar için köyden kente göç eden milyonlarca aileden biri olan Soner ve ailesinin umdukları daha iyi yaşamsal şartlarını bulamamaları ve kentin hengamesi içinde erimeleri üzerinden işliyor. Yine alt sınıf kökenli bir aileye odaklansa da bu kez iki kez ezilmiş bir aileyle karşı karşıyayız : Bir bacağı geçirdiği kaza yüzünden sakat kalmış baba imgesi, Down sendromlu bir çocuğa sahip aile ve babanın alt sınıf mensubu olması sebebiyle ezilişinin üzerine sakat kalmasının “erkeklik ve hakimiyet” acısını, karısının üzerinden çıkarışı. Caner Erzincan’ın gişe gelirinden Down sendromlu çocuklar için pay ayıracağını belirttiği filmi Yeni Dünya, çevresinde Down sendromlu bir birey bulunmayan izleyiciler için belki de ilk kez onların dünyasına bu denli içten girebilme imkanı sağlıyor. Filmdeki Soner rolünü canlandıran Soner Erzincan, yönetmen Caner Erzincan’ın kardeşi. Bu açıdan yönetmenin kardeşini çok iyi tanıyor olması; yani aile içinde, dışarıda, arkadaşlarıyla Soner’i her zaman izlemiş ve bu deneyimi birinci elden yaşamış olması durumu, filmi “dışarıdan bir gözün sosyal sorumluluk projesi” olmaktan çıkarıyor. Dizilerden tanıdığımız başarılı oyuncu Erkan Petekkaya’nın ilk kez başrollerden birini canlandırdığı bir sinema filminde oynadığı karakter gelgitleri olan ve “hayata tutunmaya çalışırken bacağı tutmayan baba” imgesi üzerinden ilerlemesi sebebiyle oldukça zorlayıcı ve çok yönlü olarak değerlendirilebilir. Erkan Petekkaya, bu nispeten zor karakterin derinine inebilmiş ve oldukça başarılı bir oyunculuk çıkarmış. Ancak Şükran Ovalı’nın oğlunu çok seven ama bu hayattan da bıkan anne rolünün yalnızca bu hayattan ve oğlundan bıkmış olduğu kısımları izleyiciye hakkıyla geçebiliyor. Şükran Ovalı'nın canlandırdığı Melek karakteri, Soner'in annesinden ziyade daha çok bakıcısı gibi kalıyor. Zaten Soner’in filmdeki tavırlarından aslında Erkan Petekkaya’ya çok daha yakın olduğunu ancak Şükran Ovalı’yla kendiliğinden daha mesafeli olduğunu gözlemlemek mümkün. İlk kez Down sendromlu bir çocuğun oyunculuk yapması sebebiyle de önemli olan filmde, Soner Erzincan’ın abisiyle kurduğu iletişimin de katkısıyla çok başarılı bir oyunculuk sergilediğini söylemek mümkün. Yeni Dünya filminin izleyicinin duygularıyla oynama ya da ağlatma amaçlı ağdalı bir dram çekme motivasyonundan uzakta durduğu belli olsa da, tüm toplumsal gerçekliği sunma, İstanbul’da yok olan sıradan insanı her açıdan anlatma derdi, filmi olabileceğinden çok geride tutmuş ve Yeni Dünya kendi kendisinin önünü kesmiş denebilir. Otobüste ayakta kalma, trafikte horlanma, karşıdan karşıya bile geçememe sahneleri filmin naif anlatısı içinde fazlaca zorlama duran sahnelerden. Filmin Soner üzerinden bir ajitasyona gitmemesi filmin en önemli artılarından olsa da, filmin genel anlatısının baba üzerinden kurulduğu ve bunun yakın çekimlerle desteklendiği filmik yapıda, Melek’in (anne) başına gelenlerden sonra odağın Melek’e kayması ve bir süre sonra tekrar babaya dönen odak, izleyiciye her şeyi gören ve bilen tanrısal bakış açısını da bahşetmesiyle seyirciyi odaksal bir karmaşaya sürüklüyor. Sinematografik anlamda mavi-yeşil tonlarının hakimiyeti özel…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Film genel olarak alt sınıf mensubu bir ailenin down sendromlu çocuğuna kimi zaman merhametli/sevgi dolu kimi zaman çileden çıkmış/yorulmuş yaklaşımını gerçeğe en yakın şekliyle beyaz perdeye aktarmayı başarabilse de, birçok toplumsal sıkıntıyı kısa süresine sığdırmaya çalışması filmin odağından uzaklaşmasına sebep olmuş denilebilir.

Kullanıcı Puanları: 2.5 ( 1 votes)
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi