“Dünyaya bir kadının eli değse Zeyna? Şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa. Tozlar havaya kalksa…” der Pulbiber Mahallesi’nde Madak. İhtişamıyla bu dizeleri anımsatan nefis bir film duruyor karşımızda. Son yılların dikkat çekici filmlerinden 2009 yapımı Mr. Nobody’le öne çıkan senarist ve yönetmen Jaco Van Dormael, Yeni Ahit’le birlikte filmografisine güçlü mizahî ögelerle donatılmış, yaratıcı ve gerçeküstü bir komedi ekliyor.

Bugüne dek, Tanrı’yı hep bir erkek olarak hayal etmemizi istediler ve o hep ulaşılmaz olandı. Evet, Tanrı var ve Brüksel’de yaşıyor. Üstelik; karısına ve kızına karşı tavrı bir Tanrı’ya yakışacak cinsten değil. Peki ya, yüzyıllardır onunla ilgili söylenegelen her şeyi fena halde yanlış anladıysak? Bu şüphenin kendisi bile tek başına muazzam bir haz yaşatırken Dormael’in kalem oynattığı hikâyede birbirinden orijinal detaylar sizi her anından keyif alacağınız baş döndürücü bir deneyime hazırlıyor. Neyse, asıl konumuz zat-ı şahaneleri değil; onun adını sanını bile duymadığınız, abisi İsa’nınsa gölgesinde kalmış küçük bir kız çocuğunun hikâyesi var karşınızda. Adı; Ea. Babasına baş kaldıracak kadar cesur bir Tanrıça…

Babasının kötülükten beslenen katı kurallarına daha fazla dayanamayan Ea, ona karşı hiçbir hükmü olmayan sessiz sedasız annesini geride bırakmayı göze alarak, abisi İsa’nın da önerileriyle tüm insanlık için yepyeni bir Ahit yazmanın peşine düşer. Heykel İsa’nın önerisi şudur; Ea’nın Yeni Ahit’i yazmasını sağlayacak havariler bulması gerekir. Leonardo da Vinci’nin meşhur Son Akşam Yemeği tablosuyla bu bağlamda oldukça yaratıcı bir geçiş sağlayan Dormael, Ea’nın dünyaya düşmesi anını da bir o kadar leziz bir kurguyla sunuyor. Cenin-vajina ilişkisine atıfta bulunulan sahnede Ea, dünyaya yaşadıkları evdeki çamaşır makinesindeki gizli geçitten düşüyor. Dünyaya gelir gelmez bastıran yağmuru ise ancak işkencenin doğar doğmaz başlamasına yorabilirim. Masumiyeti, iyiliği, güzelliği temsil eden Ea’nın yeryüzüne indirmiş olduğu bereketin simgesi de olabilir bu sahne elbette.

Tost ekmeğinin düştüğünde mutlak surette reçelli yüzünün yerle temas etmesi, tam banyoya girmişken telefonun çalması, sabah 07.00’a kurulan alarmdan sonra mutlaka bir şekilde yatakta geçiveren o 10 dakikalık rötar gibi dışarıdan bakıldığında eğlenceli görünen ama gündelik yaşamamızı sekteye uğratan ve bizi çileden çıkaran detaylar Tanrı’nın insanlığa karşı tutumunu ifade edecek düzeyde. Doğrusunu söylemek gerekirse basit bir kurguyla müthiş eğlenceli bir fikir ortaya atmış Dormael, oldukça kıskanılası. Ea’nın yeryüzünde karşılaşacağı ve tüm bu katı kuralları yok etmesine yardımcı olacak altı havariden bahsetmesek olmaz. Oğuz Atay’ın deyimiyle ifade edecek olursak “tutunamayanlar”dan oluşan bu güruh; evsiz bir adam, kolsuz bir kadın, seks manyağı bir diğer adam, depresif bir iş adamı, zengin kocası tarafından ihmal edilen bir kadın ve kanser hastası küçük bir çocuktan oluşuyor. Sıradanlığın zaferi! Herkesin sürekli olarak ve göz yaşartan bir çabayla kusursuz olmaya çalıştığı bir hayatın parçası olarak sıradanlığa yüklenen anlamlar iz bırakan cinsten. Çünkü sıradan olanı özlemiş vaziyette ve bir hayli yorgunuz. İnsanların yaşadıkları acıları dinleyip onların anılarından beslenen Ea, en nihayetinde havarilerini tamamladığında yaratılıştan bu yana “mağdur” olanı temsil eden insanlığa bir çağrıda bulunuyor.

Kaotik Bir Haz Yaşatan İkilem, Kaosun Sıradanlığı: The Brand New Testament

Filmin doruk sahnesinde, Ea evden kaçmadan önce gizlice babasının küçük tiranlıklar peşinde olduğu ve insanlar üzerinde acımasız oyunlar oynadığı ofisine girerek onun en hassas olduğu konuda çılgınca bir hamle yapıyor. Hamlenin bağlandığı sonucun tartışmaya açtığı soru ise şu; bir sabah uyandığınızda telefonunuzda ölüm tarihinizi gösteren bir mesaj bulsanız ve sayaç hemen o an itibariyle sizin için çalışmaya başlasa? Tam bir kaos. Ve kaos an itibariyle tüm dünyaya hâkim. İnsanların doğaları gereği hastalıklı bir merak içinde olmaları ve takıntılı ruh hâllerinin acıtan muhteşem tasviri görülmeye değer.

Bir şeyleri değiştirir mi bilinmez ama Ea’nın yazıyor olduğu yepyeni ahit sadece yeryüzünü güzelleştirmiyor, baştan aşağı bir sistemi alaşağı ediyor. Alternatif yaratılış mitiyle oldukça keyifli başlayan film, alt metninde güçlü bir ataerkil toplum eleştirisi yaparken ailesel travma sonrası yeni kimlik arayışına dair etkili bir yorum getiriyor. Bireysel hesaplaşmalar yerine küresel bir felakete odaklanarak iktidar-birey ve doğa-insan ilişkileri nezdinde oluşan çatışmaları teolojik anlamda yarı sürreal bir biçimde eleştirerek ortaya koyduğu derdiyle Dormael, Mr. Nobody’den anımsayacağınız metafiziği odağına alan kurgusuyla seyircisini tekrar buluşturuyor.

Türkiye’de ilk kez Filmekimi programında gösterilen The Brand New Testament, hâli hazırda nefis hazlar yaşatan bakış açısıyla insanlık tarihi boyunca bize öğretilen her şeyi alt üst edecek güce sahip ve bu gücü etkileyici bir sinema diliyle buluşturup farklı üsluplar seven sinemaseverler için bayram havası estiriyor. “Ya Tanrı bir kadın olsaydı?” sorusunu içinize bir kurt gibi düşüren ve dünyayı yaşanası hâle ancak bir kadının getirebileceği argümanıyla kalpleri fetheden Dormael, naif üslubuna rağmen türdeşlerinden çok daha etkili bir dogma eleştirisi yapan bu son filmiyle haftanın vizyon programında öne çıkıyor.

"Dünyaya bir kadının eli değse Zeyna? Şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa. Tozlar havaya kalksa..." der Pulbiber Mahallesi'nde Madak. İhtişamıyla bu dizeleri anımsatan nefis bir film duruyor karşımızda. Son yılların dikkat çekici filmlerinden 2009 yapımı Mr. Nobody’le öne çıkan senarist ve yönetmen Jaco Van Dormael, Yeni Ahit’le birlikte filmografisine güçlü mizahî ögelerle donatılmış, yaratıcı ve gerçeküstü bir komedi ekliyor. Bugüne dek, Tanrı’yı hep bir erkek olarak hayal etmemizi istediler ve o hep ulaşılmaz olandı. Evet, Tanrı var ve Brüksel’de yaşıyor. Üstelik; karısına ve kızına karşı tavrı bir Tanrı’ya yakışacak cinsten değil. Peki ya, yüzyıllardır onunla ilgili söylenegelen her şeyi fena halde yanlış anladıysak? Bu şüphenin kendisi bile tek başına muazzam bir haz yaşatırken Dormael’in kalem oynattığı hikâyede birbirinden orijinal detaylar sizi her anından keyif alacağınız baş döndürücü bir deneyime hazırlıyor. Neyse, asıl konumuz zat-ı şahaneleri değil; onun adını sanını bile duymadığınız, abisi İsa’nınsa gölgesinde kalmış küçük bir kız çocuğunun hikâyesi var karşınızda. Adı; Ea. Babasına baş kaldıracak kadar cesur bir Tanrıça... Babasının kötülükten beslenen katı kurallarına daha fazla dayanamayan Ea, ona karşı hiçbir hükmü olmayan sessiz sedasız annesini geride bırakmayı göze alarak, abisi İsa’nın da önerileriyle tüm insanlık için yepyeni bir Ahit yazmanın peşine düşer. Heykel İsa’nın önerisi şudur; Ea’nın Yeni Ahit’i yazmasını sağlayacak havariler bulması gerekir. Leonardo da Vinci’nin meşhur Son Akşam Yemeği tablosuyla bu bağlamda oldukça yaratıcı bir geçiş sağlayan Dormael, Ea’nın dünyaya düşmesi anını da bir o kadar leziz bir kurguyla sunuyor. Cenin-vajina ilişkisine atıfta bulunulan sahnede Ea, dünyaya yaşadıkları evdeki çamaşır makinesindeki gizli geçitten düşüyor. Dünyaya gelir gelmez bastıran yağmuru ise ancak işkencenin doğar doğmaz başlamasına yorabilirim. Masumiyeti, iyiliği, güzelliği temsil eden Ea’nın yeryüzüne indirmiş olduğu bereketin simgesi de olabilir bu sahne elbette. Tost ekmeğinin düştüğünde mutlak surette reçelli yüzünün yerle temas etmesi, tam banyoya girmişken telefonun çalması, sabah 07.00’a kurulan alarmdan sonra mutlaka bir şekilde yatakta geçiveren o 10 dakikalık rötar gibi dışarıdan bakıldığında eğlenceli görünen ama gündelik yaşamamızı sekteye uğratan ve bizi çileden çıkaran detaylar Tanrı’nın insanlığa karşı tutumunu ifade edecek düzeyde. Doğrusunu söylemek gerekirse basit bir kurguyla müthiş eğlenceli bir fikir ortaya atmış Dormael, oldukça kıskanılası. Ea’nın yeryüzünde karşılaşacağı ve tüm bu katı kuralları yok etmesine yardımcı olacak altı havariden bahsetmesek olmaz. Oğuz Atay’ın deyimiyle ifade edecek olursak “tutunamayanlar”dan oluşan bu güruh; evsiz bir adam, kolsuz bir kadın, seks manyağı bir diğer adam, depresif bir iş adamı, zengin kocası tarafından ihmal edilen bir kadın ve kanser hastası küçük bir çocuktan oluşuyor. Sıradanlığın zaferi! Herkesin sürekli olarak ve göz yaşartan bir çabayla kusursuz olmaya çalıştığı bir hayatın parçası olarak sıradanlığa yüklenen anlamlar iz bırakan cinsten. Çünkü sıradan olanı özlemiş vaziyette ve bir hayli yorgunuz. İnsanların yaşadıkları acıları dinleyip onların anılarından beslenen Ea, en nihayetinde havarilerini tamamladığında yaratılıştan bu yana “mağdur” olanı temsil eden insanlığa bir çağrıda bulunuyor. Kaotik Bir Haz Yaşatan İkilem, Kaosun Sıradanlığı: The Brand New Testament Filmin doruk sahnesinde, Ea evden kaçmadan önce gizlice babasının küçük tiranlıklar peşinde olduğu ve insanlar üzerinde acımasız oyunlar oynadığı ofisine girerek onun en hassas olduğu konuda çılgınca bir hamle yapıyor. Hamlenin bağlandığı sonucun tartışmaya açtığı soru ise…

Yazar Puanı

Puan - 82%

82%

82

“Ya Tanrı bir kadın olsaydı?” sorusunu içinize bir kurt gibi düşüren ve dünyayı yaşanası hâle ancak bir kadının getirebileceği argümanıyla kalpleri fetheden Dormael, naif üslubuna rağmen türdeşlerinden çok daha etkili bir dogma eleştirisi yapan bu son filmiyle haftanın vizyon programında öne çıkıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.15 ( 3 votes)
82
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi