Amerikan stüdyolarının yıldız oyunculardan kurulu büyük hikayelerinin yanında nakit akışını sağlayan vazgeçilmezlerinden biri de kısmen daha ortalama isimlerden oluşturulan ekiplerle hayata geçirdikleri fantastik aksiyonlardır. Joseph Delaney’in The Wardstone Chronicles serisinin ilk kitabı olan The Spook’s Apprentice, sinema uyarlaması Yedinci Oğul’da orijinalinden neler kaybetti veya ne kadar farklı bir yapıda kaldı kitabı okumadığım için bilmiyorum fakat sinema anlamında ortada hiç bir şeyin olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Profesyonel bir amatörlük taşıyan vasat bir aksiyondan fazlası değil Yedinci Oğul.

Gregory cadı avcısı bir şövalyedir. En büyük düşmanı olan Mother Malkin isimli cadıyı yer altına hapsetmiştir fakat cadı aradan geçen yıllarla birlikte eski gücünü tekrar toplamış ve dünyayı ele geçirmek için hapsedildiği yerden kaçmıştır. Kötü cadıyı durdurma noktasında Gregory en büyük yardımı yedinci oğlun yedinci oğlu Tom’dan alacaktır.

Geçtiğimiz senenin en başarılı filmleri arasında gösterilen Locke’un yönetmeni Steven Knight’ın Charles Leavitt ile beraber yazdığı senaryo, muhtemelen fazla önemsenmeden yazılmış olacak ki oldukça başarısız. Uyarlama projelerde atmosfer ve karakter yaratımı zaten hep sıkıntılıyken Yedinci Oğul’da bu durum zirve yapmış. Karakterlerin hiç birinin altı doldurulmadığı gibi, dönüşüm ve gelişimler de o kadar sığ kalmış ki böyle bir metinden iyi bir film çıkmasını beklemek hayalperestlikten başka bir şey olamaz. Olay örgüsü itibariyle bir türlü sizi içine alamayan film, baştan itibaren bir tatminsizlik hissi yaratıyor seyircide. İlerleyen bölümlerde beklenmedik kahramanlıklar gösteren ana karakterimiz Tom, çiftçi bir çocukken ne ara dövüşmeyi, savaşmayı, silah kullanmayı öğrendi anlamak imkansız. Buna benzer pek çok kritik noktada beklenmedik sıçramalarla film puan kaybederken; çok güçlü, korkutucu olarak resmedilen Kraliçe Malkin’in savaşçılarının da eğitimsiz askerler gibi kolayca avlanmaları ve basit ölümleri inandırıcılığı iyice aşağılara çekiyor. ‘Fantastik bir filmden inandırıcılık beklemek’ noktasına takıldıysanız eğer, bu güne kadar yapılmış kendi içinde tutarlı pek çok fantastik yapımı -örneğin Narnia Günlükleri- hatırlamaya çalışmanızı öneririm.

‘Yeşil perde icat oldu, mertlik bozuldu’ görüşünü bir kez daha haklı çıkartan ve sırtını bilgisayar efektli canlandırmalara dayayan Yedinci Oğul, bu noktada da benzerlerinin altında kalan bir iş. Warner Bros. ve Legendary Pictures gibi sektörün lider isimlerinin yapımcılığında çıkan filmin ölümleri tasvirdeki ucuz efektleri bütün içinde oldukça sırıtıyor. Kaleler, ejderhalar, devler yaratmadaki özen, filmin bütününde bulunmadığı için, dramatik yapısı yüksek sahnelerde gülümsemeden edemiyorsunuz. Ki zaten dram dozu yüksek sahneler bile o hissi seyirciye geçirmede oldukça yetersiz çünkü hem yapılan hızlı kesmelerle bir şeye odaklanamıyorsunuz, hem de karakterlerle yakalamış olmanız gereken özdeşleşmeyi de kuramadığınız için, ölümler, kurtuluşlar herhangi bir heyecan yaratmıyor. 2014’ü en verimli geçiren oyunculardan olan Julianne Moore’un David Cronenberg’in yönettiği Maps to the Stars ve En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’na adaylık elde ettiği Still Alice’ten sonra Yedinci Oğul’daki performansı da filmin bütünü içinde ortalama kalıyor. Jeff Bridges ve Ben Barnes da usta-çırak ilişkisindeki çizdikleri uyumsuzlukla filmin başka zayıf taraflarından birini oluşturuyorlar.

Sergey Bodrov’un yönetmenliğini yaptığı Yedinci Oğul, klişe Hollywood aksiyonları içinde türe herhangi yeni bir şey getirmediği gibi, bu tarz filmlerde olması gerekenleri bile layıkıyla yerine getiremediği için izlemesi oldukça keyifsiz bir sinema deneyimi.

Amerikan stüdyolarının yıldız oyunculardan kurulu büyük hikayelerinin yanında nakit akışını sağlayan vazgeçilmezlerinden biri de kısmen daha ortalama isimlerden oluşturulan ekiplerle hayata geçirdikleri fantastik aksiyonlardır. Joseph Delaney’in The Wardstone Chronicles serisinin ilk kitabı olan The Spook’s Apprentice, sinema uyarlaması Yedinci Oğul’da orijinalinden neler kaybetti veya ne kadar farklı bir yapıda kaldı kitabı okumadığım için bilmiyorum fakat sinema anlamında ortada hiç bir şeyin olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Profesyonel bir amatörlük taşıyan vasat bir aksiyondan fazlası değil Yedinci Oğul. Gregory cadı avcısı bir şövalyedir. En büyük düşmanı olan Mother Malkin isimli cadıyı yer altına hapsetmiştir fakat cadı aradan geçen yıllarla birlikte eski gücünü tekrar toplamış ve dünyayı ele geçirmek için hapsedildiği yerden kaçmıştır. Kötü cadıyı durdurma noktasında Gregory en büyük yardımı yedinci oğlun yedinci oğlu Tom’dan alacaktır. Geçtiğimiz senenin en başarılı filmleri arasında gösterilen Locke’un yönetmeni Steven Knight’ın Charles Leavitt ile beraber yazdığı senaryo, muhtemelen fazla önemsenmeden yazılmış olacak ki oldukça başarısız. Uyarlama projelerde atmosfer ve karakter yaratımı zaten hep sıkıntılıyken Yedinci Oğul’da bu durum zirve yapmış. Karakterlerin hiç birinin altı doldurulmadığı gibi, dönüşüm ve gelişimler de o kadar sığ kalmış ki böyle bir metinden iyi bir film çıkmasını beklemek hayalperestlikten başka bir şey olamaz. Olay örgüsü itibariyle bir türlü sizi içine alamayan film, baştan itibaren bir tatminsizlik hissi yaratıyor seyircide. İlerleyen bölümlerde beklenmedik kahramanlıklar gösteren ana karakterimiz Tom, çiftçi bir çocukken ne ara dövüşmeyi, savaşmayı, silah kullanmayı öğrendi anlamak imkansız. Buna benzer pek çok kritik noktada beklenmedik sıçramalarla film puan kaybederken; çok güçlü, korkutucu olarak resmedilen Kraliçe Malkin’in savaşçılarının da eğitimsiz askerler gibi kolayca avlanmaları ve basit ölümleri inandırıcılığı iyice aşağılara çekiyor. ‘Fantastik bir filmden inandırıcılık beklemek’ noktasına takıldıysanız eğer, bu güne kadar yapılmış kendi içinde tutarlı pek çok fantastik yapımı -örneğin Narnia Günlükleri- hatırlamaya çalışmanızı öneririm. ‘Yeşil perde icat oldu, mertlik bozuldu’ görüşünü bir kez daha haklı çıkartan ve sırtını bilgisayar efektli canlandırmalara dayayan Yedinci Oğul, bu noktada da benzerlerinin altında kalan bir iş. Warner Bros. ve Legendary Pictures gibi sektörün lider isimlerinin yapımcılığında çıkan filmin ölümleri tasvirdeki ucuz efektleri bütün içinde oldukça sırıtıyor. Kaleler, ejderhalar, devler yaratmadaki özen, filmin bütününde bulunmadığı için, dramatik yapısı yüksek sahnelerde gülümsemeden edemiyorsunuz. Ki zaten dram dozu yüksek sahneler bile o hissi seyirciye geçirmede oldukça yetersiz çünkü hem yapılan hızlı kesmelerle bir şeye odaklanamıyorsunuz, hem de karakterlerle yakalamış olmanız gereken özdeşleşmeyi de kuramadığınız için, ölümler, kurtuluşlar herhangi bir heyecan yaratmıyor. 2014’ü en verimli geçiren oyunculardan olan Julianne Moore’un David Cronenberg’in yönettiği Maps to the Stars ve En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’na adaylık elde ettiği Still Alice’ten sonra Yedinci Oğul’daki performansı da filmin bütünü içinde ortalama kalıyor. Jeff Bridges ve Ben Barnes da usta-çırak ilişkisindeki çizdikleri uyumsuzlukla filmin başka zayıf taraflarından birini oluşturuyorlar. Sergey Bodrov’un yönetmenliğini yaptığı Yedinci Oğul, klişe Hollywood aksiyonları içinde türe herhangi yeni bir şey getirmediği gibi, bu tarz filmlerde olması gerekenleri bile layıkıyla yerine getiremediği için izlemesi oldukça keyifsiz bir sinema deneyimi.

Yazar Puanı

Puan - 46 / 100

4.6

Yedinci Oğul, klişe Hollywood fantastik-aksiyonları içinde türe herhangi yeni bir şey getirmediği gibi, bu tarz filmlerde olması gerekenleri bile layıkıyla yerine getiremediği için izlemesi oldukça keyifsiz bir sinema deneyimi.

Kullanıcı Puanları: 3.61 ( 4 votes)
5
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi