Sinema tarihinin kuşkusuz en önemli yapıtlarından biri 1957 yılında Ingmar Bergman tarafından çekilen Yedinci Mühür (The Seventh Seal) filmidir. 14. yüzyılda yaşayan ve uzun yıllar boyunca hiç bilmediği topraklarda Tanrı adına savaşmış bir şövalyenin hikayesi üzerinden insanın ölüm karşısında hissettiği anlamsızlığı ve ölümün mutlaklığına rağmen sürdürdüğü anlam arayışını irdeler. Tam da bu sebeple yalnızca ortaçağ karanlığını anlatan bir dönem filmi olmanın ötesine geçer ve modern dünyanın keşmekeşi içinde kaybolmuş günümüz insanının varoluş mücadelesine de ışık tutar; evrensel bir hikayeye dönüşür.

Antonius Block silahtarı Jöns ile birlikte, Haçlı Savaşları sırasında, tam on yıl boyunca “Kutsal Topraklar”da savaşmıştır. Dini amaçlar uğruna, evinden kilometrelerce uzağa, ölmeyi göze alarak, öldürmeye gitmiştir. Öldürmüş ve ölümler görmüştür. Savaş bitip geri dönüş yoluna koyulduğunda ise veba salgını olduğunu, on binlerce insanın vebadan can verdiğini görür. Bir deniz kıyısında mola verdiklerinde uçsuz bucaksız denizin ve göğün yanında Block ve silahtarı kum tanesi kadar küçük ve önemsiz görünürler. Şövalyenin gözlerinde hüzün, aklında soru işaretleri vardır. Tanrıya yakarır ama bu yakarışın onu rahatlattığını söylemek güçtür. Antonius Block ansızın ölümü yanında bulur. Ölüm bu kez şövalye için gelmiştir. Ölümün onu, yıllar süren savaşın ardından, evine dönerken bulması bir hayli trajiktir. Tanık olduğu onca ölümden sonra, mevzubahis bu defa kendi ölümü yani yokoluşudur. Şövalye o kadar kolay teslim olmak istemez ve ölüme satranç oynamayı teklif eder. Oyun devam ettiği sürece, ölüm onun canını almayacak, eğer ölümü mağlup etmeyi başarırsa da canı bağışlanacaktır. Ölüm, kendinden emin bir şekilde bu teklifi kabul eder ve oyun başlar.

Ölüm her insanın bildiği fakat düşünmek istemediği kaçınılmaz sondur. Bilinmezdir ve bu bilinmezlik ürkütür. İnsanın düşünmek istemeyişi bu yüzdendir. Bu gerçekliği yadsımaya, unutmaya çalışır. Fakat bu nafile bir çabadır. Çünkü ölüm bizim unutuşumuza fırsat vermeden kendini yeniden ve yeniden hatırlatır. Ölüm yani yokoluş, kaygıyı da beraberinde getirir. Bu kaygı iki şekilde ortaya çıkar. Birincisi nevrotik kaygı, diğeri ise varoluşsal kaygıdır. Nevrotik kaygı, ölümün gerçekliğinin kabullenilememesinden, yani yadsınmasından kaynaklanır. Bu sağlıklı bir başa çıkma yöntemi değildir. Varoluşsal kaygı ise ölümün bir gerçeklik olarak kabul edilmesi ve buna rağmen yaşamı sürdürebilme yetisidir. Varoluşsal kaygıları olan insan, bu hayatın bir sonu olduğunu bilir. Bu son anlamsızlığı da beraberinde getirir. Yani sonunda hiçlik olan bir yaşamın kendi başına bir anlamı yoktur. Bu noktada insanın önüne iki seçenek çıkar. Ya sonunda hiçliğin olduğu bu anlamsız dünyada yokoluşu yani intiharı seçecek ya da anlamsız bir hayatı sürdüremeyeceği için kendi anlamını yaratacaktır. İkincisi temelde insanın kendini var etme mücadelesidir.

Yedinci Mühür: İnsanın Varoluş Mücadelesi

Ölümle burun buruna gelen şövalyenin hissetiği şey tam olarak varoluş kaygısıdır. Onca yıl boyunca tecrübe ettiği şeyler hayatın anlamını sorgulamasına sebep olmuştur. Fakat insanın kendi ölümünü somut bir gerçeklik olarak karşısından bulması bambaşka bir deneyimdir. Block hayatın anlamsızlığını çok daha derinden hisseder. Satranç oyununu belki de sadece zaman kazanmak için kullanır. Çünkü geçmişine dönüp baktığında anlamlı tek bir şey yapmadığını fark eder. Anlamı bulmak ve bir tane de olsa anlamlı bir şey yapabilmek için zamana ihtiyacı vardır.

Kendi anlamını yaratabilmek için önce ona hazır sunulmuş anlamlara savaş açar şövalye. Karşısına uğruna yıllarca savaştığı, can aldığı din çıkar. Çünkü din, ortaçağda her şeyin üzerine çökmüş siyah, kalın bir sis tabakasıdır. Şövalye, anlamı bulmak için önce bu sis tabakasını yarmak zorundadır. Tanrının nasıl olup da kendi yarattığı insanı bu kadar büyük acıların içine terk ettiğini sorgular. Ölümün ne olduğunu, tanrının var olup olmadığını bilmek ister. İnanç ya da varsayımlar değildir onu ilgilendiren; bilgiye kavuşmak ister, Tanrının bilgisine. Tanrı var ise neden kendini olanca açıklığı ile insana belli etmemektedir? Aslında amacı Tanrıyı reddetmek değil, aksine kuşku götürmez bir şekilde inanmaktır. Hatta bu gaye uğruna, yani Tanrıyı bulmak için şeytana bile başvurmayı düşünür. Şeytanla ilişki kurduğu gerekçesi ile diri diri yakılan gencecik kızın gözlerinde arar şeytanı. Ama gördüğü kocaman bir boşluktan başka bir şey değildir. Peki ya Tanrı yoksa, başka bir hayat yoksa, hayatın, tüm bu yaşananların anlamı nedir?

Filmde ölü soyucular, iki yüzlü insanlar, var olup olmadığını bilmedikleri cehennemden kaçmak için bu dünyalarını cehenneme çeviren “yaşayan ölüler” vardır. Tüm bu kötülüklerin değili olarak ise gezici bir tiyatroda oynayan, saf ve sevgi dolu bir aile çıkar karşımıza. Ailenin tiyatrocu olmasının bu noktada ayrı bir önemi vardır. Çünkü sanatın kendisi insanın anlam arayışının bir ürünüdür. Aile ölümün karşısında yaşamı temsil eder. Şövalyenin gerçek anlamda var olduğunu hissetiği iki sahne vardır. Birincisi ölümün hile yaparak, Block’un satrançtaki hamlesini öğrendiği andır. Block için ölüm artık kaçınılmazdır. İlk defa bu gerçeği kesin olarak kabullendiği için yaşamı her hücresinde, damarında akan kanda hisseder. İkincisi ise bu sevgi dolu ailenin yanında olduğu andır. Mutludur şövalye, hafiflemiştir. Dünyanın karanlığı geride kalmıştır. Bergman burada hayatın anlamı olarak sevgiye işaret eder.

Nihayet oyun sona yaklaştığında, ölüm sadece şövalyeyi değil çevresindeki herkesi almaya geleceğini söyler. Şövalye için artık kendi ölümünün bir anlamı yoktur. Fakat aile için endişe eder ve ölümün dikkatini dağıtarak ailenin kaçmasını sağlar. Artık huzurludur şövalye çünkü amacına ulaşmış, anlamlı bir şey yapmıştır. Şövalye ölecek olsa bile, yaşam (yani aile) kazanmıştır. Bergman film aracılığı ile yaptığı kendi sorgulamasını ise Block’un silahtarı Jöns’e söyletir filmin sonunda. Ölüm tüm dehşeti ile can almak için geldiğinde şövalye hala kuşku duyduğu Tanrısına yakarmaktadır. Jöns’ün tepkisi ise şudur: “İçine düştüğünüzü söylediğiniz o karanlıkta, hepimizin karanlığında, yakarışlarınızı dinleyecek, acılarınızdan etkilenecek kimseyi bulamayacaksınız.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi