Parmenides: “hiçlik hiçlikten gelir”

Uğur Yücel tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan 2004 yılı yapımı Yazı Tura, iki genç erkeğin toplumdaki erkek algıları ile hayatlarını şekillendirmesini ve bu algılar çerçevesinde kendi kıyametlerine adım adım yaklaşmalarını konu alan politik ve ritmik bir beden filmidir. Filmin başrollerinde yer alan Kenan İmirzalıoğlu ve Olgun Şimşek farklı hayatların içerisinde kendilerini bulmaya çabalayan iki genç adamdır. Ancak bu iki genç adam eril toplumun içerisinde bulunmaktan dolayı bileklerine takmış oldukları prangaların kattığı görev ile bir noktada hiç bilinmedik bir anda kesişir. İstanbullu olan Cevher (Kenan İmirzalıoğlu) ile Göremeli Rıdvan (Olgun Şimşek) askerlik için gittikleri Doğu Anadolu’da karşılaşır ve bu karşılaşma ile hayatlarındaki zincirleme reaksiyonun tetiğini çekmiş olurlar. Film üç farklı mekan ve zaman algısıyla beraber ilerlerken izleyici aslında her adımda tanıdık olan ve onu yaralayan unsurlarla karşılaşmayı sürdürür. Uğur Yücel’in dijital kamera kullanarak yarattığı Yazı Tura evreni, hem eril hegemonik Türkiye’yi yansıtırken hem de bu ülke içerisindeki erkek ve erkeklik algısını nakış gibi yavaş yavaş özenli bir şekilde işlemiştir. Bu el emeği işleme dijital kameranın getirdiği teknolojik göz, renk ve hareket ile bir ikililik zıtlığı ve uyumu yakalayarak Yazı Tura’yı unutulmayacak filmler arasında hem içerik hem de teknik bağlamda yerini almasını sağlamıştır.

Yazı Tura üç ana eksen çevresinde hikayesini oluşturan kaotik bir erkeklik filmidir. Erkek bedeni üzerinden bir toplumsal norm algısını ortaya koyan ve bununla beraber erkeğin kendi bedenine yabancılaşmasına neden olan toplumsal eril düzenin soğuk nefesini karmaşık ve zor kamera çekimleri ile izleyicinin üzerinde bir kabus gibi çöktüren başarılı bir yapımdır. Ajda Pekkan’ın şarkısında söylediği gibi ‘haykıracak nefesi kalmayan’ erkeklerin zorla bir düzen içerisinde kendilerini kalıplar içerisinde var etmeye çabaladıkları bir şiirin Edgar Allen Poe vari kara dünyasından çıkan ve izleyiciye puzzle‘ın sadece iki parçasını gösterip büyük resme dikkat çekmek isteyen bedenin performansı bir film Yazı Tura. Böyle bir atmosfer içerisinde ülkenin içinden geçtiği siyasi ve maddesel olguları ve olayları da filmin senaryosu içerisinde harmanlayan Yücel tartışılacak çok fazla konunun içerisinde yüzüp, filmin sonunda izleyicinin yüreğinde büyük bir acı ve sinir bırakarak çok sesli bir koronun ihtişamını gözler önüne çıkarıyor.

Uğur Yücel imzalı film üç ana kısımdan oluşuyor ve bu üç ana kısmın birbiri içerisine girip kördüğüm olarak bir hikayeyi oluşturması izleyicinin gözlerinin karşısına çıkıyor. Üç farklı zaman ve mekan algısı içerisinde aynı türkünün nakaratı olarak ilerleyen Yazı Tura’da kronolojik bir akış olmasa da zihin filmi sıralı bir düzleme oturtuyor ve filmi algılama işlemine geçilirken bu zamansal düzen bazı noktaları daha da can alıcı kılıyor. Ben de filmin analizini yapmak yerine filmi, filmle beraber tekrar haykırmak için bu kronolojik düzlemden yardım alacağım ve üç görsel ve işitsel büyülü diyarı tek tek ele alarak; karanlığın şarkısını zincirlere vurulmuş erkekler ile beraber yansıtmaya çabalayacağım.

Yazı Tura: Ölümün Mekansallığındaki Tutsaklar

yazi-tura-filmloverss-3

Şeytan Rıdvan ve Hayalet Cevher farklı coğrafyalar içerisinde farklı sorunların etrafında gezip onlara içine girilmesi gerektiği kalıplara uyarak girmiş iki erkektir. Yolları bir eril devletin şart koyduğu kendini yok sayma yolculuğunda kesişir. Bu yolculuk içerisinde beden ve ruh soyut bir varlığın elindedir ve bu varlık tüm özneler ve tüzeller tarafından meşrulaştırıldığı için erkeklik zihniyetinde başka bir yolculuk olmaksızın yapılan yolculuğun babasıdır. Her babada olduğu gibi oğullarını affetmeyen bir düzene sahip olan bu hegemonya Rıdvan’ı ve Cevher’i de yok sayan bir açlıktadır. Kendi çocuklarını yutan Kronos vari bir babanın çocukları olan bu iki adam kendilerinin üstünde gerçekleşen bir kara bulutun piyonları olarak kullanılır ve bu kullanılış her zaman kutsallaştırıldığı için toz pembe bir illüzyonun piyesidir adeta. Kutsallaştırılan her olgunun kurban edilecek özneler arıyor olmasının paradoksunda ülkenin, vatanın ve her ne için savaşılıyorsa onun kutsallığı için kurban edilmesi gerekenler bunun saflığını düşünerek kendilerini yok sayarlar. Rıdvan ve Cevher de bu erkekler arasındadır. Ancak Yücel’in kamerasındaki ilk kırılma burada gerçekleşir. Kendini yok sayma fantezisi ve kutsal için savaş bir noktada kırılır çünkü bedenin bütünselliği ile gelen duyguların yoğunluğu insanın bencil ve en doğru, doğal tarafını özgür bırakır.

Rıdvan ve Cevher bir karanlığın içerisinde onlara söylendiği gibi bilinmez bir yolculuğun piyonları olmuşlardır. Filmin açılış sekansında Rıdvan’ın kendini kaybettiğini ve kendi ölümünü hiçe sayarak, varlığının sonlanma riskini göz ardı ederek bir tepki içerisinde olduğunu görüyoruz. Beyazlığın gör edercesine uzandığı bu anda Rıdvan mayınların üzerine doğru giderken Cevher onun hayatını kurtarmak için ona doğru koşar. Bu koşuş bir kahramanlık değildir. Sadece ezilen ruhların birlik olmasının bir temsili gibidir. Ancak Cevher tam vaktinde yetişemez ve büyük babanın istediği sağlıklı erkek çocukları mayın ile karşılaşır. Filmin ilerleyen anlarında ve hikayelerinde geri dönüşler ile tamamlanan bu kaotik parçalanma noktası git gide izleyici karşısında bir bütünlük kazanır ve Rıdvan’ın anlatıcı sesiyle her şey şekillenir.

Ölümün mekansallaştığı cephede ölüm ile beraber varlıklarını devam ettirmeye çabalayan askerler olan Rıdvan ve Cevher toplumun erkekler için biçtiği rolü üstlenmiş vaziyette tam da ne yaptıklarını bilmeden söyleneni yaparlar. Ancak bu ölüm mekansallığında Rıdvan başka bir karşılaşma daha yaşar. Lise aşkının ölü bedeni ile karşılaşan ve bunun farkına bir fotoğraf karesi ile varan Rıdvan o an fotoğraftaki donuk bedenler gibi kendi bedeninden ayrılır. Havaya ateş açarak bir direniş göstermeye ve yukarıdaki babaya başkaldırmaya çabalar. Bu anda Cevher ona yetişemez ve Rıdvan bir mayına basar. Bu ölümün kabusu Rıdvan’ın bir bacağının ve Cevher’in bir kulağının yok olmasına sebep olur. Artık bu iki erkek, babanın istemediği ‘eksik’ erkeklerdir. Bedenleri tam olmayan bu iki erkek düzen içerisinden atılır. Tam kurban edilmedikleri için tam kutsallık alanına da giremezler ve eski yaşamlarına gazi olarak dönerler. Eril hegemonik babanın erkekleri sağlam, eksiksiz bir bedene sahip olması gerekirken Rıdvan ve Cevher artık dışlanmışların alanına atılmışlardır ve bu yersiz yurtsuz bırakma ile beraber toplumun erkek normunun şekilci ve işlevselci paradigması Yücel tarafından alt üst edilip temsil alanına başarılı bir şekilde yansıtılmıştır.

Şeytan Rıdvan ve Mistik Ötekileştirilme

yazi-tura-filmloverss-2

Rıdvan gazi olarak Göreme’ye geri döner. O ne kadar erkek toplumda ululaştırılmış olan gazi ünvanına sahip olsa da toplumun iki yüzlü yapısı onu altında ezer. Çünkü her ne kadar ulu bir noktada dursa da aslında kurban edilmediği için bir kutsallık ile harmanlanmamıştır. Evine dönmüştür ve bu dönüş ile beraber erkeklerin gözünde atılmışlığında somutlaştırılmış haline bürünmüştür. Ayrıca bu atılmış beden bütün bir beden de olmadığı için ululaştırılmanın yanında aşağılama ile de karşılaşır Rıdvan. Bu aşağılanmayı hiçbir şekilde hazmedemez ve bu ikililik onu mistik bir dünyanın içerisinde kaybolmasına neden olur. Sevdiği kız ile evlilik planları yaparken artık sevdiği kızın onu bir bacağı olmayan bir adam yani eksik bir erkek olarak görüyor olması Rıdvan’ın psikolojisini küçük bir bit gibi yavaş yavaş emmeye ve tüketmeye de başlar. Bu dışlanmışlık onun kendi içinde de büyük kabuslar yaratır.

Uğur Yücel ikinci hikayede kamerasının karşısına muazzam bir oyuncuyu koyar. Şeytan Rıdvan rolündeki Olgun Şimşek muazzam bir oyunculuk performansı sergileyerek eşikte kalmış olan adamın bütün dramını izleyiciye yansıtır. Yücel Göreme hikayesinde Yazı Tura’da başvurmayı tercih ettiği bir noktayı yansıtır. Yücel realite ile filmin kurgusunu kesiştirerek, kurgu filmin toplumun gerçeklerine ne kadar bağlı olduğunu ve onları yansıttığını göstermek ister. İkinci hikayede bunu oyuncular üzerinden gerçekleştirir. Oyuncu olmayan ve orada yaşayan insanları karakterler olarak filme dahil eden Yücel izleyici üzerindeki hayali duvarı yıkar ve realitenin kapısını filmin tartıştığı noktaları güçlendirecek şekilde yeniden oluşturur. Bu amatör oyuncular içerisinde de Rıdvan’ın annesini canlandıran kadın bir şiir gibi filmin ruhunu oluşturmaktadır. Bununla beraber Rıdvan’ın en eski dostlarından biri olan Sencer’i Engin Günaydın; Sencer’le beraber çalışan ve Rıdvan’ın geçmiş zaman hayaleti olan Firuz’u da Erkan Can canlandırır.

Rıdvan toplum tarafından dışlanırken ve bir nevi ucube olarak ilan edilirken hala hayatın içerisinde kendine ‘normal’ bir sığınak inşa etmeye çabalar. Evlenmeyi, futbol oynamayı, evinin ‘erkeği’ olmayı düşlerken artık onun için hayatın farklı bir anlam taşıdığını reddetmeye başlar. Rıdvan’ın cesedini gördüğü lise aşkı Elif artık onun peşindedir ve onun görüntüsü Rıdvan için geçmişin ve geleceğin hayaletidir. Firuz’un Elif’in babasının arkadaşı çıkması ise Rıdvan için hayaleti elle tutulur bir noktaya getirir ve bu kırılma anı ile beraber artık Rıdvan bedeninin kontrolünü kaybetmeye başlar. Bu kayıp ile beraber filmdeki erkeklik ve beden tartışması farklı bir boyuta evrilmeye de başlar. Kürt-Türk savaşının insanlar üzerindeki maddesel ve manevi ayrıştırıcı özelliği bir anda hikayenin ana ekseninden biri olur (Elif ve ailesi Kürt olduğu için babası taşınma kararı almıştır zamanında) ve burada film bir düşüşe geçer. Ancak ikinci hikayede Yücel muazzam kamera kullanımı ve görüntülerin şiddeti ile bu düşüşü başarılı bir şekilde aleyhine çevirerek Rıdvan’ın hikayesini unutulmazlar arasına sokar.

Elif ölmüş müdür yoksa ‘bizim bildiğimiz Elif’ yaşamakta mıdır; izleyici bunun karmaşası içerisinde bir sorgulamaya girerken Rıdvan’ın içindeki Elif’i temsil eden bütün saf ve sevgi dolu duygular bir bir kararmaya ve ölmeye başlamıştır. Hatta artık yavaş yavaş bu mistik ölüm Rıdvan’ı yanına çağırmakta; onu yaşam denilen ötekileştirildiği alandan uzaklaştırmaya başlamıştır. Bir meyhanede son tiratını atan Rıdvan artık kendini yokluğun içerisine bırakmaya hazırdır lakin bütün ‘az erkek’ ezilmesine karşı hala içerisinde bir umut ışığı taşımaktadır. Toplum ona bir kadın üzerinden kendi erkekliğini yaratma öğretisini aşıladığı için hala bir kadına sahip olma umudu ile erkekliğini de yaşatmayı düşünmektedir. Bu umut ile yaşam ile ölüm arasındaki seçimini yaşamdan kullanan Rıdvan hikayesini sonunda bu umudu da kaybettiğini, hatta en yakını olduğu erkeğe karşı kaybettiğini görünce ince çizgideki seçimini değiştirir ve Yücel büyük bir azap ile izleyicisine bu hikayenin bittiğini fısıldar.

Hayalet Cevher ve Sessiz Yabancılaşma

yazı-tura-filmloverss-1

Yazı Tura’nın üçüncü ve son hikayesi ise Rıdvan’ın yokluğa karışması ile başlıyor. İlk hikaye her zaman bir geriye bakışlar ile ilerlediği için Cevher’in de güncel hayatına bir girizgah yapılmış olsa da tam olarak ana eksene Yücel tarafından onun alınması üçüncü hikayede gerçekleşiyor. Cevher, Rıdvan’ı kurtarmak için öne atıldığında Rıdvan’ın bastığı mayından etkileniyor ve sağ kulağını kaybediyor. Ancak bu kaybediş Rıdvan’ın kaybından bir noktada ayrılıyor. Cevher ilk bakışta bedenini kaybetmiyor. Bedeni ile olan öznel ilişkisini kaybediyor çünkü kulağı ‘sağlam’ bir şekilde bedeninde yer alıyor olsa da artık onun işlevselliğini Cevher kullanamıyor, sağ kulağı ile duyamıyor. Bu duyamama sendromu ile beraber Cevher hayata karşı olan tavrını da değiştiriyor. Onun bu eksikliği kendi özsel tesir alanını etkiliyor ve onu daha da bütün gözükmeye itiyor. Bu bütün gözükme toplumsal erkek formu içerisinde Cevher’i eritiyor ve Cevher üçüncü hikayede gördüğümüz gibi toplumun olmasını istediği ‘mükemmel’ erkek formuna ulaşıyor. Maçolaşıyor, sertleşiyor ve tüm kalıplar içerisinde kendi erkekliğini meşrulaştırıp; varlığını ispatlamaya çabalıyor.

Toplumun erkek için oluşturmuş olduğu bütün kalıplara girmiş olan Cevher, hayali olan bir tren istasyonundaki büfe için para bulmaya çabalamaktadır. Bu çabasında da yolu tefecilik ve uyuşturucudan geçer. Ancak tüm bunlar erkeğin tehlikeli tarafını yansıttığı için kimse tarafından hor görülmez veya aşağılanmaz. Cevher olması gerektiği gibi davranmaktadır ve bu davranışlarıyla beraber erkekliğin bir birey üzerinde kurduğu bütün dominant baskıyı temsil etmektedir. Ancak hala içinde bir farklılık ve baş kaldırış vardır. Odasına kapanıp sinir krizi ile ağladığı anda babasının gelmesi ve ona kulağından dolayı mı ağladığını sorması bütün toplumsal erkekliği de göstermektedir. Cevher’in başka bir şeye ağlama izni yoktur ve aynı zamanda gizli kapaklı ağlaması gerekmektedir. Kulağının duymaması ile sessizliğe hapsolmuş olan Cevher bu sessizlik içerisinde git gide yabancılaşmaya da başlar. Bu yabancılaşma toplumun dayatmalarını gerçekleştirmesiyle beraber kendine olan yabancılaşmasını gösterir. Ona eski benliğini hatırlatan tek şey Rıdvan ile çekilmiş olan çerçeveli fotoğrafıdır. Bu fotoğraf ona bir bakıma eski bütün kendini, kalıplar dışında kendi olabildiği özgür bedensel kendini hatırlatmaktadır.

Uğur Yücel’in Yazı Tura’nın ikinci kısmında iki farklı dala doğru uzandığını belirtmiştim. Bu iki farklılığı Yücel üçüncü hikayede de kullanıyor ve filmin tartıştığı noktaları çoğaltarak biraz kayboluyor ve tekrar bir düşüşe geçiyor. Ancak tekrar bu düşüşü toparlamayı başaran yönetmen tartıştığı ana meseleyi farklı bir boyuta çekiyor. Yücel üçüncü hikayedeki realite kırılmasını tekrar ikinci hikayede olduğu gibi büyük bir gerçeklik ile yapıyor. Cevher İstanbul’da kurduğu düzen içerisinde var olmaya çabalarken 1999 depremi meydana geliyor ve bir anda depremin gerçekliği o günkü haber programları ile yansıtılıyor. Bu realite ögelerinin filmi bir anda bölüyor olması izleyiciyi tekrar kurgunun dünyasından çıkarıyor ve gerçekliğe getiriyor. Bu kırılma ile beraber tekrar olan her şey izleyicinin algı boyutunda gerçek bir zemine oturuyor. Depremde Cevher amcasını (Ahmet Mümtaz Taylan) kaybediyor ve babası yaralanıyor. Realite kırılması yaşanan haberlerde de gördüğümüz gibi deprem haberleri Yunanistan’da çokça yer alıyor. Bu realite ile filmin kurgusu tekrar kesişiyor ve Cevher’in babasının beraber olduğu Rum Tasula (Eli Mango) ile Cevher’in abisi olan Teoman (Teoman Kumbaracıbaşı) Türkiye’ye geliyor. Bu kesişen yollar ile ikinci hikayedeki Türk-Kürt meselesi üçüncü hikayede Türk-Rum hikayesine dönüşüyor.

İkinci hikayedeki gibi bir terk edişi beraberinde getiriyor bu siyasi arka plan. Tasula Rum olduğu için mahalle baskısı yüzünden evini ve sevdiği adamı bırakıp oğlu ile beraber Yunanistan’a gidiyor. Bunu anlatılan hikayeler ile öğrenen izleyici yeniden bir terk etmeye mecbur bırakılma içerisinde filmdeki babayı duyuyor. Baba kendi istediği evlatlarını yanında tutarken diğerlerini kendinden uzaklaştırıyor. Türk, sunni, heteroseksüel, beyaz, bedeni bütün erkek olan babanın evlatları kalıplar içerisinde yaşamaya devam ederken diğerleri birer kaçışın hikaye anlatıcılarına dönüşüyor. Özellikle kadının ezilmesi ve şiddete maruz kalıyor olması bu kaçışların özneleri olan Elif ve Tasula üzerinden Yücel tarafından dile geliyor. Ancak bu noktada Yücel bu konuyu bir kenara bırakmayı tercih ediyor ve Yazı Tura’da tartışmaya açtığı asıl mesele olan erkekliğe tekrar kamerasını çeviriyor. Cevher’in kendine kurduğu ve içinde bir piyon olduğu sert erkek duvarları eşcinsel abisi Teoman ile delik deşik ediliyor.

Yunanistan’dan gelen Teoman bir anda Cevher’in hayatını alt üst ediyor. Abisi olduğunu öğrenen Cevher kendi alfa erkekliğinin tehlike çanını duymaya başlarken bir anda da kendi erkeklik duvarının yıkıldığını görüyor çünkü gelen yabancı abi bir eşcinsel erkek olduğu için Cevher’in o güne kadar yarattığı bütün toplumsal normu hiçe saymış oluyor. Teoman’a abi değil abla deni düşüncesini taşıyan Cevher hiçbir şekilde Teoman ile bir iletişime geçmiyor çünkü dil alanına girdiği anda bunun bir yakınlık doğuracağını ve toplumun babasının bu yakınlığı affetmeyeceğini biliyor. Herhangi bir yakınlık kurmayarak daha fazla ‘erkek’ olmaya çabalayan Cevher abisi ile hiçbir bağının ve benzerliğinin olmadığını sayıklayıp duruyor. Ancak Teoman kardeşine yaklaşmak için bütün yolları deniyor ve en son onu karşısına alıp konuşuyor. Uğur Yücel heteroseksüel ve homoseksüel abi kardeşin bu karşılaşmasını oluştururken hem çok kötü hem de çok iyi işlere imza atıyor. Teoman gereksiz bir şekilde Cevher’e neden eşcinsel olduğunu anlatmaya başlıyor ve tüm her şeyi babasını özleyen ve üst kattaki pedofili adam ile bu özlemi gidermeye çabalayan çocuk üzerinden olgusallaştırıyor. Bu noktada Yücel tamamen klişenin tutsağı olarak aynı zamanda homofobik bir alt metin oluşturuyor ve filmin en büyük eleştiri noktasını yaratmış oluyor. Tüm eleştirdiği noktaları bir anda farklı bir pratikte kendisi de üreterek kendi bacağından asılan koyun deyimini kendi üzerinde somutlaştırıyor. Ancak bu eleştirinin gölgesinde kalmaması gereken Teoman ve Cevher’in öpüşme sahnesi ile de bütün babalara isyanını gösterip kendi anarşist manifestosunu bir ruj paylaşımı ile unutulmaz kılıyor Yazı Tura’da.

Cevher, Teoman’ın saldırıya uğradığını görünce bir anda içindeki isyanı ortaya çıkarıyor ve Rıdvan’ın beden algısı üzerinden içine girdiği kaotik ruh ile kendini öldürmesi gibi Cevher de bedeni üzerinden girdiği kendiyle kavgaya ölümü karıştırıyor. Teoman’a saldıran adamı öldürüyor ve sağ kulağını kesip fırlatıyor. Bu hadım etme ile beraber toplumsal babanın sevdiği, eşcinsel erkeğe ve trans bireye saldıran ‘normal’ erkeğin de profanlaşmasını sağlıyor Cevher ve erkekliğin kendi beden algısı içerisinde var olmasını sağlıyor. Bu hadım ile beraber Cevher artık tamamen özgür oluyor ancak baba isyan eden oğlunu başka bir şekilde tekrar zaptetmesini biliyor. Yazı Tura iki farklı erkeğin farklı yollarda ve hayallerde ilerlerken toplumsal norm erkeğinin altında ezilmesini başarıyla aktarıp birçok ünlem arkasında bırakıyor. Yazının başında alıntıladığım gibi film, bir hiç olmaktan yola çıkıp erkeklik altında ezilen iki erkeğin hiçliğini temsil ediyor ve bu bedensel ölümlerden doğan ruhsal ölümleri anlatılmamış bir cinsiyet hikayesi üzerinden anlatıyor. Sayfalarca yazılacak saatlerce konuşulacak konu açan Yazı Tura büyük bir alkışı hak ederken bu son sahnesiyle beraber isyanın büyük acısını izleyicisine hissettiriyor ve erkekliğin ezici kalıplarını yıkmak için bir ayağa kalkış arzulatıyor.

yazi-tura-filmloverss-afis

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi