İyi değiliz, iyi olmayacağız. Bu koşullar altında bir şey olmamış gibi yayına devam etmemiz zaten mümkün değildi, ama bu susacağımız manasına da gelmiyor.

Bu yıl kaçıncı kez yayın durdurmamız gerekti artık saymakta bile zorlanır hale geldik. Yayın durdurmaya sebebiyet veren olayların kendileri zaten sinirlerimizi günlerce, hatta aylarca altüst ediyor. Burada yayın durdurma eyleminin etik yükümlülüğünü tartışacak halimiz yok. Yayın durdurma eyleminin kendisi dış nedenlerle değil, kendi vicdani hesaplaşmamızla alakalı çoğu zaman. Böyle de olması gerekir. Zaten “Tamam, hadi devam edelim” desek dahi memleketin bir başka köşesinde insanlar ölürken, Woody Allen’ın son filmi hakkında falan bir şeyler yazasımız da gelmiyor. Bırakın birilerinin ölmesini, düzenli olarak katliam üretebilen bir memlekette (yakın geçmişi rakamlarla ifade edersek, 6 katliam 523 ölüm) yaşadığımız için, bir şeyler yazma isteğimizin gelmediği zamanlar sıklaşıyor. Ama o durumlarda barışın sessizlikle gelmediğini; sanatın savaş varken susmak için değil, barışı sürdürmek ve mücadele etmek için var olduğunu anımsayıp da bir silkeleniyoruz. Bazen bu tür durumlarda daha yapıcı kaçamaklar arayışına giriyoruz, Filmloverss’ın fikirlerimizi bu tür durumlarda ifade etmemizi sağlayan Not defteri diye bir köşesi var. Bu yazı da Not Defteri’nde yer alıyor şu an.

Not Defteri sık sık sinemayı güncel olana bağladığımız, ayakları yere basan ama sizi de zaten takip ettiğiniz kanalların %80’ini kaplayan cümlelerle sıkmamaya çalıştığımız içeriklerden oluşuyor. Bu defa ise, yaratıcılıktan kısıp da, bariz olanı, en görüneni tekrar etmek amacıyla kullanacağız. Düzlüğümüzü maruz görün, ama iki ayrı kimlik bizi buna itiyor: genç olmak ve sinema sevmek. Geleceğinin içine edilmeye çalışan gençler olmamız ve sinemaya meraklı olan, fakat memleketin öznel koşulları nedeniyle sürekli esas yapmak istediklerini askıya almak zorunda kalmamız bakımından, şu an niceniz gibiyiz, tek farkımız ise bu husustaki düşünceleri kitlelerle paylaşabileceğimiz bir platformun elimizin altında olması.

Bir araya gelince sık sık konuşur olduk: çok yanlış bir alanda gelecek kurgulamaya çalışıyoruz. Bu ülkede sanatla, kültürle ve sinemayla uğraşmak hiç de kolay şeyler değiller. Arkanızda bir sermaye olmayınca çok daha zor. Bir de politik görüşleriniz genel-geçer olana aykırıysa ve bunu dile getirmekten çekinmiyorsanız, ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Fakat biz zaten bu duruma göğüs germeyi kabullenerek bu yola girmiş vaziyetteyiz. Nasıl bir yerde durduğumuzu; ne kadar iyi işler yaparsak yapalım, illa herkesi memnun edemeyeceğimizi, yolda maddi manevi sebeplerle tökezleyeceğimizi zaten biliyorduk. Fakat kaldıramadığımız şeyler var, o şeyleri biraz karikatürize ederek yine bu yayın durdurma eyleminin ekseninde anlatacağız.

Türkiye’de yayın yaparken çok kaba hesaplar yapmanız gerekiyor, ha zaten herkesi memnun etmeniz zaten imkansız. İşin kişisel zevk değil de politik alt metin kısmını aldığınız zaman da durum böyle. Birçok konuda oto sansür uygulamak gerekiyor; hem popülist olmaktan kaçmak, hem de popülistlerin kurbanı olmamak için. Neyse ki kalabalık bir ekibiz, o yüzden bir standart belirlememiz de kolaylaşıyor, çünkü fikir çokluğunun olduğu zeminlerde etrafında toplanılabilecek değerler belli başlı: yaşam hakkına saygı, cinsiyetçilikle, ırkçılık ve nefret söylemiyle mücadele ve şeffaflık. Yani kendi bireysel politik konumumuz ne olursa olsun, hassasiyet gösterdiğimiz şeyler bunlar. Bu ilkeler çiğnenmediği sürece fikir özgürlüğünü sınırsızca kullanabildiğimiz bir yer Filmloverss. O yüzden paylaşımlarımız sinemayla alakalı olsa da, zaman zaman başka kaygıları bünyesinde içeriyorlar.

Yayını Durdurduk Ama Susmamız Gerekmiyor

Yayın durdurma eylemi sessiz olabilir ama efektif bulduğumuz bir şey bu bakımdan. Takdir edersiniz ki internette yayın yaparken düzenli içerik üretmemiz gerektiği ve başarımız sizlerin siteyi ne kadar ziyaret ettiği üzerinden değerlendirildiği için hiç de pratik değil. Yanlış ülkede yanlış sektörde yer aldığınızı düşünmenize neden oluyor bu durum. Dünyanın başka bir yerinde bu şekilde üretim yapan genç insanlar olmak ödüllendirilirken, biz hem yaptığımız işten gerektiği kadar kazanamayarak, hem de sürekli tepkilere maruz kalarak sık sık bu düşüncelere sevk ediliyoruz. Siteyi takip edenlerin hatırı sayılır kısmı yine kültür sanat alanında çalışan genç insanlar ve benzer dertlerden muzdaripler. Ve ilk günden beri bizi destekleriyle ayakta tutuyorlar, bu yazı da onlarla bir dayanışma yazısı.

Bundan kısa zaman önce, askerlerin ölüm haberleri gelirken “Bunu nasıl paylaşırsınız” diyen insanlar vardı. Zannetmeyin ki o sıra aksi bir şey yaptık; tam tersine yayını durdurduğumuz günler, insanların hassasiyetleri sebebiyle ertelediğimiz içerikler vardı. Fakat Suruç’taki katliamının hemen ardından gelişen koşullar altında yola devam edildiğini ve ölüm haberlerinin sadece güvenlik güçleri nezdinde değil, sivil halka yönelik devam edeceğini de biliyorduk. Ve “Şu an bunu nasıl paylaşırsınız” diyenler yerine benzer dönemlerde karşımıza çıkan insanlar “Politika yapmasanıza” tavrını benimsiyorlardı.

Dün, en korktuğumuz şeylerden biri başımıza geldi. Keşke beklemediğimiz bir şey diyebilseydik. Maalesef dünkü olayların meydana geleceğini uzun zamandır biliyorduk. İnsani kaygılar, milliyetçi kaygıların ne kadar gerisine atıldıysa, dün yaşanan katliamın üzerine kurgulandığı zemin, o kadar meşruluk kazanmıştı. Barış diyen insanlar ne kadar marjinalize edildiyse, ellerinde barış pankartlarıyla yürüyen insanların katledilme olasılığı o kadar artmıştı. Doğuda sokağa çıkma yasaklarına, sivil halkın katledilmesine ne kadar sessiz kaldıysak, ülkenin başkentinde böylesine büyük bir katliam o kadar mümkün oldu.

O yüzden evet, yayını durdurduk ama susmamız gerekmiyordu. Aksine artık susmama hakkını yalnızca bizim değil, sizlerin de kullanma vakti geldi. Keza bunu yapmayı şu an beceremezsek, söz hakkımız uzun vadeli olarak gasp edilecek.

Nasıl ki mesaisi başlar başlamaz insanlar masa başına dönecekse, biz de belli bir süre yayını kessek de paylaşım yapmaya devam edeceğiz. Kötü şeyler yaşandığı zaman, güzel şeyleri de beraberinde yitirmemiz gerekmediğini bildiğimizden, bu size karşı da sorumluluğumuz. Yas tutsak da, hayatımız normal akışına döndürmek zorundayız her anlamda, her alanda. Çünkü hangi elden çıkarsa çıksın, devlet terörü diye bir kavram da var malumunuz, terörün amacı öldürmek değil, korku salmaktır. Dün, onca insan barış demek için çıktı meydanlara ve onlar bu uğurda ölmüşken onların anısı için korkmamak durumundayız. Onların anısı, mücadelesi için savaşmalı, meydanları boş bırakmamalıyız. Dünden önce bile hiçbir şey olmamış gibi davranabilmek imkansızdı, bugün itibarıyla hepten olanaksız oldu, kastımız da bu değil. Kastımız korkup da köşemize çekilmemize neden olacak koşulların hepsini, sosyal baskı korkusuyla suskun kalacağımız anları .yok ederek yola devam etmek. Bunların içinde çok sıradan şeyler de var, bizim haber paylaşmamız gibi. Çünkü sürekli korkar, sürekli eylemlerimize ara verirsek, o zaman dünkü eylem amacına misli misli ulaşacak.

Nasıl ki sizler sinirli, umutsuz, gergin ve gelecek kaygısı içerisindeyseniz, bizler de öyleyiz. İyi değiliz, iyi olmayacağız. Ama bu demek değil ki korkuyoruz, mücadeleyi elden bırakacağız, tası tarağı toplayıp köşemize çekileceğiz. Buradayız, sizler gibi buradayız, tepkimizi zaman zaman susarak, zaman zaman burada yer alan paylaşımlar vesilesiyle apaçık bir biçimde göstereceğiz.

Sevgili sinemaseverler, arkamızda çok sağlam bir güç var. Bizi bugünlerde ayakta tutmak için var beyazperde. En gaddar iktidarların bile yıkıldığını anlatmak için. Şu çirkin dünyada güzel şeyler yapmak isteyen insanların ürettiği umudu bizlerle paylaşmak için. O umuttan bir tutam alıp da memleketin üzerine serpiştirmeli, asla kapanmayacak yaralarımızın üzerine tuz serpildi hepten ama o umuda tutunacağız. O umutla barış kazanacak.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi