Farklı türlerde film çekmek konusunda yetkin yönetmenlerden Gore Verbinski, 1997’de çocuk/aile filmi Mousehunt ile ilk filmini çektikten sonra 2001’de Brad Pitt ve Julia Roberts’lı The Mexican ile adını duyurdu. Verbinski’nin asıl çıkışı ise Uzak Doğu korkusu Ringu’nun yeniden çevrimi olan ve birçok kişinin korkulu rüyası Samara’yla izleyiciyi tanıştıran The Ring’i çekmesiyle başladı. Sonrasında fantastik film türüne geçerek Karayip Korsanları üçlemesini çeken yönetmen, bu filmlerin arasına Nicolas Cage’in nadir iyi oynadığı filmlerden The Weather Man’i de sıkıştırdı. Üçlemenin ardından yetişkinlere yönelik, western kodlarıyla örülü bir animasyon olan Rango’yu çeken, en son ise Johnny Depp’li aksiyon/macera filmi The Lone Ranger’a imza atan Verbinski, uzun bir aradan sonra korku/gerilim janrına geri döndüğü A Cure for Wellness ile karşımızda.

Farklı türlerdeki konuları genelde iki buçuk saatlik bir zaman diliminde türler arasında dolaşarak işlemeyi seven Verbinski, 145 dakikalık bu gotik gerilim denemesinde zihne kazınacak bir melodiyle açılış yapıyor. Hem ürpertici hem melodramatik tınılar içeren bu melodiyle beraber soğuk ve karanlık tonlardaki odada şirket içi diyaloglara şahit oluyoruz. Hırslı bir “Wall Street Kurdu” olarak tanımlayabileceğimiz Lockhart (Dane DeHaan), şirketteki üstleri tarafından İsviçre Alpleri’nin ıssız bir bölgesinde yer alan gizemli bir sağlıklı yaşam merkezinde kalan, şirketin CEO’su Pembroke’u alıp getirmesi için görevlendiriliyor. Ofisin içindeki bu diyaloglar gizemli ve karanlık bir yolculuğun başlayacağına dair ilk sinyalleri veriyor. Lockhart’ın bu ürpertici kaleye girmesiyle beraber Martin Scorsese’nin Shutter Island’ını hatırlatan bir atmosfer ve psikolojik işleyiş süreci başlıyor. DeHaan’ın fiziksel olarak Leonardo DiCaprio’yu anımsatan aurası da bu benzerliği daha da belirginleştiriyor.

A Cure For Wellness: Stephen King Romanları Tadında Bir Gerilim – Fantezi

Verbinski ve Justin Haythe’nin esrarengiz bir atmosferde geçen, psikolojik katmanları derinlikli, aşk ve ölüm olguları üzerine gerilimli, fantastik bir masal olarak tasarladıkları bu özgün senaryosu her açıdan bir romanı anımsatıyor, özellikle Stephen King’in romanlarının tarzını. Günümüzde 90-100 dakika civarı olan korku/gerilim tarzlarına kıyasla genel olarak Yaşam Kürü’nün epey uzun bir süresi olduğundan bahsediliyor. Verbinski’nin hikayesinin King romanlarıyla olan benzer yapısı, daha önce Frank Darabont’un 187 dakikalık The Green Mile uyarlaması ya da Stanley Kubrick’in 146 dakikalık The Shining uyarlamasıyla aynı çizgiyi hedefliyor, yapısal olarak epizodik ve roman gibi bir hissiyat uyandırıyor. Burada özellikle Verbinski’nin atmosfer yaratma becerisi ve gerilimi ince ince işleyişi önem kazanıyor. Kubrick filmlerinin sonsuz koridorlarını anımsatan çekimler, Argento’nun Suspiria’sına selam çakan spa sahneleri, Shutter Island’ın karakter paranoyası ve birçok detay Verbinski’nin türler arasında dolaşan film modelini biçimlendiren örnekler olarak göze çarpıyor.

Yaşam Kürü’nde özellikle Lockhart’ın tesis içerisinde Pembroke’u aradığı sahne kült olabilme potansiyeli taşıyan bir sahne olarak öne çıkıyor. Kafkaesk bir labirenti andıran odalar içerisinde Lockhart’ın koltuk değnekleriyle ağır adımlarla ilerlemesi, ürkütücü atmosfer sesine her saniyede koltuk değneklerinin sesinin eşlik etmesiyle artan klostrofobik gerilim, plan-sekans olarak devam eden çekimlerde çıkış kapısının birden yok olmasıyla birlikte karakterin duvarlar arasına hapsolması adeta yönetmen, sinematografi, kurgu ve ses tasarımının bir bütün olarak başarısı. Yılanların ve suyun yoğunlukla bir kabus imgesi olarak sunulup gerilimin başat ögeleri haline getirildiği, A Clockwork Orange’ın sinir bozucu “göz” üzerinden işkence sahnesinin bir benzerinin “diş” üzerinden gerçekleştirildiği sekanslar oldukça etkili ve kalıcı. Filmin bütünü çerçevesinde zayıf olarak nitelendirilebilecek tek yönü ise gizemli atmosferi sebebiyle sürprizler vadediyor gibi gözükmesine rağmen aslında başından sonuna kadar beklediğimiz şeylerin gerçekleşiyor olması.

En son Anton Corbijn’in Life’ında James Dean rolünde izlediğimiz ve bu yıl Luc Besson’un dev bütçeli uzay operası Valerian’da karşımıza çıkacak olan Dane DeHaan, kuşkusuz kariyerinin en zorlayıcı rollerinden birini başarıyla canlandırarak sınıf atlıyor. Lars von Trier’in Nymphomaniac: Volume II’si ile oyunculuk kariyerine başlayan Mia Goth, gizemlilikle masumluk arasında gidip gelen karakteriyle filme farklılık katmayı başarırken, Harry Potter serisinin Lucius Malfoy’u ile özdeşleşen Jason Isaacs adeta bir Bond kötüsü karizmasıyla canlandırdığı Dr. Volmer rolünde gözüktüğü her an rol çalmayı başarıyor.

A Cure for Wellness, özgün bir senaryo olmasına rağmen her sahnesinde roman uyarlaması hissiyatı uyandıran, karakter paranoyası süreciyle Shutter Island’la benzer çizgide seyreden, kabusu andıran imgeleriyle ve klostrofobik atmosferiyle yetkinleşen bir gerilim – fantezi.

Farklı türlerde film çekmek konusunda yetkin yönetmenlerden Gore Verbinski, 1997’de çocuk/aile filmi Mousehunt ile ilk filmini çektikten sonra 2001’de Brad Pitt ve Julia Roberts’lı The Mexican ile adını duyurdu. Verbinski’nin asıl çıkışı ise Uzak Doğu korkusu Ringu’nun yeniden çevrimi olan ve birçok kişinin korkulu rüyası Samara’yla izleyiciyi tanıştıran The Ring’i çekmesiyle başladı. Sonrasında fantastik film türüne geçerek Karayip Korsanları üçlemesini çeken yönetmen, bu filmlerin arasına Nicolas Cage’in nadir iyi oynadığı filmlerden The Weather Man’i de sıkıştırdı. Üçlemenin ardından yetişkinlere yönelik, western kodlarıyla örülü bir animasyon olan Rango’yu çeken, en son ise Johnny Depp’li aksiyon/macera filmi The Lone Ranger’a imza atan Verbinski, uzun bir aradan sonra korku/gerilim janrına geri döndüğü A Cure for Wellness ile karşımızda. Farklı türlerdeki konuları genelde iki buçuk saatlik bir zaman diliminde türler arasında dolaşarak işlemeyi seven Verbinski, 145 dakikalık bu gotik gerilim denemesinde zihne kazınacak bir melodiyle açılış yapıyor. Hem ürpertici hem melodramatik tınılar içeren bu melodiyle beraber soğuk ve karanlık tonlardaki odada şirket içi diyaloglara şahit oluyoruz. Hırslı bir “Wall Street Kurdu” olarak tanımlayabileceğimiz Lockhart (Dane DeHaan), şirketteki üstleri tarafından İsviçre Alpleri’nin ıssız bir bölgesinde yer alan gizemli bir sağlıklı yaşam merkezinde kalan, şirketin CEO’su Pembroke’u alıp getirmesi için görevlendiriliyor. Ofisin içindeki bu diyaloglar gizemli ve karanlık bir yolculuğun başlayacağına dair ilk sinyalleri veriyor. Lockhart’ın bu ürpertici kaleye girmesiyle beraber Martin Scorsese’nin Shutter Island’ını hatırlatan bir atmosfer ve psikolojik işleyiş süreci başlıyor. DeHaan’ın fiziksel olarak Leonardo DiCaprio’yu anımsatan aurası da bu benzerliği daha da belirginleştiriyor. A Cure For Wellness: Stephen King Romanları Tadında Bir Gerilim - Fantezi Verbinski ve Justin Haythe’nin esrarengiz bir atmosferde geçen, psikolojik katmanları derinlikli, aşk ve ölüm olguları üzerine gerilimli, fantastik bir masal olarak tasarladıkları bu özgün senaryosu her açıdan bir romanı anımsatıyor, özellikle Stephen King’in romanlarının tarzını. Günümüzde 90-100 dakika civarı olan korku/gerilim tarzlarına kıyasla genel olarak Yaşam Kürü’nün epey uzun bir süresi olduğundan bahsediliyor. Verbinski’nin hikayesinin King romanlarıyla olan benzer yapısı, daha önce Frank Darabont’un 187 dakikalık The Green Mile uyarlaması ya da Stanley Kubrick’in 146 dakikalık The Shining uyarlamasıyla aynı çizgiyi hedefliyor, yapısal olarak epizodik ve roman gibi bir hissiyat uyandırıyor. Burada özellikle Verbinski’nin atmosfer yaratma becerisi ve gerilimi ince ince işleyişi önem kazanıyor. Kubrick filmlerinin sonsuz koridorlarını anımsatan çekimler, Argento’nun Suspiria’sına selam çakan spa sahneleri, Shutter Island’ın karakter paranoyası ve birçok detay Verbinski’nin türler arasında dolaşan film modelini biçimlendiren örnekler olarak göze çarpıyor. Yaşam Kürü’nde özellikle Lockhart’ın tesis içerisinde Pembroke’u aradığı sahne kült olabilme potansiyeli taşıyan bir sahne olarak öne çıkıyor. Kafkaesk bir labirenti andıran odalar içerisinde Lockhart’ın koltuk değnekleriyle ağır adımlarla ilerlemesi, ürkütücü atmosfer sesine her saniyede koltuk değneklerinin sesinin eşlik etmesiyle artan klostrofobik gerilim, plan-sekans olarak devam eden çekimlerde çıkış kapısının birden yok olmasıyla birlikte karakterin duvarlar arasına hapsolması adeta yönetmen, sinematografi, kurgu ve ses tasarımının bir bütün olarak başarısı. Yılanların ve suyun yoğunlukla bir kabus imgesi olarak sunulup gerilimin başat ögeleri haline getirildiği, A Clockwork Orange’ın sinir bozucu “göz” üzerinden işkence sahnesinin bir benzerinin “diş” üzerinden gerçekleştirildiği sekanslar oldukça etkili ve kalıcı. Filmin bütünü çerçevesinde zayıf olarak nitelendirilebilecek tek yönü ise gizemli atmosferi sebebiyle…

Yazar Puanı

puan - 76%

76%

A Cure for Wellness, özgün bir senaryo olmasına rağmen her sahnesinde roman uyarlaması hissiyatı uyandıran, karakter paranoyası süreciyle Shutter Island’la benzer çizgide seyreden, kabusu andıran imgeleriyle ve klostrofobik atmosferiyle yetkinleşen bir gerilim – fantezi.

Kullanıcı Puanları: 3.9 ( 7 votes)
76
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi