Geçmişi Olmayan Adam (The Bourne Identity)”, “Mr. & Mrs. Smith” gibi filmlerin yönetmeni olan Doug Liman’ın, başrollerini Tom Cruise ve Emily Blunt’ın paylaştığı bilimkurgu filmi  Yarının Sınırında (Edge of Tomorrow), yakın bir gelecekte, uzaylılar tarafından istila edilen Dünya’yı kurtarma operasyonunu ele alıyor. Hiroshi Sakurazaka’nın ‘All You Need Is Kill’ adlı romanından uyarlanan Yarının Sınırında, ‘Groundhog Day’ benzeri filmlerden aşina olduğumuz “zaman döngüsü (time loop)” mantığı ana ekseninde ilerleyen, zaman tekrarlarına dayanan bir yapım.

Yakın bir gelecekte, Mimic adı verilen uzaylılar tarafından istilaya uğrayan Dünya, bu ortak düşmana karşı birleşmiş ve Birleşik Savunma Kuvvetleri adı altında bir harekat ordusu kurulmuştur. Özellikle Almanya, Fransa gibi önemli Avrupa ülkeleri ve kentleri uzaylılar tarafından, ciddi anlamda işgal edilmiştir. Amerikan Özel Kuvvetler Generali Brigham, geçmişinde reklamcılıkla uğraşan Binbaşı William Cage’i savaş propagandası çekmesi için cephede görevlendirir. Binbaşı William Cage, hiç savaş deneyimi olmadığını ve cepheye gidemeyeceğini söylese de kendini Heathrow’daki Amerikan Üssü’nde bulur. Tüm itirazlarına rağmen sözünü bir türlü dinlettiremeyen Cage, ertesi gün savaş meydanında, nadir olarak karşılaşılan bir Alfa Mimic’i öldürdükten hemen sonra kendi de ölür. Fakat bu esnada kanına karışan Alfa kanı sonrası Mimicler’e özel olan bir yetenek kazanmıştır. Her ölüm sonrası yeniden uyanıp, yeniden ölmek zorunda kalan Cage, bir tür zaman döngüsünün içine atılmıştır. Fakat her geçiş anında Mimicler’e ait yetenekleri daha iyi öğrenip kendini geliştirmeye başlayan Cage, Verdun’da kazanılan zafer sonrası savaşın sembolü ilan edilen Rita Vrataski’nin de yardımlarıyla, Mimicler’in beyni olan Omega’nın yerini bulup Dünya’yı kurtarmaya çalışacaktır.

Yarının Sınırında, konusundan da anlaşıldığı üzere militarist yapıda ilerleyen bir, ‘uzaylıya karşı birleşen uluslar’ hikayesi. Diğer benzerlerinden ayrışan tek yönü ise, zaman döngüsü meselesini hikayesinin ana merkezine koymuş olması. Aynı zamanda bir tür ‘Bunu şu şekilde yapsaydım acaba nasıl olurdu?’ mantığında türlü olasılıkları sunarak, kader üzerine yorumlar yapan bir film. İnsanın kaderini denetleyemeyeceği ve bu yüzden de ona razı gelmesi gerektiği ön kabulünü yapan geleneksel muhafazakar görüşün sorgulamasına girişen Yarının Sınırında, bu belirlenimsizlik görüşünü, zaman döngüsü yoluyla aşmaya çalışıyor. Filmde iki kez tekrarlanan “hazırlık ve disiplin sizi kaderinizin efendisi yapar” repliği de  bu görüşün kanıtı niteliğinde.

Albert Camus’a göre insanın belki de en derin arzusu elinde olmayanı elde etmektir. Yani bir ırmağa benzettiği yaşamın nereden doğduğunu (doğum) ve nereye döküleceğini (ölüm) bilmektir. Çünkü bilir ki, bu bilgiye sahip olursa ırmağa istediği gibi set çekip, yön verebilecektir. Yarının Sınırında tabiî ki de bu görüşü varoluşsal bir öz’e kavuşma anlamında kullanmıyor. Aksine Hollywoodvari bir, ‘kaderi değiştirdim’ yanılgısına düşüyor. Benzeri filmlerdeki savaş kahramanı yaratma mantığından uzak durduğunu göstermeye çalışsa da, özellikle filmin finalinde, point of view ( birinin bakışından) açıyla yaratılan imaj, bu göstermeme halini tersine çeviriyor.

Emily Blunt’ın Rita Vrataski rolünde parlamasına rağmen, Tom Cruise’un William Cage rolünde fazlasıyla yaşlı durması ve bir anlamda sırıtması da filmin eksilerinin yanında yerini alıyor.

Yarının Sınırında, görsel efektlerinin ve güçlü sinematografisinin avantajlarını Hollywood klişelerine düşmeden kullanabilmiş olsaydı, filmden sonra yaşadığımız muallakta kalma halini hiç hissetmeden, “İşte bu!” deme şansına erişebilirdik.

“Geçmişi Olmayan Adam (The Bourne Identity)”, “Mr. & Mrs. Smith” gibi filmlerin yönetmeni olan Doug Liman’ın, başrollerini Tom Cruise ve Emily Blunt’ın paylaştığı bilimkurgu filmi  Yarının Sınırında (Edge of Tomorrow), yakın bir gelecekte, uzaylılar tarafından istila edilen Dünya’yı kurtarma operasyonunu ele alıyor. Hiroshi Sakurazaka’nın ‘All You Need Is Kill’ adlı romanından uyarlanan Yarının Sınırında, ‘Groundhog Day’ benzeri filmlerden aşina olduğumuz “zaman döngüsü (time loop)” mantığı ana ekseninde ilerleyen, zaman tekrarlarına dayanan bir yapım. Yakın bir gelecekte, Mimic adı verilen uzaylılar tarafından istilaya uğrayan Dünya, bu ortak düşmana karşı birleşmiş ve Birleşik Savunma Kuvvetleri adı altında bir harekat ordusu kurulmuştur. Özellikle Almanya, Fransa gibi önemli Avrupa ülkeleri ve kentleri uzaylılar tarafından, ciddi anlamda işgal edilmiştir. Amerikan Özel Kuvvetler Generali Brigham, geçmişinde reklamcılıkla uğraşan Binbaşı William Cage’i savaş propagandası çekmesi için cephede görevlendirir. Binbaşı William Cage, hiç savaş deneyimi olmadığını ve cepheye gidemeyeceğini söylese de kendini Heathrow’daki Amerikan Üssü’nde bulur. Tüm itirazlarına rağmen sözünü bir türlü dinlettiremeyen Cage, ertesi gün savaş meydanında, nadir olarak karşılaşılan bir Alfa Mimic’i öldürdükten hemen sonra kendi de ölür. Fakat bu esnada kanına karışan Alfa kanı sonrası Mimicler’e özel olan bir yetenek kazanmıştır. Her ölüm sonrası yeniden uyanıp, yeniden ölmek zorunda kalan Cage, bir tür zaman döngüsünün içine atılmıştır. Fakat her geçiş anında Mimicler’e ait yetenekleri daha iyi öğrenip kendini geliştirmeye başlayan Cage, Verdun’da kazanılan zafer sonrası savaşın sembolü ilan edilen Rita Vrataski’nin de yardımlarıyla, Mimicler’in beyni olan Omega’nın yerini bulup Dünya’yı kurtarmaya çalışacaktır. Yarının Sınırında, konusundan da anlaşıldığı üzere militarist yapıda ilerleyen bir, ‘uzaylıya karşı birleşen uluslar’ hikayesi. Diğer benzerlerinden ayrışan tek yönü ise, zaman döngüsü meselesini hikayesinin ana merkezine koymuş olması. Aynı zamanda bir tür ‘Bunu şu şekilde yapsaydım acaba nasıl olurdu?’ mantığında türlü olasılıkları sunarak, kader üzerine yorumlar yapan bir film. İnsanın kaderini denetleyemeyeceği ve bu yüzden de ona razı gelmesi gerektiği ön kabulünü yapan geleneksel muhafazakar görüşün sorgulamasına girişen Yarının Sınırında, bu belirlenimsizlik görüşünü, zaman döngüsü yoluyla aşmaya çalışıyor. Filmde iki kez tekrarlanan “hazırlık ve disiplin sizi kaderinizin efendisi yapar” repliği de  bu görüşün kanıtı niteliğinde. Albert Camus’a göre insanın belki de en derin arzusu elinde olmayanı elde etmektir. Yani bir ırmağa benzettiği yaşamın nereden doğduğunu (doğum) ve nereye döküleceğini (ölüm) bilmektir. Çünkü bilir ki, bu bilgiye sahip olursa ırmağa istediği gibi set çekip, yön verebilecektir. Yarının Sınırında tabiî ki de bu görüşü varoluşsal bir öz’e kavuşma anlamında kullanmıyor. Aksine Hollywoodvari bir, ‘kaderi değiştirdim’ yanılgısına düşüyor. Benzeri filmlerdeki savaş kahramanı yaratma mantığından uzak durduğunu göstermeye çalışsa da, özellikle filmin finalinde, point of view ( birinin bakışından) açıyla yaratılan imaj, bu göstermeme halini tersine çeviriyor. Emily Blunt’ın Rita Vrataski rolünde parlamasına rağmen, Tom Cruise’un William Cage rolünde fazlasıyla yaşlı durması ve bir anlamda sırıtması da filmin eksilerinin yanında yerini alıyor. Yarının Sınırında, görsel efektlerinin ve güçlü sinematografisinin avantajlarını Hollywood klişelerine düşmeden kullanabilmiş olsaydı, filmden sonra yaşadığımız muallakta kalma halini hiç hissetmeden, “İşte bu!” deme şansına erişebilirdik.

Yazar Puanı

Puan - 62%

62%

Kullanıcı Puanları: 4.53 ( 2 votes)
62
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi