Simpsonlar da dahil olmak üzere televizyon için animasyon işleri yapan Brad Bird, 90’ların sonlarında çektiği Demir Dev (The Iron Giant) ile – en amiyane tabirle – hem çocukları hem de yetişkinleri etkileyen bir animasyona imza atmıştı. Daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan İnanılmaz Aile (The Incredibles) ve Ratatuy (Ratatouille) ile “En İyi Animasyon” kategorilerinde Oscar’a layık görülen Bird, bildiği sulardan uzaklaşarak önce Görevimiz Tehlike 4’ü ardından da bu hafta vizyona girecek olan Yarının Dünyası’nı (Tomorrowland) çekerek kariyerinde yeni bir yola girmiş oldu.

“Mevcut gerçeklikle kavga ederek bir şeyi değiştiremezsiniz. Bir şeyleri değiştirmek için eski modeli köhneleştirecek yeni bir model yaratmanız gerekir.”

Buckminster Fuller 

Walt Disney’in 50’li yıllarda tasarladığı ve ütopik bir geleceğin betimlendiği bir tema parktan yola çıkarak senaryolaştırılan film için Brad Bird’in Star Wars: Episode VII filmini reddetmesi; Bird’ün senaryoyu Lost, Prometheus ve Word War Z gibi ses getiren projelerde imzası bulunan Damon Lindelof ile birlikte kaleme almış olması, Yarının Dünyası’na dair oluşan beklentiyi bir hayli artırdı. Zira, Bird’ün Star Wars’ı reddederken Yarının Dünyası’na dair söylediği “orijinal fikir” tanımlaması da son derece değerliydi ve merak uyandırıyordu. Fakat, bazen işler kağıt üzerinde durduğu gibi yürümüyor ve fikrin, beyazperdeye aktarılma sürecinde bir takım sıkıntılar çıkabiliyor. Ne yazık ki Tomorrowland de bu sıkıntıları çokça yaşayarak, profesyonel gözükmeye çalışan bir Nickelodeon filmi görünümünden öteye gitmeyi başaramıyor. 

Tomorrowland ile ilgili detaylara girmeden kısaca konusuna göz atmak gerekirse film; Frank Walker isimli bir mucit ile Casey Newton’ın Tomorrowland isimli yere davetiye almalarının ardından Dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirme çabalarını konu alıyor diyebiliriz. Oldukça görkemli bir açılış yapacağı yönündeki beklentimin, Tomorrowland adı verilen ve başka bir boyutta oluşturulan bu Dünyanın görünmesiyle yerini ufak da olsa hayal kırıklığına bıraktığını söyleyebilirim. Her ne kadar aynı isimli tema park referans alınarak hazırlanmış olsa da cazibe merkezi haline gelen ve insanlığın kurtuluş noktası olarak görülen yerin klasik bir roller coaster parkından farksız olması ne yazık ki günümüz sineması için pek  heyecan verici değil.

George Clooney’nin canlandırdığı Frank Walker’ın çocukluğu – çocukluğunu Thomas Robinson canlandırıyor – son derece başarılı yazılmış. Filmin, vermek istediği mesajı en doğru biçimde aktaran karakterin de genç Walker olduğunu söyleyebilirim. Tomorrowland’in göze sıradan gelen tasarımının dışında filmin ilk yarım saati oldukça etkileyici. Lakin, Frank Walker büyüdükten, yani George Clooney sahneye çıktıktan sonra karakter bocalamaya başlıyor. Televizyon için yapılan çocuk filmlerindeki, inandırıcılıktan uzak karakterlerden biri haline dönüşen Walker’ın her türlü avantajına rağmen seyirci, karakterle ironi yapmakta zorlanıyor. Zira; filmin ilk otuz dakikadan itibaren senaryo ve karakterler anlamında başarılı olduğunu söylemek mümkün değil. İyi bir fikir ile başarılı bir çıkış noktasına sahip olan proje sırtını görsel efektlere ve canlı renk skalasına dayayarak asıl önemli noktaları ıskalıyor. Nitekim, filmin senaryosunda Brad Bird ile birlikte Damon Lindelof ismini görenlerin aklına, Lindelof’un birçok projesinde ortaya çıkan “bitirememe” sorunu gelmiştir. Lindelof’un neredeyse kaleme aldığı her proje muazzam bir açılış yaparken, sonlara doğru bocalamaya başlıyor. Hal böyle olunca Tomorrowland de senaryo anlamında bu sorundan nasibini almış. Yapılan deneylerin neden-sonuç ilişkisi incelenmeden en kısa yoldan aksiyon sahnelerine ulaşabilmek için projenin başarısızlığının sunulması, filmin değer kaybetmesine sebep oluyor. Araya serpiştirilen aşk hikayesi ise bir çocuk seyirci için bile oldukça bayat. Ek olarak, filmin politik söylemi de senaryosuyla ilişkili olarak son derece zayıf. “Eskiden, gelecek daha iyi bir görünüme sahipti” mottosuyla her geçen gün Dünya’yı daha kötü bir yere çevirdiğimizi belirtmek doğru bir söylem olmasına karşın, içi doldurulmadıkça ne yazık ki klişelere yenik düşüyor. Bu noktada Yarının Dünyası’nın ciddiye alınması gereken tek söylemi küçük yaştaki çocuklar için oluyor: “Dünya’yı iyi bir yer haline getirmek sizin elinizde, yeter ki umudunuzu kaybetmeyin.”

Tüm bu olumsuz detaylara rağmen Yarının Dünyası görsel açıdan keyifli bir seyirlik sunuyor – Hollywood bunu iyi yapıyor. Dahası bu seyri keyifli hale getiren oyuncuların başarılı performansı oluyor. George Clooney ve Hugh Lauire, başrolleri genç oyuncular Britt Robertson ve Raffey Cassidy ile paylaşırken özellikle Athena karakterini canlandıran Raffey Cassidy’nin performansı kusursuza yakın. Bu kadar genç bir yaşta böyle bir performans sergilemesi gelecekte adını çok daha fazla duyacağımız anlamı taşıyor.

Son tahlilde Yarının Dünyası iyi bir çocuk filminden fazlası değil. Yetişkinlerin dikkatini çekmek istediği söylemlerinde ise son derece pasif ve etkisiz. Brad Bird’ün bundan çok daha iyilerini yaptıklarına defalarca şahit olduk; eminim ki Tomorrowland’den çok daha iyilerini yapacağını da göreceğiz. Unutmadan, çocukluğunuzda veya hayatınızın herhangi bir bölümünde Jetgiller’i seyrettiyseniz birçok sahnede Jetgiller’i hatırlayacaksınız. Bitiş jeneriğinde ise bu benzerlik yerini size Jetgiller’i iyiden iyiye hatırlatacak çizimlere bırakacak.

Simpsonlar da dahil olmak üzere televizyon için animasyon işleri yapan Brad Bird, 90’ların sonlarında çektiği Demir Dev (The Iron Giant) ile - en amiyane tabirle - hem çocukları hem de yetişkinleri etkileyen bir animasyona imza atmıştı. Daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan İnanılmaz Aile (The Incredibles) ve Ratatuy (Ratatouille) ile “En İyi Animasyon” kategorilerinde Oscar’a layık görülen Bird, bildiği sulardan uzaklaşarak önce Görevimiz Tehlike 4’ü ardından da bu hafta vizyona girecek olan Yarının Dünyası’nı (Tomorrowland) çekerek kariyerinde yeni bir yola girmiş oldu. "Mevcut gerçeklikle kavga ederek bir şeyi değiştiremezsiniz. Bir şeyleri değiştirmek için eski modeli köhneleştirecek yeni bir model yaratmanız gerekir." Buckminster Fuller  Walt Disney’in 50’li yıllarda tasarladığı ve ütopik bir geleceğin betimlendiği bir tema parktan yola çıkarak senaryolaştırılan film için Brad Bird’in Star Wars: Episode VII filmini reddetmesi; Bird’ün senaryoyu Lost, Prometheus ve Word War Z gibi ses getiren projelerde imzası bulunan Damon Lindelof ile birlikte kaleme almış olması, Yarının Dünyası’na dair oluşan beklentiyi bir hayli artırdı. Zira, Bird’ün Star Wars’ı reddederken Yarının Dünyası’na dair söylediği “orijinal fikir” tanımlaması da son derece değerliydi ve merak uyandırıyordu. Fakat, bazen işler kağıt üzerinde durduğu gibi yürümüyor ve fikrin, beyazperdeye aktarılma sürecinde bir takım sıkıntılar çıkabiliyor. Ne yazık ki Tomorrowland de bu sıkıntıları çokça yaşayarak, profesyonel gözükmeye çalışan bir Nickelodeon filmi görünümünden öteye gitmeyi başaramıyor.  Tomorrowland ile ilgili detaylara girmeden kısaca konusuna göz atmak gerekirse film; Frank Walker isimli bir mucit ile Casey Newton’ın Tomorrowland isimli yere davetiye almalarının ardından Dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirme çabalarını konu alıyor diyebiliriz. Oldukça görkemli bir açılış yapacağı yönündeki beklentimin, Tomorrowland adı verilen ve başka bir boyutta oluşturulan bu Dünyanın görünmesiyle yerini ufak da olsa hayal kırıklığına bıraktığını söyleyebilirim. Her ne kadar aynı isimli tema park referans alınarak hazırlanmış olsa da cazibe merkezi haline gelen ve insanlığın kurtuluş noktası olarak görülen yerin klasik bir roller coaster parkından farksız olması ne yazık ki günümüz sineması için pek  heyecan verici değil. George Clooney’nin canlandırdığı Frank Walker’ın çocukluğu - çocukluğunu Thomas Robinson canlandırıyor - son derece başarılı yazılmış. Filmin, vermek istediği mesajı en doğru biçimde aktaran karakterin de genç Walker olduğunu söyleyebilirim. Tomorrowland’in göze sıradan gelen tasarımının dışında filmin ilk yarım saati oldukça etkileyici. Lakin, Frank Walker büyüdükten, yani George Clooney sahneye çıktıktan sonra karakter bocalamaya başlıyor. Televizyon için yapılan çocuk filmlerindeki, inandırıcılıktan uzak karakterlerden biri haline dönüşen Walker’ın her türlü avantajına rağmen seyirci, karakterle ironi yapmakta zorlanıyor. Zira; filmin ilk otuz dakikadan itibaren senaryo ve karakterler anlamında başarılı olduğunu söylemek mümkün değil. İyi bir fikir ile başarılı bir çıkış noktasına sahip olan proje sırtını görsel efektlere ve canlı renk skalasına dayayarak asıl önemli noktaları ıskalıyor. Nitekim, filmin senaryosunda Brad Bird ile birlikte Damon Lindelof ismini görenlerin aklına, Lindelof’un birçok projesinde ortaya çıkan “bitirememe” sorunu gelmiştir. Lindelof’un neredeyse kaleme aldığı her proje muazzam bir açılış yaparken, sonlara doğru bocalamaya başlıyor. Hal böyle olunca Tomorrowland de senaryo anlamında bu sorundan nasibini almış. Yapılan deneylerin neden-sonuç ilişkisi incelenmeden en kısa yoldan aksiyon sahnelerine ulaşabilmek için projenin başarısızlığının sunulması, filmin değer kaybetmesine sebep oluyor. Araya serpiştirilen aşk hikayesi ise bir çocuk seyirci için…
Puan - 56%

56%

Yazar Puanı

Yarının Dünyası iyi bir çocuk filminden fazlası değil. Yetişkinlerin dikkatini çekmek istediği söylemlerinde ise son derece pasif ve etkisiz. Brad Bird’ün bundan çok daha iyilerini yaptıklarına defalarca şahit olduk; eminim ki Tomorrowland’den çok daha iyilerini yapacağını da göreceğiz.

Kullanıcı Puanları: 2.72 ( 7 votes)
56
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi