Yönetmenlik kariyerine televizyon dizilerinde yardımcı yönetmenlik yaparak başlayan Çağıl Nurhak Aydoğdu’nun ilk uzun metraj çalışması Yarım, hem 22. Adana Altın Koza Film Festivali’nden hem de 6. Malatya Film Festivali’nden iki ödülle dönerek ülkenin önemli festivallerden övgüyle ayrıldı. Bu hafta ülke genelinde vizyona girecek olan Yarım, neresinden tutarsak tutalım son kertede elimizde kalan, en az sinemasal anlamda olduğu kadar alt metniyle de sıkıntılı bir film.

Kısaca filmin konusundan bahsedecek olursak Fidan, ülkenin doğusunda yaşayan ve çobanlık yapan bir ailenin kız çocuğudur. 15 yaşındaki Fidan, para karşılığında ülkenin batısından gelen bir aileye gelin olarak verilir. Herhangi bir anlam ifade etmese de verildiği aile Fidan’a son derece iyi davranan, modern görünümlü bir ailedir. Bu aile, Fidan’ı alarak, evlerine doğru yol alır. Fidan ile beraber eve döndüklerinde Fidan, kendisini eş olarak aldıkları Salih ile tanışır. Salih, zeka geriliği olan bir çocuktur. Fiziken 35 yaşında olsa da Salih, zeka yaşı olarak Fidan’dan daha küçüktür.

Yarım: İki Yarım Bir Tam Olamaz

Filmin yönetmeni Çağıl Nurhak Aydoğdu verdiği röportajlarında iki yarım olarak ele aldığı Fidan ve Salih’i toplum tarafından dışlanmış ve yalnız karakterler olarak öne çıkarmaya çalışsa da Yarım çocuk gelin meselesini masaya yatıran bir film olarak kabul edilmeli. Çocuk gelin sorunu ülkemizde korkutucu bir tablo oluştururken bu ülke toprakları üzerindeki laneti ve islami bir takım öğretileri kendi istediği şekilde yorumlayan insanların varlığını gözler önüne seriyor. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan bilgilere göre 2015 yılında 31.000’den fazla çocuk ailesinin baskısı sonucu evlendirilmiş. Bu devletin elinde bulunan, resmi nikah kıyılan çocukların sayısı. Resmi olmayan sayı, çok daha fazla ve durum göründüğünden çok daha vahim. Peki, bu sorun böylesine ciddiyken film bu sorunu layıkıyla beyazperdeye aktarabiliyor mu? İşte bu sorunun cevabı da ne yazık ki en az konunun kendisi kadar üzücü. Şöyle ki, Türkiye Sineması’nın en önemli sorunlarından bir tanesi hiç kuşku yok ki senaryo yazımı. Nitekim, iyi bir fikri olan herkes iyi bir öyküsü, iyi bir öyküsü olan herkes iyi bir senaryosu olduğu yanılgısına düşüyor. Durum böyle olunca kağıt üzerinde planlananlar kimi zaman senaryonun yazım sürecinde kimi zaman ise senaryonun beyazperdeye aktarımında planlandığı gibi olmuyor. Yarım, bunun en güzel örneklerinden bir tanesi. Toplumsal meseleleri ele alan her film bu konuda seyirciye iyi bir yön göstermiş olmuyor; gerçekleri anlatırken sinemayı kullanmak tehlikeli olabiliyor. Nitekim yukarıda da belirttiğim üzere röportajlarından yola çıkarak son derece duyarlı bir yönetmen olduğunu görebildiğim Aydoğdu birçok sahnede sinematografisinin de katkısıyla çocuk gelin güzellemesi yapıyor. Bu sahneler böyle hastalıklı zihniyete sahip olan insanlar için güzelleme imkanı sunuyor. Yatakta uzanan kızın, bacaklarından başlayarak yapılan çekimlerden, dans ederken verilen görüntülere kadar film, birçok yanlışı içinde barındırıyor. “Bunlar yaşanıyor ve biz olduğu gibi aktarıyoruz.” şeklinde bir anlatım biçimi böyle hassas bir konuda karşılığını bulamaz. Fidan’ın güzelliğinin anlatımı bu şekilde gereksiz estetize edilemez, bu ikili arasında “tatlı-sempatik” bir aşk hikayesi yaşanamaz. Filmin sloganından esinlenecek olursak iki yarım bu şekilde bir tam olamaz, bu güzellemeyi yapmak da size düşmez!

Filmin alt metni böylesine sıkıntılıyken, teknik açıdan başarılı deyip, en azından bugüne kadar festivallerden aldığı ödüllerin hakkını verebilmesini dilerdim ancak ne yazık ki bu da mümkün değil. Filmin sinematografisi tam bir hayal kırıklığı. Doğuda başlayan, batıya uzanan filmin hikayesinin geçtiği coğrafyalar sinematografi açısından yönetmenine, uygun alanlar sağlasa da bu görüntüler, yönetmenin ilk filmi olmasının tüm dezavantajlarını barındırıyor. Üstelik özellikle filmin ilk bölümünde Fidan’ı gördüğümüz her sahnede fona verilen müzik, klip izlenimi yaratırken süreyi uzatabilmek için can çekişen, müzik eşliğinde uzun bakışlara yer veren Türk dizilerini anımsatıyor. Teknik açıdan yetersiz olmasının yanı sıra film, seyirciyi inandırmakta da bir hayli zorlanıyor. Zira, diyalogların son derece zayıf olduğu filmde, özellikle Salih’i canlandıran Serhat Yiğit’in uçlarda dolaşan performansı gerçekçilikten son derece uzak. Fakat yiğidi öldürürken hakkını vermek gerekiyor ki, filmin bunca olumsuz özelliği yanında belki de tek başarılı olduğu yanı oyunculukları. Özellikle Fidan’ı canlandıran Ece Tatay ve Salih’in annesi Hülya Böceklioğlu’nun performansları filmi izlenir kılmayı başarıyor.

Özetleyecek olursak, Yarım iyi bir niyetle yola çıkılmış olsa dahi kötü bir film. Bu filme gitmeyin diyemem lakin filmin son derece vasat olduğunu, özellikle de konuyu ele alış biçimiyle sıkıntılı olduğunu görmezden gelemeyeceğim. En azından, ilk uzun metrajını çekmek isteyen yönetmenler için ele aldığı konularda daha dikkatli olmalarını tavsiye ederek yazımızı sonlandıralım.

Yönetmenlik kariyerine televizyon dizilerinde yardımcı yönetmenlik yaparak başlayan Çağıl Nurhak Aydoğdu’nun ilk uzun metraj çalışması Yarım, hem 22. Adana Altın Koza Film Festivali’nden hem de 6. Malatya Film Festivali’nden iki ödülle dönerek ülkenin önemli festivallerden övgüyle ayrıldı. Bu hafta ülke genelinde vizyona girecek olan Yarım, neresinden tutarsak tutalım son kertede elimizde kalan, en az sinemasal anlamda olduğu kadar alt metniyle de sıkıntılı bir film. Kısaca filmin konusundan bahsedecek olursak Fidan, ülkenin doğusunda yaşayan ve çobanlık yapan bir ailenin kız çocuğudur. 15 yaşındaki Fidan, para karşılığında ülkenin batısından gelen bir aileye gelin olarak verilir. Herhangi bir anlam ifade etmese de verildiği aile Fidan’a son derece iyi davranan, modern görünümlü bir ailedir. Bu aile, Fidan’ı alarak, evlerine doğru yol alır. Fidan ile beraber eve döndüklerinde Fidan, kendisini eş olarak aldıkları Salih ile tanışır. Salih, zeka geriliği olan bir çocuktur. Fiziken 35 yaşında olsa da Salih, zeka yaşı olarak Fidan’dan daha küçüktür. Yarım: İki Yarım Bir Tam Olamaz Filmin yönetmeni Çağıl Nurhak Aydoğdu verdiği röportajlarında iki yarım olarak ele aldığı Fidan ve Salih’i toplum tarafından dışlanmış ve yalnız karakterler olarak öne çıkarmaya çalışsa da Yarım çocuk gelin meselesini masaya yatıran bir film olarak kabul edilmeli. Çocuk gelin sorunu ülkemizde korkutucu bir tablo oluştururken bu ülke toprakları üzerindeki laneti ve islami bir takım öğretileri kendi istediği şekilde yorumlayan insanların varlığını gözler önüne seriyor. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan bilgilere göre 2015 yılında 31.000’den fazla çocuk ailesinin baskısı sonucu evlendirilmiş. Bu devletin elinde bulunan, resmi nikah kıyılan çocukların sayısı. Resmi olmayan sayı, çok daha fazla ve durum göründüğünden çok daha vahim. Peki, bu sorun böylesine ciddiyken film bu sorunu layıkıyla beyazperdeye aktarabiliyor mu? İşte bu sorunun cevabı da ne yazık ki en az konunun kendisi kadar üzücü. Şöyle ki, Türkiye Sineması’nın en önemli sorunlarından bir tanesi hiç kuşku yok ki senaryo yazımı. Nitekim, iyi bir fikri olan herkes iyi bir öyküsü, iyi bir öyküsü olan herkes iyi bir senaryosu olduğu yanılgısına düşüyor. Durum böyle olunca kağıt üzerinde planlananlar kimi zaman senaryonun yazım sürecinde kimi zaman ise senaryonun beyazperdeye aktarımında planlandığı gibi olmuyor. Yarım, bunun en güzel örneklerinden bir tanesi. Toplumsal meseleleri ele alan her film bu konuda seyirciye iyi bir yön göstermiş olmuyor; gerçekleri anlatırken sinemayı kullanmak tehlikeli olabiliyor. Nitekim yukarıda da belirttiğim üzere röportajlarından yola çıkarak son derece duyarlı bir yönetmen olduğunu görebildiğim Aydoğdu birçok sahnede sinematografisinin de katkısıyla çocuk gelin güzellemesi yapıyor. Bu sahneler böyle hastalıklı zihniyete sahip olan insanlar için güzelleme imkanı sunuyor. Yatakta uzanan kızın, bacaklarından başlayarak yapılan çekimlerden, dans ederken verilen görüntülere kadar film, birçok yanlışı içinde barındırıyor. “Bunlar yaşanıyor ve biz olduğu gibi aktarıyoruz.” şeklinde bir anlatım biçimi böyle hassas bir konuda karşılığını bulamaz. Fidan’ın güzelliğinin anlatımı bu şekilde gereksiz estetize edilemez, bu ikili arasında “tatlı-sempatik” bir aşk hikayesi yaşanamaz. Filmin sloganından esinlenecek olursak iki yarım bu şekilde bir tam olamaz, bu güzellemeyi yapmak da size düşmez! Filmin alt metni böylesine sıkıntılıyken, teknik açıdan başarılı deyip, en azından bugüne kadar festivallerden aldığı ödüllerin hakkını verebilmesini dilerdim ancak ne yazık ki bu da mümkün değil. Filmin sinematografisi tam bir hayal kırıklığı.…

Yazar Puanı

puan

Yarım, neresinden tutarsak tutalım son kertede elimizde kalan, en az sinemasal anlamda olduğu kadar alt metniyle de sıkıntılı bir film.

Kullanıcı Puanları: 2.53 ( 2 votes)
32
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi