Genellikle mainstream komedi filmleriyle tanıdığımız David Dobkin, bu kez dram odaklı daha ciddi bir yapımla karşımızda. Filmin başrolünü üstlenen Robert Downey Jr’a Robert Duvall eşlik ediyor.

Alt metninde sorunlu bir baba-oğul ilişkisi barındıran film, metropolde genellikle suçlulara avukatlık yapan, dürüstlüğü değil kazanmayı önemseyen ve bu sayede de zengin olmuş avukat Hank Palmer’ın ( Robert Downey Jr.) yetiştiği  küçük kente dönmesi ve oğlunun aksine dürüstlüğü, suçun ve suçlunun karşısında sergilediği sağlam duruşuyla tanınan 42 yıllık bir yargıç olan babasının kendisini tanımladığı bu dürüst ve onurlu imgenin aksine bir suçun faili olması ihtimali sonucunda, babasıyla arasındaki bu gergin “gidememe ve aynı zamanda kalamama” ilişkisinin geçirdiği duygusal değişimi konu alır.

Gizemli görünen bir olayı merkezine alsa da sonucunu tahmin edebildiğimiz film, yargıçla oğlu Hank arasındaki bu sorunlu ilişkiyi izleyiciye hissettirebilecek ölçüde işlemeyi başarmış. Robert Duvall, yargıç ve kurallarla çevrelenmiş bir hayata sahip mesafeli baba rolüne başarıyla hayat vermiş. Robert Downey Jr. ise canlandırdığı, zekasına ve becerisine güvenen, genellikle ukala ve nispeten sorumsuz oğul Hank Palmer rolüyle filmin sahip olduğu ender güzelliklerden biri olarak görülebilir.

Ender olarak nitelendiriyorum çünkü, film Vogler’ın  tanımladığı “kahramanın yolculuğu” klasik anlatı kalıbını kıramamış, kırmak gibi bir derdi de olmayan; klasik anaakım anlatı kalıplarının içinde sıkışıp kalmış ve bu sıkışmaları baba-oğul arasındaki duygusal sahnelerle rahatlatmaya çalışırken daha da hapsolmuş, başından sonuna klişelerden oluşturulduğu söylenebilecek bir yapım.

Yargı sisteminin tamamen avukatların söz oyunlarına dayalı olduğu gibi bir hava da uyandıran film, bu durumu eleştirmek gibi bir kaygı da gütmemesiyle, sisteme herhangi bir dokundurmada da bulunmuyor.Mahkeme sahneleri defalarca izlediğimiz, avukatların rahatça espiriler yapabildiği, ya da mahkeme esnasında kişisel konulara değinebildiği Hollywood sahnelerinden yalnızca bir başkası.

Filmin diegetic’ini biraz daha incelemek gerekirse, Yargıç aslında bir erkek filmi olarak görülebilir. Erkeklere hitap edecek bir film anlamına gelmesin, kadın karakterleri, erkek karakterler üzerinden tanımlamak dışında hiçbir şekilde  bireyselleştirme/derinleştirme kaygısı gütmeyen, bir baba ve üç oğlu etrafında dönen ve doğa ana/devlet baba çatışması göz önünde bulundurulursa yasaların erilliğinin de filmin merkezine oturtulduğu bir erkek filmi

Tüm bunların ışığında, film olay örgüsünde barındırdığı kısıtlı merak unsuru, baba-oğul ilişkisinin düğümlenip çözülmesinin yarattığı katharsisler dışında asıl olarak iyi oyunculuklar  vaat ediyor  ve yönetmen David Dobkin’in bu kez hafif espiriler de kattığı dram türünde nasıl bir iş çıkardığını görmek için izlenebilir.

Genellikle mainstream komedi filmleriyle tanıdığımız David Dobkin, bu kez dram odaklı daha ciddi bir yapımla karşımızda. Filmin başrolünü üstlenen Robert Downey Jr’a Robert Duvall eşlik ediyor. Alt metninde sorunlu bir baba-oğul ilişkisi barındıran film, metropolde genellikle suçlulara avukatlık yapan, dürüstlüğü değil kazanmayı önemseyen ve bu sayede de zengin olmuş avukat Hank Palmer’ın ( Robert Downey Jr.) yetiştiği  küçük kente dönmesi ve oğlunun aksine dürüstlüğü, suçun ve suçlunun karşısında sergilediği sağlam duruşuyla tanınan 42 yıllık bir yargıç olan babasının kendisini tanımladığı bu dürüst ve onurlu imgenin aksine bir suçun faili olması ihtimali sonucunda, babasıyla arasındaki bu gergin “gidememe ve aynı zamanda kalamama” ilişkisinin geçirdiği duygusal değişimi konu alır. Gizemli görünen bir olayı merkezine alsa da sonucunu tahmin edebildiğimiz film, yargıçla oğlu Hank arasındaki bu sorunlu ilişkiyi izleyiciye hissettirebilecek ölçüde işlemeyi başarmış. Robert Duvall, yargıç ve kurallarla çevrelenmiş bir hayata sahip mesafeli baba rolüne başarıyla hayat vermiş. Robert Downey Jr. ise canlandırdığı, zekasına ve becerisine güvenen, genellikle ukala ve nispeten sorumsuz oğul Hank Palmer rolüyle filmin sahip olduğu ender güzelliklerden biri olarak görülebilir. Ender olarak nitelendiriyorum çünkü, film Vogler’ın  tanımladığı “kahramanın yolculuğu” klasik anlatı kalıbını kıramamış, kırmak gibi bir derdi de olmayan; klasik anaakım anlatı kalıplarının içinde sıkışıp kalmış ve bu sıkışmaları baba-oğul arasındaki duygusal sahnelerle rahatlatmaya çalışırken daha da hapsolmuş, başından sonuna klişelerden oluşturulduğu söylenebilecek bir yapım. Yargı sisteminin tamamen avukatların söz oyunlarına dayalı olduğu gibi bir hava da uyandıran film, bu durumu eleştirmek gibi bir kaygı da gütmemesiyle, sisteme herhangi bir dokundurmada da bulunmuyor.Mahkeme sahneleri defalarca izlediğimiz, avukatların rahatça espiriler yapabildiği, ya da mahkeme esnasında kişisel konulara değinebildiği Hollywood sahnelerinden yalnızca bir başkası. Filmin diegetic’ini biraz daha incelemek gerekirse, Yargıç aslında bir erkek filmi olarak görülebilir. Erkeklere hitap edecek bir film anlamına gelmesin, kadın karakterleri, erkek karakterler üzerinden tanımlamak dışında hiçbir şekilde  bireyselleştirme/derinleştirme kaygısı gütmeyen, bir baba ve üç oğlu etrafında dönen ve doğa ana/devlet baba çatışması göz önünde bulundurulursa yasaların erilliğinin de filmin merkezine oturtulduğu bir erkek filmi Tüm bunların ışığında, film olay örgüsünde barındırdığı kısıtlı merak unsuru, baba-oğul ilişkisinin düğümlenip çözülmesinin yarattığı katharsisler dışında asıl olarak iyi oyunculuklar  vaat ediyor  ve yönetmen David Dobkin’in bu kez hafif espiriler de kattığı dram türünde nasıl bir iş çıkardığını görmek için izlenebilir.

Yazar Puanı

puan - 59%

59%

Film, her şeyden öte iyi oyunculuklar vaat ediyor ve yönetmen David Dobkin’in bu kez hafif espiriler de kattığı dram türünde nasıl bir iş çıkardığını görmek için izlenebilir.

Kullanıcı Puanları: 3.5 ( 2 votes)
59
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi