Başrollerinde Rebecca Hall, Jason Sudeikis ve Dianna Agron’un yer aldığı romantik komedi türündeki Tumbledown – Başımın Belası 20 Mayıs’ta vizyona giriyor. 

Üniversitede öğretim görevlisi olan Andrew hayatını kaybeden ünlü müzisyen Hunter Miles’ın biyografisini yazmak isteyince müzisyenin eşi Hannah’nın yaşadığı kasabaya giderek ondan yardım ister. Ancak Hannah da aynı amaçla çalışmaya başlamıştır bile ve bilgilerini paylaşmak konusunda pek istekli değildir. Birbirini son derece antipatik bulan bu ikiliye “kasabanın seksi erkeği” Curtis, Andrew’un New York’tan çıkagelen sevgilisi Finley ve Hannah’nın her konuda abartıya kaçan ailesi katılınca işler iyice sarpa sarar.

Seyirciyi aralarındaki kimya ile büyüleyen Hollywood’un önemli yıldızları Jason Sudeikis ve Rebecca Hall’un başrolleri paylaştıkları filmde, ikiliye Magic Mike ile tanıdığımız Joe Manganiello ve Glee’nin yıldızlarından Dianna Agron eşlik ediyor. “Notting Hill”, “Sleepless in Seattle” gibi sıcak romantik komedilerin izinden giden filmi Sean Mewshaw yönetti.

25741864152_a7eb100868_k

Tumbledown’ın senaristi Desiree Van Til ve yönetmeni Sean Mewshaw filmle ilgili sorunlara cevap verdi. 

Bu filmi yazma fikri nereden çıktı?

Desiree Van Til: Yaklaşık on sene önce Los Angeles’ta oturuyorken Richard Linklater’ın Before Sunrise ve Before Sunset’ini izlemiştim. İki insanın sadece konuşarak birbirlerine gitgide yakınlaşmaları fikri çok hoşuma gitmişti. Birbirinden çok uzak ve farklı dünyalara sahip olmalarına rağmen aralarındaki duvarları aşıp beraber olan iki karakter yaratmak istedim. Aslen doğal bir dokuya sahip Maine’den olmama rağmen Los Angeles’ta yaşamam, öyküye kırsal-kent çatışmasını yerleştirmemde etkili oldu.

Senaryo aslında biraz da üçlü bir aşk hikayesi. Çünkü birisinin hayaleti sürekli aralarında. Bu hikaye üzerinden yas tutma sürecini de biraz işlemek istedim. Özellikle de yası tutan; hayat dolu, iyimser bir insan olduğunda. Ben de hayatımda önemli bir insanı kaybettikten kısa bir süre sonra aşık olmuştum. Hannah’nın gösterdiği davranışları ben de sergilemiştim.

Filmde romantizm, aslında alıştığımızdan daha geç devreye giriyor. Bunu erkene çekmeyi ya da tamamen filmin dışında bırakmayı düşünmüş müydünüz hiç?

Sean Mewshaw: Filmi normalde izleyici olarak filmlerin nasıl bitmesini istiyorsak öyle bitirmek istedik. İzleyenlere film bittikten sonra da bu karakterlerin hayatları devam edecek mesajını vermek istedik. Bu hikaye aslında onların hayatlarından bir kesit. Kesinlikle birbirleri için deli divane olmak zorunda değiller. Sadece hayatlarının bir noktasında aşık olacak kadar cesur olmak zorundalar. Bu film aslında cesaret ile ilgili.

Hunter’ı yazar ya da ressam müzisyen yapma fikrinin sebebini bizimle paylaşabilir misiniz?

Desiree Van Til: Bu ilginç oldu aslında çünkü ilk yazdığımda kendisi bir şairdi.

Sean Mewshaw: Müzik filmde fazlasıyla yer kapladığı için müzisyen olması gerektiğine karar verdik. Müziği aracılığıyla karakterin varlığını filmde hissetmemizi sağladı. Müzik, aynı zamanda bir insanın hatıralarını en iyi canlandıran araçlardan biri. Bu yüzden Hannah’nın ruh halini de ekrana daha iyi yansıtmamıza olanak verdi.

Desiree Van Til: Senaryoyu yazarken müzik dinliyordum ve aslında zaten müzisyenlerin de şair olduklarını fark ettim. Müzik kullanmanın bir güzel yanı da izleyiciye eserin güzelliğini anlatmak zorunda olmamanız. Şiirde böyle bir sorun karşımıza çıkabilirdi ama mziği zaten izleyici de duyduğu için o duygu otomatik olarak karşı tarafa geçiyor.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi