Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Genç yaşına rağmen yönettiği filmlerle dikkat çeken Xavier Dolan, filmlerinde anne- çocuk ilişkisini anlatan ve  toplumsal konuları tüm açıklığı ile ekrana yansıtan nadir yönetmenlerden biridir.  J’ai tué ma mère, Tom à la ferme, Mommy  gibi başarılı filmlerle imza atan yönetmenin Criterion Collection filmleri arasında seçtiği  favori filmlerine aşağıdaki listeden bakabilirsiniz. Dolan, 10 favori filminden oluşturduğu listedeki filmleri kendi açıklamalarıyla birlikte bizlerle paylaşıyor.

Xavier Dolan’ın 10 Favori Filmi!

1-Pierrot le fou (Jean-Luc Godard)

pierrot-le-fou-filmloverss
Nihai özgürlük. Kelimelerin özgürlüğü, görüntülerin özgürlüğü, renklerin özgürlüğü ve sevginin özgürlüğü. Bu film  Jean-Luc Godard’ın sanatının doruk noktası, zanaatının zirvesi. Sinema asla kendini inkar etmez.

2-Cries and Whispers (Ingmar Bergman)

cries-and-whispers

Ezici bir çoğunlukla etkileyici hatta rahatsız edici bir oyunculuk performansı.  Akıllara durgunluk veren bir teknik.  Hassas ve somut bir şekilde acının, illetin, kederin ve yalnızlığın ayrıntılı bir betimlemesi. Ve tabii ki kırmızı renginin solgunluğu.

3-Forbidden Games (René Clément) 

Forbidden-Games.-filmloverss

Benim favori  üç aşk hikayemden  biri.  Narciso Yepes’in efsane müziği  gençliğin romantizmine, ününe ve büyüsüne katkıda bulunuyor. Film mükemmelliğin varlık bulmuş hali. Filmin sanatsal yönü  titiz, ilham verici, özenli ve  öncü bir düşsel bir bakış açısına sahip.  Brigitte Fossey sevimli ve inanılmaz bir olgun oyunculuk performansı ortaya koyuyor, altı yaşına rağmen kadınlığın somut bir örneğini simgeliyor. 1940’lı yıllarda Fransızların Nazi işgalinde kaçışını tasvir eden harika bir açılış sahnesi.Gençliğe özgü  sahici ve mantıklı gelenekler, çocukların dünyasının yaratıcı bir temsili. Çarpıcı zarafet ve şiirsellik. Yürek parçalayıcı bir ayrılış sahnesi. Ben bu filmi seviyorum. Bu benim iddialı bir eleştirmen olmamı sağlıyor.

4-The 400 Blows (François Truffaut)

the-400-blows

İlk kez aşık olduğum zamandı. Ve karşılığında aşkı hissetmiştim.Temelde çocukluğum (tabii ki de nüansları ile birlikte)— eminim evimde gizli kameralar olduğu zaman ne olup bittiğini merak eden tek çocuk değildim. Jean-Pierre Léaud  kendi oyununun başındaki kişi; o kendi oyunculuk kurallarını yarattı, kendi okulunu aklından oluşturdu ve bir sürü aktör ve aktriste kapılarını açtı. Kimse  “Léaud bu ya da şu filmde çok kötü”  diye bir şey söylemiyor. Hayır.  Bu Léaud, bu kadar.  Ayrıca, onun yerine kimsenin geçemeyeceğini düşünüyorsun. Asla. Bu film açıkça başlığında adaletin olmadığını belirtiyor. Bizi darbelerden uzak tutuyor. Bu film benim yönetmen olmak istememi sağlayan filmdir dediğim zaman kendimi orijinal hissetmiyorum. Ve bu film hala öğrenmek için ne kadar zamanımın olduğunu hatırlatıyor.

5-Taste of Cherry (Abbas Kiarostami)

taste-of-cherry-filmloverss

Umutsuzluk ve sessizliğin içinden güçlü bir yolculuk. Ölümün muhteşem bir yansıması ve   hayatın anlamının yanı sıra yolların bazen  hayatın güzelliğini açığa çıkartması— diyelim ki;  bir ağaçtan düşmüş kiraz tadı, kendini ağacın dallarının birinde asmayı planlayan bir adam tarafından sarsılmış bir ağaç. Ancak  bu yabani meyvelerin tadını kim hatırlayıp hayatını yaşamaya değecek. Uzun ve tek araba sahneleri. Bir mücevher. Herkesin görmesi gerekir. Şimdi lütfen.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi