Doğa ana bir seri katil gibi davranır. İçten içe yakalanmak ister, arkasında onu yakalatacak ekmek kırıntıları, ipuçları bırakır. 

Stranger Than Fiction ve Finding Neverland gibi iki sıra dışı filmin yönetmeni Marc Foster’ın son filmi World War Z, bir zombi filmi olması sebebiyle bu sene vizyona girecek filmler arasında kişisel listemin en üst sırasında bulunuyordu. Kısaca zombi filmleri diye adlandırsak da insanlığın soyunu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bırakan salgın filmlerinin neredeyse hepsi ilk bakışta benim gibi türün hayranlarını heyecanlandırmayı başarıyor.

1932 yılında White Zombie ile başlayan “yaşayan ölüler” serüveni zaman içinde birçok başarılı filmle popülaritesini kaybetmeden günümüzde de beyazperdede yer almaya devam ediyor. 1978 yapımı Dawn of the Dead birçok açıdan türün en başarılı örneği kabul edilirken filmin yönetmeni George A. Romeru’yu bu konuda bir adım öne çıkarabiliriz. The Crazies filminin de yönetmeni olan Romeru salgının tüm dünyaya yayılması fikrinin de öncülerinden. Şahsi bir değerlendirme yapacak olursam zombi filmlerinin bu denli çekici gelmesinin sebebi filmin yarattığı korku atmosferinden ziyade virüsün yayılma süreciyle birlikte hem bireyler hem de toplumlar üzerinde yol açtığı sorunlar olduğunu söyleyebilirim. 

WWZ-02502Rv2 (1)

Kaos!

Emekliliğinin keyfini ailesiyle vakit geçirerek çıkaran Gerry bir gün trafikte sıkıştığı sırada, yaşadığı kenti zombi ordusu ele geçirmeye başlıyor. Bu kaos ortamından bir şekilde kurtulmayı başaran Gerry Birleşmiş Milletler tarafından virüsün etkilerinin bulunması ve yayılmasının önlenmesi için yeninden göreve çağrılıyor. Filmin açılış sekansı neredeyse 30 dakikaya yakın sürüyor. Ve bir an için bile koltuğumuzdan kıpırdayamıyoruz. Bir zombi filmi için mükemmele yakın bir açılış olduğunu söyleyebilirim. Kısaca hem aile bireyleri arasındaki duygusal bağı hem de dünyanın içinde bulunduğu sorunu anladıktan sonra film tekrar sahaya dönüyor ve seyirciyi bitmek tükenmek bilmeyen bir aksiyon ve korku tünelinin içine sokuyor. World War Z’nin de başarısının sırrı zaten burada ortaya çıkıyor. Film seyircisinin sıkılmasına asla izin vermiyor. Korku ve gerilimin şiddeti abartıya kaçmıyor ama rahatlamamıza da asla izin vermiyor. Ancak, bu konuda filmin en büyük avantajı olarak gözüken bu durum filmin en önemli eksiklerinden birine de yol açmış. En başta bahsettiğim gibi bu tür salgın olaylarının yol açtığı sorunlar sağlam birer eleştiri getirebilmek açısından büyük bir önem taşıyor. Ne yazık ki filmin ilk 30 dakikasında yapılan bu eleştiriler o dakikadan sonra tamamen bitiyor ve olay yalnızca katıksız bir aksiyona dönüşüyor. 

WWZ-09368R

Brad Pitt’in oyunculuğuna hayranlık duyduğumu her fırsatta dile getiriyorum. Pitt’in oyunculuğuyla ilgili söylenecek tek bir olumsuz yan yokken filmin oyunculuk açısından en ilginç detayı nereden nereye dedirten Matthew Fox oldu. Her ne kadar ABD’de dizi ve film sektörü birbirinden oldukça bağımsız olsa da yakın geçmişe damgasını vuran unutulmaz Lost dizisinin başrol oyuncusu World War Z’de neredeyse figuran rolünde karşımıza çıktı. Pitt’i helikoptere bindirirken beş saniye gözüken Fox filmin ikinci yarısındaysa 3 saniye daha kameranın karşısında beliriyor. 

Eleştiri kısmı eksik kalmış olsa da 115 dakikalık muhteşem bir aksiyon sunan World War Z’yi beğenmemek büyük haksızlık olur. Sinemanın ne kadar heyecan verici bir sanat olduğunu anlamak, hayal dünyamızı geniş tutmak için böyle filmlere ihtiyacımız var.

İyi seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi