Sinema dünyasına taze kazandırdığı Café Society’den sonra izleyiciyi ilk kez bir TV dizisi ile buluşturacak olan Woody Allen ile cinsellik, ilk televizyon dizisi ve antisemitizm üzerine, The Guardian yazarı Catherine Shoard muazzam bir söyleşi gerçekleştirdi.

Woody Allen‘ın 80 yaşında olması kimseye sahalardan geri çekildiğini düşündürtmedi. Yönetmenin sinemaya duyduğu heyecanın yaşadığı sürece var olacağı mesajını veren son yapımı Café Society, ülkemizde 12 Ağustos’ta vizyona girerken, İngiltere’deki izleyici ile buluşmak için de gün sayıyor. Romantik ve duygulu bir hikayenin içine zenginliğe bakış, yahudi karşıtlığı, aile hayatı, yaşanmışlıklar ve yaşanmamışlıklarla ilgili bir dolu derin bahis sığdıran Allen’ın her filmi gibi bu filminin de söylediği çok şey var. Kariyerine ilk kez bir TV dizisi de ekleyen Allen’ın The Guardian‘a verdiği röportaj, bizi kendisinin iç dünyasına bir nebze de olsa yakınlaştırıyor. İşte samimi açıklamalarıyla Woody Allen!

Woody Allen, TV Dizisi Crisis in Six Scenes’in Başında!

Allen’ın 60 yıldan fazla bir zaman dilimine yayılan kariyerinde el attığı ilk televizyon yapımı olan Crisis in Six Scenes, yarım saatlik altı bölümden oluşuyor ve 30 Eylül 2016 tarihinde Amerika’daki izleyicisi ile buluşmaya başlayacak. Amazon Video ile internet ortamında da erişilebilir olacak dizinin kadrosunda yönetmenin kendisi ile beraber Miley Cyrus, Elaine May, John Magaro, Rachel Brosnahan, Becky Ann Baker, Michael Rapaport, Margaret Ladd, Joy Behar, Rebecca Schull, David Harbour ve Christine Ebersolle isimleri yer alıyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında gerçekleşen ve açılışı Café Society ile yapan Cannes Film Festivali’nde dizi yapmanın kendisi için tahmin ettiğinden çok daha zor olduğunu, bunu yapmayı kabul etmekten pişmanlık duyduğunu dile getiren yönetmenin Amazon’un kendisini ikna etmek için sarfettiği çabaya da şu sözleri ile değiniyor: “Amazon iki yıl boyunca peşimden koştu ve sonunda teklifi reddemeyeceğim kadar cazip bir kıvama getirdi.” Neyi, ne zaman, nerede, hangi senaryoyla yapacağına hiç karışmayacağına söz veren Amazon Studios’un kendisine itimat eden yaklaşımına karşılık Allen da üstlendiği sorumluluğun ne kadar bilincinde olduğunu şöyle dile getirdi: “Sorumluyum. Paralarını alıp çarçur etmeyeceğim. İyi bir anlaşmaydı – daha önce de yaptım böyle işleri.”

Woody Allen: “Seks temel amaçtır.” 

cafe-society-3-filmloverss

Jesse Eisenberg ve Kristen Stewart‘lı Cafe Society’de resmedilen Hollywood’ta görünen sahteciliğin her yerde olduğunu ama bu konuda azarın hep Hollywood’a atıldığını söyleyen Allen, diğer bölgelerin Hollywood’tan daha çok seks, para ve sanat ile beslenip beslenmediği ile ilgili soruya da röportaja damga vuran bir açıklamayla cevap veriyor: “Seks temel amaçtır. Bu kadar hırsın kaynağı cinsel dürtüleri tatmin edebilme isteği; bu, herkesin uğruna çalıştığı şey. Bu, hayvanları yaptığı şey. İnsanların hayat vermek gibi anlamsız bir gailesi var, ve kimse neden olduğunu bilmiyor. ‘İnsanlar çok kötü, hayat berbat, üzücü, kısa, kirli ve anlamsız.’ diyen kadın da birkaç tane çocuk sahibi olmak istiyor. Her türlü akla meydan okuyor. Tamamen duygusal.” Aslında Café Society’de görünen, kendine bir gelecek kurmak için Hollywood’a dayısının yanına giden Bobby, dayısının sekreteri Veronica ve dayısı Phil’in üçgeninde de karakterler Allen’ın yukarıdaki açıklamasını haklı çıkarır nitelikte karar verir. Phil, çok anlayışlı, sevecen ve güzel karısını yatakta onu daha çok memnun eden genç Veronica için terk eder; Veronica sevdiği iki erkekten onu hem cinsel anlamda mutlu eden hem de parası olan Phil’i seçer; Bobby tamamlayamadığı mutluluğu adı Veronica olan başka biri ile tamamlamaya çalışır.

Allen’a Göre Antisemitizm Nereye Gidiyor?

Yahudi bir ailenin çocuğu olarak büyüyen Allen’ın Café Society’sinde resmedilen aile mutlaka kendisininkinden izler taşıyordur. Bu izlerin ne boyutta olduğunu belki de hiç bilemeyeceğiz. Fakat açıkça görünen şu ki, Bobby’nin hapishaneye düşen gangster abisinin idam edilmeden önce katolik inancına taşınması antisemitizm ile ilgili bir şeyler hatırlatıyor. Peki Allen son zamanlarda yahudi karşıtlığının arttığını düşünüyor mu? Cevabı hayır. Ama arkadaşlarının düşündüğünü ekleyerek şöyle devam ediyor: “Bu beni şaşırtmıyor. Birini günah keçisi yapmak insanların doğasında var. Eğer dünyada hiç yahudi olmasaydı, siyahilere suç atarlardı. Hiç siyahi olmasaydı, katoliklere bunu yüklerlerdi. Hiç katolik yok mu? O zaman başka birilerine. Sonunda herkes tıpatıp aynı olsaydı, solak olanlar sağlak olanları öldürmeye başlardı. Sadece düşmanlık ve ezikliğimize hedef olacak bir diğere ihtiyacımız var.”  Kendisini bir Freud destekçisi  olarak tanımlayan ve hayatının neredeyse 40 yılını psikanaliz ile geçirdiği bilinen Allen, Freud’tan bir alıntı yapmayı da ihmal etmiyor: “Freud her zaman antisemitizmin var olacağını, çünkü insanların zavallı bir topluluk olduğunu söyler.”

woody-allen-1-filmloverss

Bu denli ciddi konular üzerinde yaptığı açıklamalardan sonra Allen’ın kendisi ile ilgili en çok dikkat çeken detay ise, hayatın onu giderek güçlendirmesi gibi bir şeyin söz konusu olmadığını, tam tersine yaşadıklarının onu daha az tahammüllü ve hassas yaptığını itiraf etmesi. Basında olan bitenden elini eteğini çekmiş durumda. Tabii ki para kazandığı projelerden para kazanan diğerlerinin çıkarlarını tehlikeye atmayacak kadar basın ile içli dışlı. Fakat hissettiği bu sorumluluk ve dolayısıyla mecburiyet dışında sadece iş yapıyor ve hayatını yaşıyor. Telefonunu sadece arama yapmak, o aşığı olduğu caz müziği dinlemek ve hava durumunu kontrol etmek için kullanıyor. Hatta bu, çocukluğunun sevimsiz anılarını tekrar canlandırmak demek olsa da, bir otobiyografi yazsa ne güzel olurdu diyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi