Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 38 [1] => 11 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Animasyon [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/animasyon/ ) [1] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Rüzgar Estiğinde
When The Wind Blows
1986 - Jimmy T. Murakami
80
İNGİLTERE
Senaryo Jimmy T. Murakami
Oyuncular Peggy Ashcroft, John Mills, Robin Houston
Batu Anadolu
Savaşı ya da nükleer paranoyayı birer tehdit olarak görmek yerine asıl tehdidin bizzat yaşadığı deneyimlerden ders almayan, öyle ya da böyle yaşamına devam eden basit insanlar, yani biz olduğunu gösteren güçlü bir animasyon.

When The Wind Blows

“Benimkisi duyacağın son ses olacak, panik yapma!”

Frankie Goes To Hollywood – Two Tribes (Keep The Peace)

Renk cümbüşü, frapanlık, Frankie Goes To Hollywood, Duran Duran, E.T., The Goonies… Bugün 80’lerden söz ettiğimizde aklımıza ilk gelen şeylerin bunlar olması tuhaf değil mi? 10 yıllık bir dönemi, popüler kültürün göz alıcılığıyla ve medyanın şekillendirmesiyle ele almamız ve “ah neydi o günler?” serzenişleriyle tüm unsurları birer “partileme” aracı olarak görmemiz de bu tuhaflığa dahil. Aslında bu nostalji hissi benim düşündüğüm kadar tuhaf da olmayabilir; belirli dönemlerin getirdiği bunalımların yarattığı travmaları aşmanın en kolay yolu belki de bu. Konu İngiltere olduğunda 80’lerdeki madenci grevlerini, işsizliğin tavan yapmasını, Thatcher’ın demir yumruğunu ve nükleer paranoyayı düşünürsek, “Blue Monday” eşliğinde dans etmek pek küçümsenecek bir hareket olmasa gerek!

Koru ve Hayatta Kal!

80’lere damga vuran olaylar arasında bir sıralama yapsak birinciliği şüphesiz bu nükleer paranoya alır; çünkü tüm dünyayı yok edebilecek başka bir riskten söz etmek mümkün değildir. 1983’te ABD’nin kovboy başkanı Ronald Reagan’ın; Sovyetler Birliği’ni “Evil Empire” (Şeytani İmparatorluk) olarak anması, belki de bu riskin tavan yaptığı en önemli anlardan biridir. 1980’lerin başından beri büyüyen nükleer saldırı riski ve korkusu, sonradan yine popüler kültüre mal olacak bu sözlerle cisimleşir. Zaten sinema, bu korkuyu paraya dönüştürmekte de geri kalmaz. Bir nükleer saldırıda neler olabileceği, insanların nasıl tepki gösterebileceği ve tüm bunların geleceği nasıl etkileyebileceği; karanlık senaryolarla izleyicinin önüne sunulurken çiğ bir gerçekçilik ve insan neslinin yok olmasına dayalı bir soykırım benzetmesi de patlamış mısır eşliğinde tüketime girer. The Day After, Barefoot Gen ve The Atomic Cafe gibi filmler, bu “felaket” türünün ilgi alanını genişletirken, 1986 tarihli bir İngiliz animasyonu farklı bir yaklaşım sunar.

1982 yılında İngiliz çizer Raymond Redvers Briggs tarafından yaratılan “When The Wind Blows” isimli çizgi roman, taşrada yaşayan yaşlı bir çiftin nükleer saldırı sonrasındaki yaşamını ele alır. Hikaye temel olarak aynı çizerin 1980 tarihli “Gentleman Jim” isimli çizgi romanının karakterlerinden –aslında Briggs’in kendi anne ve babasından- esinlenmiştir. Çizgi romanın karanlık tonu ve farklı bakışı, Japon asıllı Amerikalı yönetmen Jimmy T. Murakami’nin –sonradan Fred Wolf ile ortaklık kurarak çocukluğumuza damga vuran Ninja Kaplumbağalar çizgi filmini yaratacaktır- dikkatini çeker ve böylece senaryosu bizzat Briggs’e emanet edilmiş bir animasyon karşımıza çıkar.

When The Wind Blows’ta sadece iki karakter vardır; Jim ve Hilda Bloggs. Bloggs ailesi, taşrada kendi hallerinde yaşarlar. Jim günlerini şehre inerek ve gazeteleri okuyarak geçirirken Hilda ise tüm gün yemek ve temizlik işleriyle uğraşır. Aşırı derecede iyimser olan ve her kötü olayın iyi yönlerini görmeye çalışarak bir bakıma “güler yüzlü ve sıcak taşra insanı” olarak sunulan ikiliyle tanıştığımızda aslında üstü örtülü bir ırkçı ve muhafazakar kişiliklerle de karşı karşıya kalırız. Jim her gün okuduğu gazete haberlerini Hilda’ya taşır ve çeşitli konular üzerine tartışırlar. Olaylarda suçlanan kesim sürekli olarak “komünistler” ya da “hippiler”dir. Savaş çıkacağına yönelik haberler arttıkça Jim, hükumet tarafından dağıtılan “Protect and Survive” (Koru ve hayatta kal) kitapçıklarından yararlanarak evin içinde basit bir sığınak oluşturur. İlk bakışta karakterleri de göz önünde bulundurduğumuzda Jim’in bu çabası oldukça saçmadır; aşırı korumacı bir yapısı olduğundan dolayı izleyici bir saldırı ihtimalini hiç hissetmez. Fakat filmin dönüm noktasında meşhur “dört dakika uyarısı”* verilir ve Ruslar, İngiltere’ye bir füze gönderir.

When The Wind Blows: Travmaları Örten Nostalji Duygusu

Yaşanan bu ilk şokun üzerine ayakta kalan çiftin devam eden iyimserliği, biraz tedirgin edici biçimde işlenir. Zaten bir noktadan sonra tüm bu iyimserliğin, travmaya dayalı olduğu anlaşılır. İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış olan yaşlı çift, bu son saldırıyı sık sık savaş günlerinde yaşadıkları olaylar ışığında değerlendirir. Fakat bu savaş anıları arasında kötü ve ölümcül şeyler asla yoktur. Hatırlanan şeyler ailecek girilen sığınaklar, bu sığınakta yapılan aktiviteler ve eski komutanların ne kadar büyük ve heybetli olduğudur. O eski günlerin gururunun ve kahramanlıklarının yeniden canlandırılması, yaşanan ölümlerin ve yıkımların daha derinlere gömülmesine yol açar. Günümüzde başbakan kimdir, kararları kimler alır ve düşman kimdir gibi soruların yanıtları yoktur, zaten gereksizdir de. Şu an saldıran Ruslar ya da Almanlar olsun, hiç fark etmez. Jim sürekli olarak Hitler’in kendilerine saldırdığını sayıklar durur. Aslında bir açıdan da haklıdır; kimin neden saldırdığının önemi yoktur. Önemli olan bir düşmanın varlığıdır. Bu sayede Bloggs çiftinin İkinci Dünya Savaşı’nı hasretle anan konuşmalarının korkunçluğu, filmdeki asıl saldırının korkunçluğunu bile gölgede bırakır. Özünde oldukça iyi insanlar olmalarına rağmen film bize; özellikle medya tarafından üretilen milliyetçi ve devleti yücelten dilin nasıl verili biçimde bulunduğunu ve bu dili yeniden üretmenin ne kadar kolay olduğunu gösterir. Milyonlarca insanın ölümüne neden olan bir savaşın yıkıntılarından doğan mitler, travmayı nostaljiye dönüştürür. Tıpkı grevlerin, işsizliğin ve nükleer paranoyanın popüler kültür aracılığıyla birer nostaljiye dönüştürülmesi gibi.

David Bowie’nin filme aynı isimli şarkısıyla açılan ve Roger Waters’ın müzikleriyle gücüne güç kattığı Rüzgar Estiğinde – When The Wind Blows, savaşı ya da nükleer paranoyayı birer tehdit olarak görmek yerine asıl tehdidin bizzat yaşadığı deneyimlerden ders almayan ya da korkunç sonuçları görmek istemeyen, öyle ya da böyle yaşamına devam eden basit insanlar, yani biz olduğunu gösteren güçlü bir animasyon olarak hafızalara kazanır.

*Dört dakika uyarısı (Four-Minute Warning): İngiliz hükumetinin 1953-1992 yılları arasında aktive ettiği bir alarm sistemidir. Sovyetler’den yapılacak bir füze saldırısının İngiltere topraklarına dört dakikada ulaşabileceği düşünülerek halkın bu süreçte uyarılarak hazırlık yapması ve sığınaklara girmesi amaçlanmıştır. Bu tarz bir saldırının dört dakikadan daha kısa sürede gerçekleşebileceği konusunda da o dönem tartışmalar yaşanmıştır.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol