İçinde bulunduğu projelerin senaryosunu kendi yazan, yönetmenliğini kendi gerçekleştiren, kimi zaman oynayan ve cast seçimi ile çoğunlukla kendi ilgilenen, kafasındakini perdeye yansıtmak için elinden gelen her şeyi yapan, yaşayan saygın auteur sinemacılardan biridir Woody Allen. 1935 yılında New York’un düşük, orta sınıflı bir bölgesinde, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Woody, çok küçük yaştan itibaren film çekmeye merak sardı. Radyo ve televizyonlara espriler yazan, daha sonrasında bir stand up şovu yaparak yapımcıların dikkatini çeken Woody’den, bir senaryo yazması istenir. Senaryonun beğenilmesi ile de Woody Allen ismi, sinema tarihine altın harflerle kazınmaya başlar.  Hollywood’un içinde kalıpları kıran, kendi doğrularını ve değer yargılarını korkusuzca, cesur bir şekilde ifade edebilen ve yaptığı her işle büyük kitleleri kendine hayran bırakabilen bir isim oldu bu çılgın New York’lu.

Maç Sayısı ile başlayan son dönem Avrupa fonlu filmlerinin arasına tekrar bir New York hikayesi sıkıştırmak isteyen Allen, bu sefer kamerasını Boris Yellnikoff’a çeviriyor. Woody Allen bu sefer başrolü, kendi oynamak yerine Seinfeld ve Curb Your Enthusiasm gibi dizilerden aşina olduğumuz Larry David’e emanet ediyor. Ekranda gördüğümüz yüz Woody’e ait olmasa da izlediğimiz kişinin o olduğunu hepimiz biliyoruz. Larry David rolün hakkını o kadar güzel şekilde vermiş ki, Woody Allen’ı kendisini canlandırmadığı için tebrik ediyorum. Önceki projelerinde de kendi basit ve sade düşüncelerini işlediği gibi bu filmde de genel olarak bu huyunu devam ettirdiğini görüyoruz yönetmenin. İnsana, ilişkilere, inançlara ve alışkanlıklara dair göndermeler oldukça keskin ve bir o kadar da keyifli.

Whatever Works - Filmloverss

1970’lerde Zero Mostel isimli Amerikalı aktörü düşünerek senaryoyu kaleme alan Woody, 77’de aktörün ölümü üzerine projeyi rafa kaldırır. 2000’lerdeki zaman zaman artan Oyuncular Birliği’nin grevlerinden önce bir film çekmek isteyen yaşlı kurt, yazdığı bu senaryoyu hatırlar, kısa sürede çekimlerini tamamlar ve bizler de bu güzel filmi izleme imkanına kavuşmuş oluruz.

Boris Yellnikoff; zamanında Kuantum Fiziği dalında Nobel’e aday gösterilmiş ve kendi deyimiyle her ödüllü yarışmada olduğu gibi burada da siyasi durumlar devreye girerek ödül alması engellenmiştir. Columbia Üniversitesi’nde Fizik profesörlüğü yapan ve kağıt üzerinde kusursuz bir evliliği olan Boris’in sahip olduğu yüksek IQ, sorgulayıcı insanlardan olması ve etrafındaki her şeyi yetersiz/kusurlu gören yapısı dışarıdan huysuz biri gibi algılanmasına sebep olmaktadır. Karısıyla tartıştığı bir gece ilişkisinden ve yaşamından tiksinerek intihar etmeye çalışan Boris, bir cafenin tentesine düşer ve ölümden döner. Olaydan sonra topallamaya başlayan bu dahi fizikçi, eşinden ayrılıp yaşadığı mahalleyi değiştirerek lüks bir hayattan daha mütevazi bir şehir hayatına geçiş yapar. Çocuklara satranç dersleri veren ve başarısızlığa karşı tahammül eşiği sıfır olan bir öğretmen kadar sevecen olan Boris, uyuyamadığı akşamlarda da mahalledeki arkadaşlarına kendi sosyolojik çıkarımlarından bahsetmektedir.

Whatever Works - Filmloverss 2

Rutin hayatı içinde oldukça mutlu olan bu yaşlı dahi, bir akşam apartmanının girişinde kendisine yalvaran bir kız bulur. Kız sanayileşme ve modernleşme anlamında daha az gelişmiş olan ABD’nin güneyinden, New York’a yeni gelmiştir. Kalacak yeri ve cebinde hiç parası olmayan bu güzel fakat oldukça saf kızı Boris istemese de evine kabul etmek zorunda kalır. İsmi Melodie olan bu kız Boris’in rutinlerini bozar ve farklı aktiviteler ile karşısına çıkarak yaşlı adamın düzenine düzensizlik katar. Kıza yaptığı ezici ve aşağılayıcı konuşmaların ne anlama geldiğini bile anlamayan Melodie bilgi birikiminden ve kendine yardımcı olduğundan dolayı zaman içinde Boris’ten etkilenmeye başlar.

Boris, her ne kadar başlangıçta Melodie’den nefret etse de zamanla o kızın şekillenmemiş bir çamur gibi biçimlenmeyi beklediğini fark etmesi ve kendi fikirlerini komik bir şekilde öğreniyor olması yaşlı dahimizin de aklını çeliyor. Melodie’nin tanıştığı bir erkekle randevudan sonra sarhoş bir şekilde eve geldiği bir gece Boris, karşısındaki kadının masumluğundan ve temizliğinden etkilendiğini kendine kabul ettirerek evlenmeye karar verir bu genç güneyli kadınla. Normal şartlar altında karşınıza çıksa “klişe” diyerekten yüz çevireceğiniz bir senaryo usta Woody Allen’ın elinde inanılmaz bir sinema deneyimine dönüşüyor. Takıntılı dahi Yellkinoff’un seyirciye dönüp yaptığı konuşmalar yabancılaştırmanın Amerikan sinemasında hala yapılabilirliğini bizlere gösterirken, bu konuşmalarda yönetmenin derdinin ne olduğunu ve filmi izleyenlerin kendilerine ne katıp ne katmayacaklarını da bir güzel anlatıyor.

Whatever Works - filmloverss 3

Filmin ikinci yarısı ilk yarısına göre biraz daha düşük viteste ilerlese de komikliğinden ve beyin damarı açıcı diyaloglarından hiçbir şey kaybetmiyor. Boris ve Melodie’nin evlilikleri rutinleşmeye başlamış, her şey tıkırındayken bir gün çat kapı Melodie’nin annesi çıkagelir. Kendisini en yakın arkadaşıyla aldattığı için kocasını terk etmiş ve New York’a gelerek kızını bulmak ve yeni bir hayat kurmak istemiştir bu küçük dünya kadını. Evinde beklenmedik misafirlerden her zaman rahatsız olan Boris, yine sesini çıkartamaz ve Melodie’den sonra annesi de o evde yaşamaya başlar. Fakat annenin gözü yaşlı Boris’i hiç tutmamıştır ve kızını tesadüfen tanıştığı genç bir aktörle evlendirmek istemektedir. Bir süre sonra Melodie’nin babası da çıkagelir New York’a ve artık herkes ‘büyük elma’da toplanmış, yeni değişimler geçirmeye hazır şekilde beklemektedir.

Whatever Works’ün en önemli dertlerinden biri baskı ve genel ahlak anlayışının kokuşmuşluğunu gözler önüne sermek. Kızını güzellik yarışmalarına sürükleyen ve o süreçte bol bol fotoğraf çeken Melodie’nin annesi, New York’a geldiğinde zamanında çektiği o fotoğrafların açtığı kapıyla önemli bir fotoğraf sanatçısı olarak büyük bir değişim geçirir. Hem toplumda sınıf atlamış, hem de dış görünüş ve ahlak anlayışı anlamında yeniden doğmuştur. 2 erkekle birlikte yaşayan –menage a trois- bir kadına dönüşen anne, toplumda kadının ikinci planda kalmışlığının imkanlar dahilinde aşıldığı takdirde, inançlı ve katı Hristiyan kişiliği de dahil olmak üzere her türlü tabusal, ahlak anlayışını geride bırakabileceğinin hoş bir göstergesiydi. Yine ağır Katolik babanın, annenin o değişmiş halini gördükten sonra gittiği barda tanıştığı adamla ettiği sohbet sırasında, duygusal sağaltım sayesinde kendi eşcinselliğini keşfetmesi mahalle baskısının birey üzerindeki etkilerini görmemiz açısından iyiydi.

Whatever Works - Filmloverss 4

Ellerini yıkarken ‘Happy Birthday to You’ şarkısını söylemezse mikropların çıkmayacağına inanan saplantılı dahi Boris, annesinin zorlamaları karşısında yelkenleri suya indirerek aktöre aşık olan Melodie tarafından terk edilir. Hayatının son dönemlerinde kendisine büyük enerji veren bu genç kadının eksikliği Boris’i tekrar karanlığa sürükler ve bir akşam tekrardan intihara teşebbüs eder. Fakat yine başarısız olur ve yoldan geçmekte olan bir kadının üstüne düşer. Bu kadın Boris’in ebedi mutluluğu yaşayacağı kadın olur. Bir yeni yıl kutlamasıyla final yapan film; “mutlu aile tablosu, her şey çok güzel” temalı bir final yapmasaydı da, daha realist bir sonla bitseydi daha güzel olabilir miydi diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

“Ayıpladığım şey Hristiyanlığın veya başka bir dinin arkasındaki öğretiler değil. Ayıpladığım bunun üzerinden para kazanan insanlar. Tanrı işinde çok para var.” sözüyle Boris üstünden dine ve inanç sistemlerine bakış açısını ortaya koyan Woody Allen, meselenin “bütün resmi görebilmek” olduğunu ve bunu kendisinin çok iyi yaptığını söyleyerek o ‘bilmiş’ fakat antipatik olmayan tutumunu hala devam ettiriyor. Bir Zelig, bir Annie Hall olmasa da son dönem işleri arasında oldukça başarılı bir Woody Allen filmi olarak dikkat çekiyor Whatever Works. Karikatürize edilmiş karakterler ve sitkom tadında kurgusuyla farklı bir yerde duran filmin kimlere hitap ettiğini Boris karakterinin filmin başında seyirciye yönelik yaptığı konuşmadan alıntıyla açıklamak ve yazıyı böyle sonlandırmak istiyorum: “Neden hikayemi duymak isteyesiniz ki? Birbirimizi tanıyor muyuz? Birbirimizi seviyor muyuz? Size bir şey söyleyeyim. Ben sempatik biri değilim. Alımlılık hiçbir zaman benim önceliğim olmadı. Ve bilin diye söylüyorum. Bu film kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak türden değil. Yani eğer kendini iyi hissetmek isteyen o aptallardan biriyseniz gidin kendinize bir ayak masajı yaptırın.”

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi