Westworld 1. sezon 9. bölüm The Well-Tempered Clavier ile insan zihninin, hatırlamak ve unutmak için aynı yolda ilerlemediğini gördük. İyi ve kötünün savaşında bireysel acı ve mutsuzluğun daha ağır bastığına, acıların da arzulardan doğduğuna tanık olduk. Büyük sona yalnızca bir adım kala, gerçeklerin bu kadar heyecan verici olmasına karşın insanlık tarihinin artıları ve eksileriyle yüzleşmenin ise o kadar kolay olmadığını bir kez daha fark ettik.

***Bu yazı Westworld 1. sezon 9. bölüm hakkında dair keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Westworld ile birlikte Jonathan Nolan ve Lisa Joy kelimenin tam manasıyla bir ‘labirent’ inşa etmişler. Böylelikle dizi karakterlerinin yanı sıra biz de her bölümün ardından yapbozun eksik olan parçalarını bulmaya devam ediyoruz. Yapbozu tamamlamak için de büyük resmi görmeye çalışıyoruz, dahası bu resmi gördüğümüzü sanıyoruz ama yalnızca o büyük gizemin etrafında dolaşıyoruz.

Geçtiğimiz hafta Robert Ford üzerinden hayali düzenleri ve kurguları ele almıştım. Anlaşılan o ki, Westworld sadece Dr. Robert Ford (Anthony Hopkins)’un değil, bizim de hayali düzenimiz olmaya başladı. İnsanların evrimleşme süreci de bir bakıma buna bağlıdır. Hayali düzenlerin kurulumuna zihin ev sahipliği yapar, bu düzenlerin sürekliliği ve gelişmesi de, bir başka deyişle varlığı da, zihnin sınırlarının ne kadar genişleyebileceğiyle ilgilidir. Dolayısıyla yaşam için oluşturulan hayali bir düzen içinde kurguların yön verdiği kişilikler, bireysel acı ve mutluluk arasında karmaşık bir yapıya hapsolmaya mahkumdur. Bu da bizi iki gücün var olduğu bir sisteme sürükler: iyi ve kötü. Öyleyse neden insanlar mutlu olmak yerine acı çekerler? Neden yaşanan üzüntüler, trajik olaylar insanların geçmişini ve bu doğrultuda kimliğini oluşturan temel taşlar olarak görülmektedir? Bu karmaşayı çözmek için yine ihtiyacımız olan şey zihinlerimizdir. Eğer mantık çerçevesinde cevaplar bulabilirsek kendimize, yaşamın sürekliliğini de sağlayabiliriz. İyilik ve kötülüğün savaşında ayakta kalmak gerekiyorsa ve seçimlerimiz yaşantılarımıza yön veriyorsa, hangi tarafta yer almamız gerektiğine nasıl karar veririz? En basit şekliyle, verebileceğimiz cevaplardan biri, özgür irade olacaktır hiç kuşkusuz. Kötü olmazsa iyinin farkına nasıl varabiliriz? Ne düşünürsek düşünelim, sonuç bizi yine hayali düzenlere götürür. Bu düzenlerin yasalardan ya da dini inançlardan ibaret olması sonucu değiştirmez. İnsan neye inanırsa, doğadan almak istediği ve karşılığında doğaya verdiği cevaplar aynı olacaktır: kendi benliği.

Westworld 1. Sezon 9. Bölüm: “Sürekli Arzulamayan, Acı Çekmez”

westworld-1-sezon-9-bolum-maeve-bernard-filmloverss

Doğanın bir parçası olan bizler, bu hayali düzenler aracılığıyla oluşturulmuş evrensel yasaların peşinden gideriz. İşte Robert Ford da Westworld’de evrensel yasalar kurmayı ve bu yasaların sorgusuz sualsiz kabul edilmesini arzuluyor. Ancak Arnold’un pençesine düştüğünü iddia ettiği bireysel acı ve mutsuzluklardan kurtulmayı kendisi de başaramıyor. Çünkü Ford da zihninin karmaşık yapısına zaman zaman müdahale edemiyor ve her seferinde daha fazlasını arzuluyor. Sonuç olarak, attığı her adım kendisini arzularına biraz daha yaklaştırsa da, beklenenin aksine Ford mutsuzluğuyla yüzleşiyor. Nedeni ise çok açık. Fakir biri bir gün bir milyonu olsa ne yapacağını hayal eder ve mutluluğunu bu yolla arar. Gün gelir de bir milyonun sahibi olursa eğer, artık fakir değil zengindir ancak mutsuzluğun tam ortasına düşmüştür; çünkü artık iki milyonu olsa neler yapabileceğini ve ne kadar mutlu olabileceğini hayal eder. Dolayısıyla Robert Ford’un içine düştüğü durum da tam olarak bu. Acıdan kaçındığını zannederken acıyı kendi elleriyle yaratıyor, çünkü sürekli arzuluyor. Kim bilir, belki de acı gerçekten arzudan doğuyordur; tıpkı Dharma öğretilerinin öngördüğü gibi.

Peki, acıyı acı olarak görmek mi gerek, yoksa acıdan kaçınmak mı? Aslında her cevap bu soru zincirinin bir halkasını oluşturuyor. Yaşamak için hayali bir düzene, kişilik için bir kurguya, mutluluk için arzulara ihtiyacımız var. Arzular acılara, acılar travmalara ve trajik olaylara, travmalar unutulması güç anılara, anılar da bir başka karmaşık yapı olan bilince yönlendiriyor. Bir tanesi olmadan, diğeri işlevini kaybediyor. Arnold olmadan Ford da işlevini kaybediyor. Tam da bu sebepten ötürü, Bernard (Jeffrey Wright)’a hayat veriyor; hem Arnold için hem kendisi için. Çünkü Ford omuzlarında bu yükü tek başına taşımak istemiyor. Bernard’ın Arnold olduğu zaten su götürmez bir gerçekti bizim için. Ancak hala bazı soru işaretleri var kafamda. Diğer robotlar gibi Bernard’ın da kendini üzecek olayları fark etmediğini ve görmemesi gereken şeyleri görmediğini biliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda Ford, Bernard’a Arnold’un fotoğrafını göstermiş ve o kişinin Ford’un babası olduğunu, takip edilmeyen bölgedeki evde öğrenmiştik. Dokuzuncu bölümde ise, her şeyin berrak bir su kıvamına ulaştığı anlarda, Ford yeniden aynı fotoğrafı gösterdi ancak bu kez gerçek Arnold da vardı, yani Bernard. Burada bir sıkıntı yok zaten, teori çoktan doğrulandı. Sorun şu ki Bernard’ın göremediği kapıyı ya da kişileri biz görebiliyoruz. Ford’un gösterdiği ilk fotoğrafta Bernard’ın olmaması bizim zihnimizi zorlamak için miydi, yoksa bugün gördüklerimiz Ford’un yine bazı şeyleri kılıfına uydurma çabası mıydı, işte bundan pek emin olamıyorum. Zira Westworld’ün her sahnesi, karakterlerin ağzından dökülen her kelime bir diğerinin ön hazırlığı adeta. Daha da önemlisi Ford bir canavarsa eğer, Bernard/Arnold nasıl bir canavar? Theresa ve Elsie’yi Bernard mı öldürdü, Arnold mu? Her şey açığa çıkınca Bernard’ın da kendi benliğine, yani Arnold’un benliğine kavuşacağı günü bekledim hep. Belki de beklememeliydim. Bugün olmasa bile gelecek hafta bu soruların cevaplarına ulaşacağımızı düşünüyorum ve Dolores (Evan Rachel Wood)’ten bahsetmek istiyorum.

Westworld 1. Sezon 9. Bölüm: Her Başlangıcın Bir Sonu, Her Sonun Bir Başlangıcı Var

westworld-1-sezon-9-bolum-dolores-filmloverss

Malumunuz Dolores’in Westworld içindeki hikayesini yeterli ve ilgi çekici bulmadığımı her defasında dile getirsem de, bu gizemin çözülmesinde kilit bir karakter olduğu gerçeğini hiçbir zaman göz ardı etmedim. Nihayet beklediğimiz gerçekler Dolores için de gün yüzüne çıktı. İlk nesle ait olan ve Arnold’un ellerinde hayat bulan Dolores’in bu bağlamda Arnold ile yakından bir ilişkisi olduğunu halihazırda biliyorduk. Şimdi bu ilişkinin boyutunu da öğrendik, keşke öğrenmeseydik bile dedim aslına bakılırsa. Evet, üstüne basa basa söyleyebiliriz ki Arnold’u Dolores öldürmüş. Şaşırdığımı söyleyemeyeceğim. Alice harikalar diyarında değil artık, acılar bazen aydınlatır bazen de alt üst eder dünyayı. Arnold’un da söylediği gibi, tek bir hamleyle çözülür bu gizem: hatırlamak. Dolores hatırladı, Arnold’u hatırladı, hikayesinin başladığı yerde Arnold’u ve ölümünü hatırladı.

Dolores ve ilk nesilden söz etmişken, Teddy’den de bahsetmek gerekiyor. Teddy ve Dolores ilk nesle mensup Westworld üyelerini yerle yeksan etmiş olabilirler mi? Zira Teddy ve Wyatt hakkındaki gerçekler de gün yüzüne çıkmaya başladı. En başından beri Wyatt’ın, Westworld sözlüğünde tehlike kelimesine karşılık geldiğini, Teddy’nin ise mağdur olduğunu düşünüyorduk. Ama gördük ki Teddy, Wyatt’ın yönlendirmesi ya da zorlamasıyla değil, kendi elleriyle ve bilinciyle pek çok kişiyi katletmiş. Peki, bu bilinci ona kim verdi? Arnold. O halde bu katliamı Wyatt değil de Arnold mu planlamıştı? Ya da bir adım daha ileriye gidersek, Teddy ve Wyatt aynı kişi miydi? İşte bu noktada Teddy ve Dolores’in hikayesi ilk defa ivme kazandı diyebilirm. Teddy’nin Wyatt’a dönüşmesinin altında yatan sebep Arnold muydu, yoksa Teddy ile Dolores’in işbirliği sonucu gerçekleşen ve belki de Westworld’ün ilk ayaklanması diyebileceğimiz bu başkaldırı mıydı Arnold’un sonun getiren? Westworld’ün tarihine kuş bakışı bakmak bu noktada pek işimize yaramıyor, ancak Teddy ve Dolores’in yasak elmayla bir bağı olduğunu düşünmemek elde değil.

Arnold’un bilinç yaratmaya imkan sağlamak adına geliştirdiği ve monologlardan oluşan idrak yöntemi en çok Maeve (Thandie Newton)’in işine yaradı belli ki. Zeka ve idrak açısından Ford ve Arnold/Bernard ile yarışan Maeve, Bernard’ın da bir robot olduğunun farkında. Dahası, Maeve’in Bernard’ı komutlarıyla yönlendirebildiğini unutmamak gerek. Bu sayede parka geri dönüp Hector Escaton ile yeni maceralara yelken açmayı amaçlayan Maeve’in hayatlarına, anılarına, ölümlerine getirdiği açıklamaların o kasa kadar ‘boş’ olduğunu hissetmek yeni bir soruyu getiriyor aklımıza: İyi ruh, kötü bedenle karşı karşıya kalırsa ne olur?

westworld-1-sezon-9-bolum-maeve-hector-filmloverss

William (Jimmi Simpson)’ın hikayesi de bambaşka gerçekten. William’ın The Man in Black (Ed Harris) ile olan bağını kabul edip, sindirmekte bir sorun yaşamıyorum açıkçası. Ancak Dolores ve Logan (Ben Barnes) ile olan ilişkilerini çözümlemek o kadar kolay değil. Logan ile yollarının yeniden kesişeceği belliydi; bir kardeşlik ilişkisi kurduklarına inanmaya başlayan Logan’ın William ile evlilik arifesinde olan kız kardeşini nihayet gördük. Peki, o fotoğraf neden Dolores’in babası Peter Abernathy’nin evindeydi? Nedenini kesin bir dille belirtemesek de, Westworld’ün zaman çizgisi hakkında yanılmadığımızın bir göstergesi o fotoğraf. Elbette Logan ile kardeşlik anlaşmasını imzaladığı gecenin sabahı, William’ın kampın altını üstüne getirmesinin de bir sebebi var. “Geçen gece nasıl oynamam gerektiğini anladım.” diyen beyaz şapkalı William’ın siyah şapkalı The Man in Black’e dönüşmesinin ilk izlerini gördüğümüzü söyleyebilirim. Aydınlık ile karanlığın iç içe geçtiği Delos’ta karanlık tarafın aydınlanmış kişisi The Man in Black’in, Ford’un ipini çekmek isteyen kurulun tam ortasında yer almasına ne denir bilemiyorum. Charlotte Hale’i umursamamanın yanında Ford ve hikayeleri ile de ilgilenmediğini oldukça net bir şekilde dile getiren The Man in Black’in canla başla aradığı o labirentte Dolores ile karşı karşıya geleceği anı merakla bekliyorum. Hele bir de Dolores’in ‘William’ serzenişleri kulağımıza çalınırsa keyfimize diyecek yok.

Kafamızı kurcalayan sorular bitmek bilmiyor. Bernard’ın geçmişini irdelediği anlarda Theresa’nın da bir robot olabileceğini bir saniyeliğine olsa bile hepimiz düşündük sanırım. Theresa Cullen da android olabilir mi? Ford’un yeni hikaye anlatısı neden bu kadar önemli? Beyaz kilise bizi nereye götürecek? Westworld’ün hafızasından atamadığı trajik olay Escalante’de yaşananlarla mı ilgili? Bernard, Ford’u ve bizi sonsuza kadar terk etmiş olabilir mi? (Umarım bu bir son değildir.) Ya da Maeve Bernard’ı kurtarabilir mi? Maeve tek başına ya da diğerleriyle birlikte bu sanal dünyanın dışına adım atabilecek mi? Dahası, bir sezon boyunca beklediğimiz son gelecek ve The Man in Black labirenti bulup bu gizemli oyunu bitirecek mi?

İşte büyük resmi sonunda görmemize yardımcı olacak ve tüm bu soruların cevaplarını alacağımız onuncu ve son bölüm fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz.  

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi