Westworld 1. sezon 8. bölüm Trace Decay, insanların yarattığı bir hikayede yardımcı oyuncu olmayı kabul etmeyen robotların gerçeklerle yüzleşmesini gözler önüne serdi. Kazananlarla kaybedenlerin halihazırda belli olduğu bu sanal dünyada farklılık yaratan tek şey ise acılar.

***Bu yazı Westworld 1. sezon 8. bölüme dair keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Geçtiğimiz hafta gerçeklerin bir kısmıyla yüzleştikten sonra ivmesini bir parça düşüren Westworld, sezon finaline sadece iki bölüm kala, soruları cevapsız bırakmaya devam ediyor. Dizinin arkasında yer alan Jonathan Nolan ve Lisa Joy ilk birkaç bölümün ardından, sırların son bölüme kadar açıklanmayacağının ipuçlarını vermişti zaten. Aslına bakılırsa, Westworld’den beklentimiz de bu yönde. Bilmek istediğimiz tek bir şey var; o da sezon finalinin beklentilerimizi karşılayıp karşılamayacağı. Şu bir gerçek ki, ince bir zekanın ürünü diyebileceğimiz bir hikaye anlatısı inşa edilirken, başta Thandie Newton olmak üzere Anthony Hopkins, Jeffrey Wright ve Ed Harris’in performansları Westworld’ü daha da merak uyandırıcı kılıyor. Bize de iki hafta daha beklemek düşüyor.

westworld-1-sezon-8-bolum-ford-bernard-filmloverss

Westworld 1. Sezon 8. Bölüm: Hayali Gerçeklik ve Unutmak

Gelelim sekizinci bölüm olan Trace Decay’e. Geçtiğimiz hafta yaptıklarından, yaşadıklarından ve öğrendiklerinden sonra kendine gelmeye çalışan Bernard var karşımızda. Ford’un kontrolü elinden bırakmayacağını Bernard dahil herkes anlamış görünüyor. Ancak önemli olan nokta, Ford’un özellikle Bernard ile birlikte yer aldığı her sahnede Westworld’ün adeta başka bir boyuta geçmesi ve kendimizi sorgulayan karakterleri sorgularken bulmamız. Bunun sebebi olarak, Westworld’ün temelinde bilişsel ve bilimsel devrimin yatıyor olmasını gösterebiliriz. Öyle ki, her bölümde psikolojiden felsefeye uzanabileceğimiz geniş yelpazede bir düşünce sisteminin izlerini görüyoruz. Bu da bizi doğrudan hayali bir düzene götürüyor aslında. İnsanların binlerce yıldır evrimleştiği süreçte bu hayali düzenin etkisi oldukça fazladır, hatta bu hayali düzen olmak zorundadır. Zira yaşamak için işbirliği yapmak gerekmekte; bunun için ortak bir inanca ihtiyaç duyulmaktadır. İnsan dediğimiz varlık tüm bunları gerçekleştirebilmek için ihtiyacı olan dala tutunmayı başarmış ve kurgulamayı öğrenmiştir. Böylelikle kurgu, bireyin içinde bulunduğu toplumdaki yerini belirleyen kişilik dediğimiz kavramın oluşmasına vesile olmuştur. Bir başka deyişle, kurgu sayesinde yaratılan hayali gerçeklikler etrafında döner tüm yaşam. İstikrarlı olan doğal düzenin aksine, hayali düzenin sürdürülebilirliği büyük çaba gerektirir. Tek bir kişiye bağlı olmayan bu hayali düzenden kurtulmanın tek yolu da bir başka hayali düzen oluşturmaktır. Dolayısıyla Robert Ford (Anthony Hopkins)’un hayali düzeninde bir insanın ölmesi ya da yaşaması bir anlam ifade etmez. Arnold’un aksine bilince ve bilincin yaratılabileceğine inanmayan Ford’un tüm bunları öznel bir yaklaşımın sonucunda dile getirdiğini söyleyebiliriz. Ancak Ford’un göz ardı ettiği çok önemli bir nokta var; o da kendi bilinci. Ford aslında Westworld aracılığıyla kurduğu bu hayali düzende en ufak bir değişiklik yapabilmek için bir kişinin değil, aynı anda pek çok kişinin bilincini değiştirmek gerektiğinin farkında, yalnızca bunu bilinç olarak yorumlamıyor. Hem de bunu parmağının ucuyla saniyeler içinde yapabiliyor. Kişiliklerin kurgular sayesinde var olduğunu düşünmesinden mütevellit kendi elleriyle yarattığı robotların hafızalarını silmek ona göre zaten adil. Çünkü Ford da beyin dediğimiz organın zaman içinde anıları birer birer sileceğini çok iyi biliyor ve biz buna unutmak, psikolojide de “trace decay” diyoruz.

Tam da bu yüzden Ford, Bernard’ın Theresa’yı öldürdüğünü hatırlamasına kısa süreliğine de olsa izin verdi. Bernard bu acıyla yüzleşirken, Ford’un da kendisiyle, yani hayali düzeniyle yüzleşmesine tanık olduk. Hayali gerçeklik olmadan bir yaşam sürmenin mümkün görünmediği bir evrende, Ford’un bu kontrolü elinde tutmasına ne kadar kızabiliriz diye düşünmeden de duramıyorum. Bu bir döngü. Bu bir kısır döngü. Her başlangıcın bir sona, her sonun bir başlangıca götürdüğü bir döngü. Ford belki de Bernard’a, Maeve’e, Dolores’e ve diğerlerine bir iyilik yapıyordur, kim bilir. Çünkü gerçekler her zaman “doğru” demek değildir ve acı çekmek, bağ kurmak gibi hayali gerçekliklere bağlıdır. Elsie’nin ve Theresa’nın sonunu kendi elleriyle getiren Bernard’ın bu acıyı yaşarken kendisine bir faydası dokunmayacağını da çok iyi biliyor Ford. Hal böyle iken, yeni bir hikaye kurgulamak o kadar da zor olmuyor; özellikle insan doğasının bu şekilde işlediğini düşünenler için. İşte bu düşünce akışı ve sorgulama anları Westworld’ün seyir keyfini zirveye taşıyor.

Theresa aramızdan ayrıldı, Ford yeni bir Theresa yaratabilirdi ama belki zamanı yoktu belki de gerek duymadı. Theresa, kurul temsilcisi Charlotte Hale’e göre Ford’un ayağına takılan daha büyük bir taştı. Hale her ne kadar Theresa’nın yerine Lee Sizemore’u seçip Ford’un önüne set kurmaya çalışsa da belli ki bu çabaları boşa gidecek. Görece büyük bir taştan kurtulmuşken, ne Elsie ne Theresa ne de Hale bir önem arz etmiyor Ford için, zaten Westworld’ün amacı da bu değil mi? Kendi benliğini ortaya çıkarmak ve bu doğrultuda büyük resmi görmek. Ford ve Arnold’un yolu da işte tam burada bilinçli bir şekilde ayrılıyor.

westworld-1-sezon-8-bolum-maeve-filmloverss

Westworld 1. Sezon 8. Bölüm: Bir Kukla Sahnesinde Herkes Aynı Görünür

Büyük resmi görmek için ilk adımı atan Maeve kendi hikayesine yazmaya karar verdi. Zeka ve idrak açısından Ford ile yarışacak konuma gelen Maeve’in yoldaşları muhtemelen bunun bilincinde olmayacak, aksine Maeve’in yönlendirmesiyle bu isyana dahil olacaklar. İçinde keşfedilmeyi bekleyen noktaların olduğunu hissederken Arnold’un kim olduğunu da merak ediyor Maeve. Böylece anılarını da keşfediyor bir bakıma ama artık pek fazla umursamıyor, daha doğrusu umursamıyor gibi görünüyor. Kızını, The Man in Black’i ve yaşadıklarını tüm gerçekliğiyle hatırladığı an, Bernard’ın Theresa’yı öldürdükten sonra yaşadıklarını hatırlamasıyla yarışıyor. Dahası, Bernard’ın ve Maeve’in bu süreci atlatmasındaki farklılıklar gün yüzüne çıkıyor. İşte tam bu noktada Ford’un bilinç hakkında ne demek istediği gerçeği çarpıyor suratımıza. Bireyin hayatı kurgulardan ibaretse, kurgu yaratabilme becerisini bir adım ileriye götürüyor Ford aslında. Çünkü bir mite inanmakla hayali gerçekliğe inanmak pratikte aynı şeydir, dolayısıyla hayali gerçeklik ile yalan arasındaki farkı ayırt etmek gerekir.

Peki, insanları tanrılara, dinlere, siyasi rejimlere, yasalara, haklara ve özgürlüklere inandırmak nasıl mümkün olur? İçine doğduğu kurulu bir hayali düzenin gerçek olmadığını asla söylemeyerek işe başlamak gerekir. Ne kadar çok inanırsa, karşısındakini de o derece inandırabileceğini bilmek gerekir. Az önce de dediğim gibi, bir hayali düzeni yok etmek ancak yeni bir hayali düzenle mümkündür. Ford’un gerçek dünyasında kurulu olan hayali düzeni, Westworld’de kurduğu hayali düzenle yok ettiğini söyleyebiliriz. Benzer şekilde, Ford da aslında bu düzene başkaldıranlar arasında ama kendi yöntemiyle. Ortak inançların gerçekliğini savunarak diğerlerini de bu gerçekliğe inandırmaktansa, her birini yok sayarak inancı ortadan kaldırmayı tercih ediyor. Bunu da yarattığı robotlar ve hikayelerle yapıyor. Kendi kontrol mekanizmasını oluşturuyor. Bir bakıma tanrıyı oynuyor.

Tüm bunlar yaşanırken Dolores ve William’ın zaman çizgisi yine geri planda kalıyor. Westworld’ün bütününe baktığımızda eksik parçalar en fazla Dolores’in hikayesinde yer alıyor bana kalırsa. İki bölümdür evine ulaşmaya çalışan Dolores’in yalnızca geriye dönüşlerine tanık oluyoruz. Elbette ki finale iki bölüm kala bu kararı normal karşılayabiliriz; ancak yine de Dolores’in hikayesi tam olarak oturmuyor ya da ilgi çekmiyor. Felix ve Slyvester’ın hikayesi bile daha ilgi çekici diyebilirim. Teddy ve The Man in Black’in hikayesi de farklı bir yöne evrilmeye başladı. İlk defa The Man in Black’in hayatına dair kesitlere tanık olduk. Arnold’un oyununa kafayı neden bu kadar taktığını belli ölçülerde anladık. Maeve’den önce kendi hikayesini yazmaya karar veren ilk kişi belli ki The Man in Black. Bu sebeple Maeve ve kızını öldürüp, karşılığında hiçbir şey hissetmediğini fark etmesiyle ilk kez zarar gördüğünü düşünmeye başlıyor. Ve tekrar hayali gerçeklik içinde kaybolma noktasına geliyoruz ve yolumuz labirentle kesişiyor. Teddy’nin de yavaş yavaş hatırlamaya başlaması, Wyatt’ın bir adım daha yaklaşması, Elsie ve Theresa’nın ölümü, Dolores ve William’ın bitmek tükenmek bilmeyen yolculuğu, Maeve ve askerleri, Logan ve William’ın karşılaşması derken kördüğüm olan Westworld’de geri sayım başladı. Bu denli derin bir düşünce akışının sonu felaketle bitmez umarım demekten başka bir şey gelmiyor elimden.

Bernard’ın kendi benliğiyle nihayet yüzleşebileceğimiz dokuzuncu bölüm fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi