Jonathan Nolan ve Lisa Joy’un arkasında olduğu HBO’nun yeni dizisi Westworld 1. sezon 2. bölüm “Chestnut” yalnızca rüyalarında özgür olabilenler ile gerçekte kim olduğunu ve bu doğrultuda kim olmak istediğini sorgulayanları bir araya getirdi. Sonuç ise kaostan yaratılan bir yaşam, sahte ama bir o kadar gerçek.

***Bu yazı Westworld 1. sezon 2. bölüme dair keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Westworld yayınlanan ilk bölümü The Original’dan sonra ikinci bölümü Chestnut ile hikayeyi başka bir boyuta taşımak için büyük bir adım attı. İlk bölümde öne çıkan Dolores (Evan Rachel Wood) ve Teddy (James Marsden) geri planda kalırken, performansı göz önünde bulundurulduğunda kendisine kesinlikle daha fazla yer verilmesi gereken, Westworld’ün madamı Maeve Millay (Thandie Newton) ise ön planda idi. Bunların yanı sıra Anthony Hopkins ve Jeffrey Wright’ı izlemenin, karakterlerinin evrilebileceği noktaları düşünmenin ayrıca keyifli olduğunu özellikle belirtmek gerek diye düşünüyorum.

Westworld 1. Sezon 2. Bölüm: Tek Sınır Hayal Gücündür

westworld-1-sezon-2-bolum-william-filmloverss

Michael Crichton’ın 1973 yapımı aynı isimli filmine oldukça yakın olan bir sahne ile başlıyoruz yeni bölüme.  Bu doğrultuda Richard Benjamin ve James Brolin arasındaki ilişkiyi kurabileceğimiz iki yeni misafiri var Westworld’ün. William (Jimmi Simpson) ve Logan (Ben Barnes) hikayenin orijinalindeki gibi Westworld’ün nimetlerinden yararlanmak için tuhaf bir deneyimin içinde buluyorlar kendilerini. Westworld’e gelen misafirlerin hazırlık sürecine de William’ın gözünden tanıklık ediyoruz. Bir kovboyun yaşamına ayak uydurmak isteyen herkesin istediği her şeye sahip olabileceği bu yeni dünya, hayal gücünün sınır tanımadığının bir göstergesi. Westworld’e ilk gelişi olmasından mütevellit William’ın yetişkinler için düzenlenmiş bu ‘eğlence parkı’na olan mesafeli yaklaşımı da gözlerden kaçmıyor haliyle. Fakat ‘siyah şapka’ seçen Logan için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil; zira belki farkında olarak belki olmayarak bedenini ele geçiren sapkınlıklarını oldukça rahat dışa vurabilen Logan’ın sınır tanımadığını ve tanımayacağını bizzat gördük diyebilirim. Logan’ın aksine ‘beyaz şapka’ seçen William’ın karanlık dünyayla arasına bir duvar ördüğü aşikar; bu duvarın sağlam kalması ise pek olası değil. Jonathan Nolan ve Lisa Joy’un hikayeyi nereye götüreceklerini henüz kestiremesek bile nasıl bir yol izleyeceklerini tahmin etmek güç değil. Dolayısıyla Benjamin ve Brolin ikilisinin geldiği son nokta William ve Logan için yol gösterici olacaktır. Biri aydınlığı diğeri karanlığı seçmişken kim bilir belki de birbirlerine karşı duracaklardır; zira ne kadar ileri gitmek istedikleri yalnızca onlara bağlı.

Westworld’ün madamı Maeve Millay olarak karşımıza çıkan Thandie Newton’a çizilen karakter portresi bu bölümde biraz daha yer buluyor kendine. Dolores ve babası Peter’dan sonra anılar arasında kaybolan Maeve’in de algı kapılarını sonuna kadar araladığının fark edilmemesi mümkün değildi elbette ki. Her bir robotun repliklerini değiştirse de tek ve aynı senaryoya bağlı kalmak zorunda olduğu düşünülünce; Maeve’in adım adım iş göremez duruma gelmesi tüm okları yeniden güncelleme sorununa çevirdi. Bir tek rüyalarında özgür olduğunu hisseden Maeve’in aslında sadece kabuslar görmesi, Elsie Hughes (Shannon Woodward)’ın da deyimiyle bir faciayı önlemenin tek yolu. Zira rüyalar anılarla dolu ve misafirlerin kendilerine ne yaptıklarını hatırlamaları her şeyin – Westworld’ün – sonu demek. Maeve’in canlanan anılarında ise geçmiş yaşantılarına dair izlere rastlıyoruz; eski kimliği, sahip olduğu ailesi ve yaşamak zorunda bırakıldığı acıların yolu her seferinde the Man in Black (Ed Harris) ile kesişiyor. Bir başka deyişle, the Man in Black’in 30 yıldır tek bir amaç uğruna geldiği Westworld’ün gizli labirentine yaklaştırıyor bizi. Öte yandan, Maeve’in bir nevi ameliyat sayılabilecek bir operasyonun tam ortasında kendine gelmesi, elinde bir neşterle çırılçıplak tesis içinde dolaşması ve anlamayan gözlerle etrafa bakması işlerin yavaş yavaş kontrolden çıktığını gösteriyor. “Burası yeni dünya ve bu dünyada her kim olmayı istersen olabilirsin.” Dolayısıyla Maeve’in, Dolores’in, Teddy’nin ve diğerlerinin bürünmek istedikleri kimlikler, yeni roller sessiz ve derinden gelen bu devrimin habercisi. Bu bağlamda Maeve’in sahnelerine yedirilen Radiohead’in “No Surprises” şarkısı yeterince açıklayıcı olmuştur diye düşünüyorum.

westworld-1-sezon-2-bolum-maeve-filmloverss

Westworld 1. Sezon 2. Bölüm: Gerçek Olup Olmadığını Ayırt Edemiyorsan, Gerçek Olmasının Ne Önemi Var?

Robotlarda yaşanan bu sorunların bir hatadan mı yoksa varoluşsal bir krizden mi kaynaklandığını kavrayamayan Bernard (Jeffrey Wright) gizli gizli Dolores ile konuşuyor. Bernard’ın düşündüğü ve dile getiremediği birtakım durumlar var belli ki. Ancak Dolores’in artık kendi yaratıcılarına bile yalan söyleyebildiğinden bihaber iken, Dolores’i yönlendiren iç sesin daha nelere yol açacağının farkına varmakta güçlük çekiyor. Dolores’i göz hapsine alan Theresa Cullen söz konusu iş olunca Bernard Lowe ile sürekli karşı karşıya gelirken, ilişkilerini duygusal anlamda başka bir boyuta taşımayı da ihmal etmiyor. Bernard’ın Cullen ile yaşadığı bu gelgitler kuşkusuz hikayenin seyrini de değiştirecektir. Ancak Bernard’ın bu yeni dünyanın yaratıcısı Dr. Robert Ford ile birlikte yer alacağı hikaye çok daha ilgi çekiyor. Hopkins ve Wright’ın birlikte olduğu her sahnede ilerleyen bölümler için ipuçları almak mümkün. Westworld’ün insanileştirilmiş robotları, misafirler dışında birbirleriyle de iletişim kurarak daha insani olmaya çalışıyorlar. Tüm bunların ardında yatan akıl oyunları ise hem bu yeni dünyanın yaratıcıları hem de bu dünyada gerçek benliklerini bulmak isteyenler için yepyeni bir keşif alanı. Dr. Ford’un, Lee Sizemore’un yeni projesi ‘Odyssey on Red River’ı reddetmesinin asıl sebebi de bu aslına bakılırsa. Sizemore ve Cullen’ın amaçlarını oldukça yüzeysel bulan Dr. Ford uzun süredir üzerinde çalıştığı projeyi hayata geçirmeye karar veriyor. Sizemore’un ‘kendisini anlattığı’ projesinin aksine, Westworld’ü ziyaret edenlerin halihazırda kim olduklarını zaten bildikleri için kim olabileceklerini ortaya çıkaran bir düzen kurmaya çalışıyor: Keşfedilmemiş, özgün bir dünya. Bu noktada görkemli hikayeler ve oyunlardan ziyade ruha işleyecek zengin bir hayal gücünden, doğadan fazlasıyla yararlanmak istiyor. Projenin ne olduğu kadar Bernard’ın projeye yaklaşımı da merak uyandırıyor açıkçası. Nitekim Westworld’deki herkesin hayalindeki büyük resmi farklı gördüğü şüphe götürmüyor. Bütün bu oyunların, düzeneklerin, hikayelerin amacı ise yeni gelenleri büyük resimden olabildiğince uzaklaştırmak. Ancak bu planın işlemediği tek kişiyi unutuyorlar:  The Man in Black. Çünkü şeytanla anlaşmadan tanrıyla oyun oynanmaz ve bunu en iyi bilen de yine Robert Ford.

30 yıldır Westworld’e gelen the Man in Black (Ed Harris)’in amacı bu bölümde biraz daha açığa çıkıyor. Gerçek dünyaya bir daha dönmeyeceğini söylerken, yalandan ibaret olan bu oyunun en derin seviyesine ulaşmak istiyor. Bunun için de labirente ulaşması gerekiyor. Peki, 30 yıldır peşinde olduğu bu labirentin sonu the Man in Black’i Dr. Ford ile mi karşı karşıya getirecek? The Man in Black’in amacı bu yeni dünyayı yerle yeksan etmek mi, yoksa her şeyin sahibi olmak mı? Dr. Robert Ford ile ilgisinin yalnızca Westworld’den ibaret olmadığı düşüncesi aklımın bir köşesinde hep. Öte yandan, her güncelleme ile Westworld’ü daha kötü bir duruma sürükleyen Ford ve Bernard’ın henüz the Man in Black gerçeği ile yüzleşmemesi dikkatlerden kaçmıyor. Bunun bir diğer sebebi olarak özel bir misafir konumuna gelen Man in Black’in bu kargaşadan tereyağından kıl çeker gibi yararlanmasını da gösterebiliriz. Sorulması gereken bir diğer soru ise şu: Robotlar the Man in Black’ten ve yaptıklarından haberdar mı? Bu güncelleme probleminin sabotaj olup olmadığını sorgulayan Bernard belki de haklıdır. Belki de Dolores’in, Abernathy’in, Maeve’in anılarını canlandıran ve bulaşıcı sandıkları şey bir hata değil; 30 yıldır daimi ziyaretini gerçekleştirirken, laf arasında her şeyin bir yalan olduğunu söyleyen ve daha önce yaşananları olduğu gibi hatırlatan the Man in Black’tir. Belki de gerçek olan ile gerçek olmayan arasındaki farkı anlamanın bir önemi kalmamıştır. Belki de sebebi ne olursa olsun tüm gerçekler ortaya bir bir çıkarken, her geçen gün daha insani bir kimliğe bürünen robotların gerçekle imtihanı çoktan başlamıştır. Belki de uyuyan yılanı uyandırmanın tam zamanıdır, kim bilir.

Teddy’nin erken veda ettiği ikinci bölümün ardından dizginleri ele alacağı Westworld’ün üçüncü bölüm fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=7ZRRwvBtwIw

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi