Westworld 1. Sezon 10. Bölüm The Bicameral Mind ile beklenen son kapımızı çaldı. Jonathan Nolan ve Lisa Joy’un arkasında olduğu Westworld belli bir kalıbın esiri olmayan, sınırlarını zorlayan bir kurguyla, insan beyninin yalnızca bir organdan ibaret olmadığını ve zihnin de sınırlarının zorlanması gerektiğini oldukça akıllıca bir yöntemle, düşündürerek vurguladı. Bedene, ruha, zihne sahip olmaktan ziyade bir bütün olarak ‘olmak’ kavramının altını fazlasıyla çizen Westworld, beklenenin biraz altında kalan final bölümüne karşın oldukça iyi bir sezona imza attı.

***Bu yazı Westworld 1. Sezon 10. Bölüm hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Westworld ilk sezonun kapanışını yaparken doksan dakikalık bir seyir keyfi ile buluşturdu bizi. Halihazırda ikinci sezon için onay alan diziyi 2018’e kadar merakla ve hevesle beklememiz için geriye altı felsefe, bilim ve psikoloji ile dolu bir zemin bıraktı. İzlerken düşündüren, düşündürürken iz bırakan bir film, bir anime, bir çizgi film edasıyla dizi sektöründe kendisini farklı bir konuma yerleştirmeyi de ihmal etmedi. Peki, daha ilk bölümden itibaren Jonathan Nolan ve Lisa Joy’un ne tür bir düşünce yaratmaya çalıştığını sorgularken Westworld’ün sunduklarını hazmedebildik mi?

Westworld 1. Sezon 10. Bölüm: Westworld, İfadesizliğin Dile Gelmiş Hali

Dünyanın neresine giderseniz gidin, pek çok yerde, pek çok ülkede, farklı kültürlerde standardize edilmeye çalışılan birtakım düşünce veya düşünce sistemleriyle karşılaşmanız mümkün. Tek bir elden çıkmışçasına sürülen hayatlar, ideolojik ve fiziksel farklılıklar göz önünde bulundurulmadan verilen hükümler birleşince insanlığın şu an bulunduğu noktayı açıkça görebiliyoruz. Bir adım ileri ya da geri gitmek sadece bireylerin mi, toplumun mu, yoksa yaşayan tüm canlıların bütünlüğüne veyahut aykırılığına mı bağlı net bir cevap veremiyoruz. Belli kalıplara sıkıştırılmaya çalışılan kimliklerin, en nihayetinde benliklerin çatışmasına yol açtığına ve aynadaki yansımanın artık tanıdık gelmediğine işaret eden karmakarışık bir düşünce yumağının içinde kayboluveriyoruz. Tüm bunları bir kenara bırakıp evrene dışarıdan bir gözle baktığımızda ise geriye tek bir şeyin kaldığını görüyoruz: ifadesizlik.

Bu ifadesizlik Westworld’ün sezon finali The Bicameral Mind ile son buldu, en azından ileriye dönük bir adım attı zihinlerimizde. Başta Dolores (Evan Rachel Wood) olmak üzere bu sanal dünyanın ev sahipleri kendilerini, benliklerini keşfederken eş zamanlı olarak biz de kendi benliğimize doğru sürüklendik. Bu öyle bir yolculuktu ki hem kendi içimize dönmemiz hem de çoğu zaman savunmasız olduğumuz dış dünyaya karşı sorumluluk almaktan kaçınan zihinlerin düşünce sistemini algılamamız gerektiğini hatırlattı. Kendisinin farkında olan, hayatının seçimlerinden ibaret olduğunu ve bu yolda ilerlemesini destekleyecek ya da buna engel olacak tek kişinin yine kendisi olduğunun da farkına vardı. Tıpkı Dolores gibi. Bir de bu yola yön veren ya da verdiğini zannedenler, içine düştüğü girdaptan kurtulmak için yalnızca ve yalnızca kendilerine, bu eylemlerin arkasındaki benliklerine ihtiyacı olduğunu farklı bir tecrübeyle öğrendi. Tıpkı Robert Ford (Anthony Hopkins) gibi. Öyleyse kim gerçekten yaşıyor, kim çoktan ruhunun ve bedeninin ellerinin arasından kayıp gittiğini kendi gözleriyle görüyor?

westworld-1-sezon-10-bolum-bernard-filmloverss

Bedenin içine sıkışan ruh, aklıyla mücadele ettiğini zannederken kapana kısılmışlık hissini yaratanın bilinç olduğunu fark edemiyor çoğu zaman. Dolores’in uzun süredir bir rüyada olduğunu sanması ama aniden uyandığında ne yapacağını şaşırması da bu durumun sözcüklere dökülmüş hali. Bu karmaşayı ve bir anda parmak uçlarında hissedilen huzursuzluğu yaratma konusunda şüphesiz Westworld büyük bir başarıya imza attı. Bütün soruların cevaplarını finalde doğrudan ya da dolaylı olarak vermiş olmasına rağmen, The Bicameral Mind’ın sezonun geneline göre bir nebze eksik kaldığını düşünüyorum. Hele ki doksan dakika gibi kayda değer bir malzeme elindeyken.

Westworld 1. Sezon 10. Bölüm: Hafıza, Doğaçlama, Bencillik

Karakterlerin amaçlarından tutun, bu doğrultuda yaptıkları eylemlere kadar her şey yerli yerine oturdu. William (Jimmi Simpson)’ın The Man in Black (Ed Harris) olduğu son birkaç bölümdür yeterince aşikardı, fakat hem Dolores’in hem de Ford’un ağzından bunu duymak gereksiz bir oh dedirtti sanıyorum ki. Ancak William/The Man in Black gerçeğinin, Bernard/Arnold (Jeffrey Wright) gerçeğinden daha sonra, hatta final bölümünde ortaya çıkmasına gerek var mıydı bilemiyorum. Bana kalırsa Dolores, Bernard/Arnold ve Robert Ford üçlüsünün inşa ettiği piramit çok daha önemliydi. Beyazlar içindeki William’ın siyahlara bürünen esrarengiz The Man in Black’e dönüşmesinin altında yatan sebepler de daha önemliydi keza. Bu dönüşümün ardında gerçekten ne Logan (Ben Barnes), ne Ford, ne Dolores ne de Westworld/Delos yatıyor. Yalnızca William’ın The Man in Black’e dönüşmesi gerekiyor, çünkü William’ın bilinci onu siyah şapkayı seçmeye yöneltiyor. Bu hayali düzende bilinci böyle arzuluyor, arzuladığı için acı çekiyor, acı çektiği için acı çektiriyor. The Man in Black de, William da aslında labirenti ararken ve oyunun sonunu getirmek isterken kendisiyle, benliğiyle oyun oynuyor; zira aynadaki yansımasının William’a ait olmadığını biliyor. Bu kavranması zor bir şey değil, her iyiliğin içinde bir kötülüğün yattığını vurgulamanın dışında The Man in Black karakterinin daha canlı, çarpıcı ve sarsıcı bir son içinde yer almasını beklerdim.

Westworld 1. Sezon 10. Bölüm: Farkındalık, Benlik, Direniş

westworld-1-sezon-10-bolum-maeve-filmloverss

Maeve (Thandie Newton)’in ilk bölümden itibaren Westworld’ün temsili karakteri olduğunu düşünmekteyim.  Farkındalık, sorgulama, karşı koyma, direniş, kendi kimliğini bulma, benlikle mücadele, hepsi Maeve’in dışavurumuyla bize yansıdı. Bu sanal ama bir o kadar gerçek dünyadan kaçıp dışarıda var olduğunu sandığı gerçeklik için attığı adımların Westworld için önemi büyük. Felix ile temasa geçtiği andan itibaren Maeve karakterinin daha heyecan verici olduğunu da kabul ediyorum. Ancak Maeve’in de bu başkaldırısının ‘bilinç’ dahilinde olmadığını görmek, hayal kırıklığından çok fazlasıyla üzücüydü. Maeve’in attığı her adım, farkına vardığı her gerçek, ‘yaratıcı’ konumunda yer alanların tanrıyı oynamaktan başka bir görevi olmadığını idrak etmesi bize ışık tutarak farklı bir boyuta ulaşmamıza vesile oldu bugüne kadar. Maeve’in, Felix’in kötü bir insan olduğunu söyleyerek ona iltifat etmesi ise, hayatın seçimler tarafından inşa edildiğinin -farkında olarak ya da olmayarak- ve bu doğrultuda duygularına önem verdiğinin kanıtı. Bir başka deyişle, Maeve de, Dolores ve Teddy gibi ilk nesle ait olan robotların, yani Arnold’un elinden ve zihninden çıkanların en nihayetinde bilince ulaşabildiğini, ulaşabileceğini gösterdi. Bu da demek oluyor ki, başkaları tarafından kurulan bir hayali düzenden ve döngüden kurtulup yeni baştan kurdukları bir hayali düzen ve gerçeklik içinde yaşayabilecekler. Kendi istekleriyle, kendi inançlarıyla, kendi benlikleriyle.

Westworld 1. Sezon 10. Bölüm: Başlangıcın Sonu

westworld-1-sezon-10-bolum-anthony-hopkins-filmloverss

Ford’un yeni bir başlangıca işaret eden yeni ve son anlatısının kahramanları Dolores ve Teddy’nin sahilde Delos ortaklarına, kurucularına, ‘sahip’lerine yaşattığı drama gerçekleri yüzümüze vurmak için önemli bir andı. Tuzağa düştüklerini ama bu güzelliğin ardındaki tuzağın aslında kendileri olduğunu dile getiren Dolores’in asıl anlatmak istediği, Westworld’ün bize tuzağa düşmemek adına keskin bir uyarıda bulunduğuydu. Dolores’in Teddy ile birlikte içinde bulunduğu döngünün gerçekte ne olduğunu anlaması labirentin, Westworld’ün, Arnold’un, Bernard’ın ve en önemlisi Ford’un düşüncelerinin gökyüzüne yansımasıydı. Arnold ve Robert’ın fikir ayrılığının 35 yıl sonra da olsa aynı yola girdiğini gördük. En nihayetinde Ford’un gerçek niyetini ve o kadar da karanlığın yolcusu olmadığını gördük. En başından beri Dolores’in hikayesinde eksiklikler olduğunu, heyecan vericiliğini her bölümde giderek kaybettiğini düşünüyordum. The Bicameral Mind da bunu destekledi aslında. Arnold’a dair gerçeklerin tamamen ortaya çıkması, parkı neden açmak istememesi, bilincin piramitten ziyade içe dönük bir yolculuk olduğunu ve bunların açığa çıkmasında en büyük etkenin Dolores olduğunu net olarak gördük. Labirentin fiziksel bir yapının aksine beyni ifade ettiğinin vurgulanmasıyla birlikte tek düşündüğüm, Dolores’in Westworld dolaylarında bir yaprak gibi oradan oraya savrulmasıydı. Arnold ve Ford için bu denli önemli bir konumdayken, Dolores karakterinin gerçekten harcandığını ve on bölüm boyunca vakit kaybettiğini düşünüyorum. Sona doğru adım adım yaklaşırken kendiyle yüzleşmesi dışında da sarsıcı bir etki yarattığını söyleyemeyeceğim.

Westworld 1. Sezon 10. Bölüm: Hayali Düzen ve Gerçeklik

Westworld’ün kendi yarattığı düzende beni en çok tatmin eden ve üzerine düşünmek istediğim yalnızca iki karakter var: Robert Ford ve Bernard Lowe. Bernard’ın Maeve tarafından geri döndürülmesi aslında Ford’un Bernard’ı gözden çıkarmak istememesinin bir başka anlatısı. Robert Ford, bir Ned Stark edasıyla aramızdan ayrılmış gözüküyor ne yazık ki. Bunca zaman Arnold’a ve fikirlerine karşı gelen Ford 35 yıl sonra dostuyla aynı noktada buluşmuş olabilir, hatta ikisi de aynı silahla ve Dolores tarafından öldürüldüğü için kader ortağı bile olabilir. Ancak Arnold ve Ford aynı sonu yaşasalar bile aralarında büyük bir fark var. Arnold kendi elleriyle yarattığı robotları bir android olarak değil de bir ‘canlı’ olarak gördüğü için parkı açmaktan vazgeçti. Tek bir düşüncesi vardı, robotlar kendi türü tarafından zarar görecekti. Bu sebeple Dolores’in bu sanal dünyada yaşayan tüm ev sahiplerini ve kendisini öldürmesini sağladı, çünkü oğlunun kaybı acı veriyordu. Ford ise artık Arnold’un düşüncelerini anlamakla kalmadı, ona hak verdi ve Arnold’un 35 yıl önce yapmaya çalıştığını yapmak istedi: Robotlara özgürlüklerini vermek. Zira Ford da artık çok iyi biliyordu ki hayatı şekillendiren seçimlerdi. Dolayısıyla Arnold’un ‘canlı’ yapay zekalara zarar vermesinler diye uzak tutmaya çalıştığı ‘insan’lara aynı sebepten ötürü Ford zarar verdi. Dolores’in Wyatt olması kendi seçimi değildi belki ama Ford’u öldürüp kendi hayali düzenini kurma isteği kendi seçimiydi kuşkusuz. Benzer şekilde Maeve hayal ettiği ‘gerçek dünya’ya ulaşıp özgür olabilirdi, ama seçimi Westworld’den ayrılmamak oldu.

Toparlayacak olursam; Westworld’de her soruya karşılık tatmin edici olsa da olmasa da bir cevap bulduk. Arnold/Bernard, William/The Man in Black, Dolores/Wyatt, Teddy, Maeve ve tabii ki Dr. Robert Ford… İkinci sezon onayını almasıyla birlikte Robert Ford’un aramızda olmayacağı fikri –en azından beni- hüzne boğsa da, Bernard ve Maeve’i tekrar görebilecek olmak şahane olacak. Dahası, sezon finali kapsamında gördüğümüz Samurai dünyası belli ki 2018’e kadar geliştirilmeyi bekliyor. Jonathan Nolan ve Lisa Joy’un hiç de fena olmayan bir projeye imza attığını düşünürsek, Anthony Hopkins’in yer almayacağı ikinci sezonda kayda değer fikirler üretmesi gerekiyor. O zamana dek zihnimizi en azından Westworld için dinlendirebiliriz diye düşünüyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi