2006 yapımı Sehnsucht’un ardından on yılı aşkın bir ara veren Alman yönetmen Valeska Grisebach geçtiğimiz Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yarışan yeni filmi Western ile bekleyenlerinin hevesine doyurucu bir karşılıkla çıkageldi. Tek cümleyle bahsedecek olursak film, Bulgaristan’ın Yunan sınırına yakın bir bölgesinde kurulacak hidroelektrik santralinin inşaatında çalışmak üzere gelen bir Alman işçi grubunun, bölgedeki ufak Bulgar köyü halkıyla düellosunu konu alıyor diyebiliriz. Filmin adının refere ettiği kırmızı topraklardan ve geçmiş yüzyılda kökü kuruyan boş milliyetçilikten oldukça uzaklarda kalan bu düello daha çok, Avrupa’nın doğusunda 21. yüzyıla ait bir iletişim kurma çabasına karşılık geliyor. Western’in en temelinde yatan bu iletişebilme müsabakası, yer yer aynı çağı paylaştığımız iletişim dilinin ne kadar da ilkel gözükebildiğini kısa anlarla fark ettirebiliyor. Buradaki düellonun iki tarafı da kendi içlerinde konuşabildikleri ortak bir dile sahip olsa da karşı tarafla anlaşmak durumunda kalındığında devreye bir iki kokuşmuş İngilizce sözcüğün yaverlik ettiği tamamen içgüdülerden hareket alan evrensel bir dil giriyor. Aynı dili bilmelerine rağmen konuşmayı sevmeyen, yabancıları sevmemelerine rağmen hep yabancı kalmayı tercih eden klasik karizmatik kovboy karikatüründen farklı ve tam olarak günümüze ait erkeklik temsilleri üzerinden ateşliyor fitili Grisebach. İlk andan itibaren özellikle seçilebilen karakteristik yüzüyle Alman grubun içinden sıyrılan kahramanımız Meinhard, aslında öncelikle kendi grubunun içerisindeki yeni gelen yabancı konumunda yer alıyor. Kısa sürede çalışkanlığı ve tecrübesiyle grubun içine kaynamasına rağmen, grubun genel havasına sirayet eden çirkin erkek muhabbetinden kendini uzak tutuyor. Gruptaki bu genel havayı belirleyen, resmi olarak olmasa da yine ilkel yollarla hissettirerek grubun liderliğini sahiplenmiş Vincent ise Meinhard’ın diğerlerinin aksine kendisini ciddiye almadığının farkında. Yerliler rolünü üstlenen Bulgar tarafını görmezden gelecek olursak ilk ve esas düello da bu ikilinin arasında baş veriyor aslında. Western: Burada Atalarımızı Sevmeyiz Bir de büyük çerçevedeki düelloya bakacak olursak; Alman işçi grubu bu küçük köye geldiği andan itibaren kendilerine tahsis edilen şantiye alanını bir üs gibi kullanıp ortak hafızalarının utanç verici üstün ırk hatıralarını parlatarak işgalcilik oynamaya başlıyorlar. Vincent ve diğer işçilerin bu “şakayla” bulaşmalarının sebebinde esasen gerçekten de kendilerini birer beyaz Alman olarak oradaki yerli Bulgarlardan üstün görmeleri yatıyor. Bu kendini ispatlama ve güç elde etme yarışında farklı bir yol izleyen ‘İyi’ kovboyumuz Meinhard, bizzat köylü halkla tanışıp konuşmaya çalışarak kendi grubundan uzaklaşıyor. Kısa bir süre sonra ‘çirkin’ kovboy Bulgar Adrian ile gerçekten de arkadaş olan Meinhard her ne kadar aynı dili konuşamasalar da tüm köy halkı tarafından sevilmeye ve saygı görmeye başlıyor. Adım adım buna şahit olan filmin ‘kötü’sü Vincent’la arasındaki gerginlik de iyiden iyiye tırmanıyor. Hikâyesini, ismini aldığı alt türün klasik tansiyonu üzerine şekillendiren Grisebach, kültürel kimlik temsillerinin atalarından miras kalan bayraklarla sidik yarışına devam eden erkekleri üzerine usta işi bir portre çıkartıyor ortaya. Tüm bu tansiyonun temelinde yatan ereksiyon, ehlileştirilmeye çalışılan fallik iktidar temsilleriyle dışa vuruluyor. Aslında halihazırda isminin verdiği referans, metnin bütününde rahatça okunabilecek kadar aleni olmasına rağmen Western’in asıl gücü, çok sade bir yönetimle günümüz Avrupa toplumu, kültürel iletişim ve evcilleştirilemeyen erkeklik üzerine usul usul gidebilmesinde saklı.

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Western’in asıl gücü, çok sade bir yönetimle günümüz Avrupa toplumu, kültürel iletişim ve evcilleştirilemeyen erkeklik üzerine usul usul gidebilmesinde saklı.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
85


 

2006 yapımı Sehnsucht’un ardından on yılı aşkın bir ara veren Alman yönetmen Valeska Grisebach geçtiğimiz Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yarışan yeni filmi Western ile bekleyenlerinin hevesine doyurucu bir karşılıkla çıkageldi. Tek cümleyle bahsedecek olursak film, Bulgaristan’ın Yunan sınırına yakın bir bölgesinde kurulacak hidroelektrik santralinin inşaatında çalışmak üzere gelen bir Alman işçi grubunun, bölgedeki ufak Bulgar köyü halkıyla düellosunu konu alıyor diyebiliriz. Filmin adının refere ettiği kırmızı topraklardan ve geçmiş yüzyılda kökü kuruyan boş milliyetçilikten oldukça uzaklarda kalan bu düello daha çok, Avrupa’nın doğusunda 21. yüzyıla ait bir iletişim kurma çabasına karşılık geliyor.

Western’in en temelinde yatan bu iletişebilme müsabakası, yer yer aynı çağı paylaştığımız iletişim dilinin ne kadar da ilkel gözükebildiğini kısa anlarla fark ettirebiliyor. Buradaki düellonun iki tarafı da kendi içlerinde konuşabildikleri ortak bir dile sahip olsa da karşı tarafla anlaşmak durumunda kalındığında devreye bir iki kokuşmuş İngilizce sözcüğün yaverlik ettiği tamamen içgüdülerden hareket alan evrensel bir dil giriyor. Aynı dili bilmelerine rağmen konuşmayı sevmeyen, yabancıları sevmemelerine rağmen hep yabancı kalmayı tercih eden klasik karizmatik kovboy karikatüründen farklı ve tam olarak günümüze ait erkeklik temsilleri üzerinden ateşliyor fitili Grisebach. İlk andan itibaren özellikle seçilebilen karakteristik yüzüyle Alman grubun içinden sıyrılan kahramanımız Meinhard, aslında öncelikle kendi grubunun içerisindeki yeni gelen yabancı konumunda yer alıyor. Kısa sürede çalışkanlığı ve tecrübesiyle grubun içine kaynamasına rağmen, grubun genel havasına sirayet eden çirkin erkek muhabbetinden kendini uzak tutuyor. Gruptaki bu genel havayı belirleyen, resmi olarak olmasa da yine ilkel yollarla hissettirerek grubun liderliğini sahiplenmiş Vincent ise Meinhard’ın diğerlerinin aksine kendisini ciddiye almadığının farkında. Yerliler rolünü üstlenen Bulgar tarafını görmezden gelecek olursak ilk ve esas düello da bu ikilinin arasında baş veriyor aslında.

Western: Burada Atalarımızı Sevmeyiz


Bir de büyük çerçevedeki düelloya bakacak olursak; Alman işçi grubu bu küçük köye geldiği andan itibaren kendilerine tahsis edilen şantiye alanını bir üs gibi kullanıp ortak hafızalarının utanç verici üstün ırk hatıralarını parlatarak işgalcilik oynamaya başlıyorlar. Vincent ve diğer işçilerin bu “şakayla” bulaşmalarının sebebinde esasen gerçekten de kendilerini birer beyaz Alman olarak oradaki yerli Bulgarlardan üstün görmeleri yatıyor. Bu kendini ispatlama ve güç elde etme yarışında farklı bir yol izleyen ‘İyi’ kovboyumuz Meinhard, bizzat köylü halkla tanışıp konuşmaya çalışarak kendi grubundan uzaklaşıyor. Kısa bir süre sonra ‘çirkin’ kovboy Bulgar Adrian ile gerçekten de arkadaş olan Meinhard her ne kadar aynı dili konuşamasalar da tüm köy halkı tarafından sevilmeye ve saygı görmeye başlıyor. Adım adım buna şahit olan filmin ‘kötü’sü Vincent’la arasındaki gerginlik de iyiden iyiye tırmanıyor.


Hikâyesini, ismini aldığı alt türün klasik tansiyonu üzerine şekillendiren Grisebach, kültürel kimlik temsillerinin atalarından miras kalan bayraklarla sidik yarışına devam eden erkekleri üzerine usta işi bir portre çıkartıyor ortaya. Tüm bu tansiyonun temelinde yatan ereksiyon, ehlileştirilmeye çalışılan fallik iktidar temsilleriyle dışa vuruluyor. Aslında halihazırda isminin verdiği referans, metnin bütününde rahatça okunabilecek kadar aleni olmasına rağmen Western’in asıl gücü, çok sade bir yönetimle günümüz Avrupa toplumu, kültürel iletişim ve evcilleştirilemeyen erkeklik üzerine usul usul gidebilmesinde saklı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi