New York’a Hoşgeldiniz – Welcome to New York, gerçek bir olaydan esinlenen hikayesini fazlasıyla yüzeysel işleyerek, tanıklık ettiği olayın dahi etkisini minimum düzeye indiren başarısız bir drama örneği. Elinde güzel malzeme bulunduran yönetmen Abel Ferrara, filmini böylesine monoton bir şekle sokarak kendi ayağına kurşun sıkmış.

Fazlasıyla güçlü bir adam olan Bay Devereaux, kimseyi umursamadan ve savurganca kullandığı bu gücün fazlasıyla etkisi altındadır. Kadınlara olan düşkünlüğünü kontrol edemeyen Devereaux, kaldığı otel odasında kat görevlisine saldırır ve bu saldırının ardından mağdurun şikayetçi olmasıyla karanlık günler yaşamaya başlar. Bütün dünyanın izlediği dava süreci onu ve prestijini yerle bir edecektir.

Yetenekli, kendini ispatlamış ve ünlü bir oyuncuyla çalışmayı eminim ki her yönetmen ister. Ama kendini oyuncunun ellerine bırakmak ve filmin gidişatı konusunda onun performansına güvenmek iyi bir yönetmenin yapacağı bir hata değil. Fransız sinemasının en ünlü aktörlerinden biri olan Gérard Depardieu, bu oyuncu tanıma iyi uyan bir örnek. Aynı zamanda bir yönetmeni etki altına bırakabilecek bir isim. Fakat gerek kendisinin vasata dahi yaklaşamayan performansı, gerek yönetmenin filmin gidişatı sırasında olumlu bir hamle yapmaması filmin başarısızlığını garantiliyor sanki. Abel Ferrara başta bu hataya düşerek iyi olma şansı olan filmini daha en baştan bir kenara fırlatmış diyebiliriz.

Film boyunca hikayenin gidişatını aktarmaktan başka hiçbir parıltı gösteremeyen yönetmenimiz, hikayenin cazibesini arttırmak adına salt çıplaklığı fazlaca kullanmış. Bu durum film içerisinde sadece izleyenlerin ilgisini arttırmak için yapılmış bir hamle gibi duruyor. Yarattığı tekdüze atmosferi kırmak adına aile içi diyaloglara önem vermek isteyen Ferrara, bu sefer de bağlamı oturtmadığı için etkisiz diyaloglara sebebiyet veriyor. Aslında bu aile içi diyaloglar dışardan izlediğimiz o kapalı dünyanın içine açılan pencereler ve hikayeyi özel kılabilecek unsurlarken, cümlerlerin özensiz ve yüzeysel halleri bu şansı yok ediyor.

Güçlü insanların sonucu ne olursa olsun işledikleri her suçtan sıyrılmalarını resmetmek isteyen New York’a Hoşgeldiniz, ilk anından finaline kadar basit bir tutum sergiliyor. Yüzeyselliğini bir türlü üstünden atamayan film, monoton bir şekilde final yapıyor.

New York’a Hoşgeldiniz - Welcome to New York, gerçek bir olaydan esinlenen hikayesini fazlasıyla yüzeysel işleyerek, tanıklık ettiği olayın dahi etkisini minimum düzeye indiren başarısız bir drama örneği. Elinde güzel malzeme bulunduran yönetmen Abel Ferrara, filmini böylesine monoton bir şekle sokarak kendi ayağına kurşun sıkmış. Fazlasıyla güçlü bir adam olan Bay Devereaux, kimseyi umursamadan ve savurganca kullandığı bu gücün fazlasıyla etkisi altındadır. Kadınlara olan düşkünlüğünü kontrol edemeyen Devereaux, kaldığı otel odasında kat görevlisine saldırır ve bu saldırının ardından mağdurun şikayetçi olmasıyla karanlık günler yaşamaya başlar. Bütün dünyanın izlediği dava süreci onu ve prestijini yerle bir edecektir. Yetenekli, kendini ispatlamış ve ünlü bir oyuncuyla çalışmayı eminim ki her yönetmen ister. Ama kendini oyuncunun ellerine bırakmak ve filmin gidişatı konusunda onun performansına güvenmek iyi bir yönetmenin yapacağı bir hata değil. Fransız sinemasının en ünlü aktörlerinden biri olan Gérard Depardieu, bu oyuncu tanıma iyi uyan bir örnek. Aynı zamanda bir yönetmeni etki altına bırakabilecek bir isim. Fakat gerek kendisinin vasata dahi yaklaşamayan performansı, gerek yönetmenin filmin gidişatı sırasında olumlu bir hamle yapmaması filmin başarısızlığını garantiliyor sanki. Abel Ferrara başta bu hataya düşerek iyi olma şansı olan filmini daha en baştan bir kenara fırlatmış diyebiliriz. Film boyunca hikayenin gidişatını aktarmaktan başka hiçbir parıltı gösteremeyen yönetmenimiz, hikayenin cazibesini arttırmak adına salt çıplaklığı fazlaca kullanmış. Bu durum film içerisinde sadece izleyenlerin ilgisini arttırmak için yapılmış bir hamle gibi duruyor. Yarattığı tekdüze atmosferi kırmak adına aile içi diyaloglara önem vermek isteyen Ferrara, bu sefer de bağlamı oturtmadığı için etkisiz diyaloglara sebebiyet veriyor. Aslında bu aile içi diyaloglar dışardan izlediğimiz o kapalı dünyanın içine açılan pencereler ve hikayeyi özel kılabilecek unsurlarken, cümlerlerin özensiz ve yüzeysel halleri bu şansı yok ediyor. Güçlü insanların sonucu ne olursa olsun işledikleri her suçtan sıyrılmalarını resmetmek isteyen New York’a Hoşgeldiniz, ilk anından finaline kadar basit bir tutum sergiliyor. Yüzeyselliğini bir türlü üstünden atamayan film, monoton bir şekilde final yapıyor.

Yazar Puanı

Puan - 37%

37%

Güçlü insanların sonucu ne olursa olsun işledikleri her suçtan sıyrılmalarını resmetmek isteyen New York’a Hoşgeldiniz, ilk anından finaline kadar basit bir tutum sergiliyor. Yüzeyselliğini bir türlü üstünden atamayan film, monoton bir şekilde final yapıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.5 ( 1 votes)
37
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi