Çizgi roman uyarlamalarının son on yıldır beyazperdede gösterdiği gelişme hepimizin malumu. Ancak, pek çok kişiye göre bu ilerleyişin sonu parlak bir noktaya çıkmıyor. Hollywood yapımcıları da blockbusterların geleceği için, çizgi romanlarla paralel ilerleyebilecek yeni bir rota bulmanın derdine çoktan düşmüş durumdalar. Bu çerçevede akla ilk olarak en az çizgi romanlar kadar geniş bir hayran kitlesine sahip olan video oyunları geliyor. Bu bağlamda, Resident Evil’in 5 filmlik franchise’ı en önemli örneği oluşturuyor. Resident Evil ile birlikte Tomb Raider; ondan sonra da Doom, Max Payne, Hitman, Prince of Persia, Need for Speed ve hatta Pixels ile The Angry Birds Movie gibi filmler görücüye çıktı ve şimdi de hayranları sabırsızlıkla Assassin’s Creed’i bekliyor. Öte yandan bütün bu örnekler bir tarafta dursun, bu konuda en öne çıkan isim şüphesiz; Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması. Gittikçe genişleyen online bir oyun evreni olarak, elinde çok fazla malzemesi ve detaylıca işlenmesi gereken bir hikayesi olan Warcraft oyun evreninin beyazperdeye ilk uyarlamasını bu haftadan itibaren izlemek mümkün.

İnsanlık ile Ork’lar arasında çıkan savaşın başına ve nedenlerine odaklanan ilk Warcraft filmi, Ork’ların ölmek üzere olan dünyalarını terk edip Azeroth’da kolonileşmesiyle başlıyor. İki dünya arasında açılan geçitten geçen ve hayatta kalmaya çalışan Ork’lar ile kendi dünyalarını ve huzurlarını korumaya çalışan Azeroth halkı arasında kaçınılmaz bir savaş başlıyor.

Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması: Ork’lar ve İnsanların Savaşına Yeni Bir Bakış

Destansı bir hikayeye ve hatta külliyata sahip olan Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması’nın beyazperdede de böyle bir temsili hak ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Filmin fragmanlarıyla birlikte yayınlanan karakter afişlerinde görünen detaylı özel efekt çalışması da böyle bir atmosferi vadediyordu. Ancak, fantastik evrenler söz konusu olduğunda; özellikle ork’lar, elf’ler, cüceler gibi çok tanıdık ırklardan söz ediyorsak aklımıza ilk olarak Lord of the Rings üçlemesi geliyor. Beyazperdede Peter Jackson’un ortaya koyduğu bu destansı atmosfer daha sonra yine kendisinin yönettiği Hobbit serisinde bile başına dert olmuştu. Jackson Lord of the Rings ile eşiği öyle bir yükseltti ki, her türlü örneği bu üçlemeyle kıyaslıyoruz ve sonunda hayal kırıklığı buluyoruz. Warcraft’ın göze ilk çarpan sıkıntısı sizi oyunun içinde hissettiren CGI efektlerinin abartılı ve özensiz hali oluyor. Tolkien’in yarattığı evrenden tanıdık yaratıkların görünmesiyle paralel olarak daha gerçekçi ve özenli görüntülerin ihtiyacı doğuyor. Mekan dizaynları ve tasarımları ne kadar başarılı olsa da bunun beyazperdeye aktarımı sıkıntılı bir sonuç doğuruyor. Karakterlerin dönüşümüne gösterilen özenin filmin genel atmosferine de gösterilmesi üst düzey bir iş ortaya çıkmasına yardımcı olabilirdi. Bunun bir sonucu Hobbit’in yarattığı hayal kırıklığının bir tık kötüsü elde ediliyor.

Diğer taraftan, Warcraft en başta Lord of the Rings’den esinlenmiş olsa da, farklı olduğu birçok nokta mevcut. Yeni bir Ork tanımı getirmesi bir yana, elf’lere ve cücelere de yeni bir yaklaşım getiriyor. Bu açıdan, yeni tanışacaklar için ilgi çekici gelmesi mümkün. İnsanların dünyasının da daha farklı ve basit dinamiklere sahip olduğunu görüyoruz. Bütün bu etmenleri, kimin kim olduğunu öğretme görevi üstlenen bu ilk filmle ele almak ne kadar doğru olur emin değilim. Taşların yerine oturması serinin devamıyla mümkün olacaktır diye düşünüyorum.

Filmin yönetmen koltuğunda oturan ve senaryoyu Charles Leavitt ile birlikte yazan Duncan Jones, çok fazla şey anlatması gereken kalabalık senaryosunu idare edebilmeyi başarıyor; olası devam filmlerinde göreceğimiz karakterleri de bize tanıtmayı ihmal etmiyor. İnsanların ve ork’ların dünyalarını, düzenlerini ve ilişkilerini izleyiciye açıklamak zorunda olmasına rağmen filmin olay örgüsü kötü ilerlemiyor. Ama senaryoyu her ne kadar iyi kotarsa da, Jones’un yönetimsel olarak amatör kaldığı noktalar filmin her yerine yayılmış durumda. Diyalogların bir kısmı havada kalıyor, gerçekçi gelmiyor; Azeroth olması gereken görkemiyle resmedilemiyor, dekorların birçoğu sanki düşük bütçeli bir stüdyo filmiymiçesine gibi sırıtıyor. Bir noktadan sonra bunlar fazlasıyla dikkat dağıtıyor ve görmezden gelemiyorsunuz. Böyle olunca, filmin en önemli handikapı da yönetmen haline geliyor. Warcraft evreninin henüz çok başında olduğumuzdan, filmin hikayesi fazla derinleşerek kafa karıştırıcı detaylara girmiyor. Bu şekilde takip etmesi nispeten kolay bir seyir elde ediyor.

Warcraft evreni beyazperdeye kapılarını pek parlak olmayan bir filmle açıyor. İki Dünyanın İlk Karşılaşması, belki de büyük beklentilerin ve yanlış tercihlerin kurbanı olarak tatmin edici olmaktan uzak bir görüntü çiziyor. Elbette, Warcraft hayranları iyi anlatılmış hikayeyi görünce hoşnut olacaklardır ama ikinci film için bu yeterli olmayacak.

Çizgi roman uyarlamalarının son on yıldır beyazperdede gösterdiği gelişme hepimizin malumu. Ancak, pek çok kişiye göre bu ilerleyişin sonu parlak bir noktaya çıkmıyor. Hollywood yapımcıları da blockbusterların geleceği için, çizgi romanlarla paralel ilerleyebilecek yeni bir rota bulmanın derdine çoktan düşmüş durumdalar. Bu çerçevede akla ilk olarak en az çizgi romanlar kadar geniş bir hayran kitlesine sahip olan video oyunları geliyor. Bu bağlamda, Resident Evil’in 5 filmlik franchise’ı en önemli örneği oluşturuyor. Resident Evil ile birlikte Tomb Raider; ondan sonra da Doom, Max Payne, Hitman, Prince of Persia, Need for Speed ve hatta Pixels ile The Angry Birds Movie gibi filmler görücüye çıktı ve şimdi de hayranları sabırsızlıkla Assassin’s Creed’i bekliyor. Öte yandan bütün bu örnekler bir tarafta dursun, bu konuda en öne çıkan isim şüphesiz; Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması. Gittikçe genişleyen online bir oyun evreni olarak, elinde çok fazla malzemesi ve detaylıca işlenmesi gereken bir hikayesi olan Warcraft oyun evreninin beyazperdeye ilk uyarlamasını bu haftadan itibaren izlemek mümkün. İnsanlık ile Ork'lar arasında çıkan savaşın başına ve nedenlerine odaklanan ilk Warcraft filmi, Ork'ların ölmek üzere olan dünyalarını terk edip Azeroth’da kolonileşmesiyle başlıyor. İki dünya arasında açılan geçitten geçen ve hayatta kalmaya çalışan Ork'lar ile kendi dünyalarını ve huzurlarını korumaya çalışan Azeroth halkı arasında kaçınılmaz bir savaş başlıyor. Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması: Ork'lar ve İnsanların Savaşına Yeni Bir Bakış Destansı bir hikayeye ve hatta külliyata sahip olan Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması’nın beyazperdede de böyle bir temsili hak ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Filmin fragmanlarıyla birlikte yayınlanan karakter afişlerinde görünen detaylı özel efekt çalışması da böyle bir atmosferi vadediyordu. Ancak, fantastik evrenler söz konusu olduğunda; özellikle ork'lar, elf'ler, cüceler gibi çok tanıdık ırklardan söz ediyorsak aklımıza ilk olarak Lord of the Rings üçlemesi geliyor. Beyazperdede Peter Jackson’un ortaya koyduğu bu destansı atmosfer daha sonra yine kendisinin yönettiği Hobbit serisinde bile başına dert olmuştu. Jackson Lord of the Rings ile eşiği öyle bir yükseltti ki, her türlü örneği bu üçlemeyle kıyaslıyoruz ve sonunda hayal kırıklığı buluyoruz. Warcraft’ın göze ilk çarpan sıkıntısı sizi oyunun içinde hissettiren CGI efektlerinin abartılı ve özensiz hali oluyor. Tolkien’in yarattığı evrenden tanıdık yaratıkların görünmesiyle paralel olarak daha gerçekçi ve özenli görüntülerin ihtiyacı doğuyor. Mekan dizaynları ve tasarımları ne kadar başarılı olsa da bunun beyazperdeye aktarımı sıkıntılı bir sonuç doğuruyor. Karakterlerin dönüşümüne gösterilen özenin filmin genel atmosferine de gösterilmesi üst düzey bir iş ortaya çıkmasına yardımcı olabilirdi. Bunun bir sonucu Hobbit’in yarattığı hayal kırıklığının bir tık kötüsü elde ediliyor. Diğer taraftan, Warcraft en başta Lord of the Rings’den esinlenmiş olsa da, farklı olduğu birçok nokta mevcut. Yeni bir Ork tanımı getirmesi bir yana, elf'lere ve cücelere de yeni bir yaklaşım getiriyor. Bu açıdan, yeni tanışacaklar için ilgi çekici gelmesi mümkün. İnsanların dünyasının da daha farklı ve basit dinamiklere sahip olduğunu görüyoruz. Bütün bu etmenleri, kimin kim olduğunu öğretme görevi üstlenen bu ilk filmle ele almak ne kadar doğru olur emin değilim. Taşların yerine oturması serinin devamıyla mümkün olacaktır diye düşünüyorum. Filmin yönetmen koltuğunda oturan ve senaryoyu Charles Leavitt ile birlikte yazan Duncan Jones, çok fazla şey anlatması gereken kalabalık senaryosunu…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

50

Warcraft evreni beyazperdeye kapılarını pek parlak olmayan bir filmle açıyor. İki Dünyanın İlk Karşılaşması, belki de büyük beklentilerin ve yanlış tercihlerin kurbanı olarak tatmin edici olmaktan uzak bir görüntü çiziyor.

Kullanıcı Puanları: 3.03 ( 9 votes)
50
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi