Geçtiğimiz aylarda Netflix filmlerinin sinemaya tehdit oluşturup oluşturmadığı konusu gündemi epeyce meşgul etmişti. Bu tartışmanın hararetlenmesinin büyük bir sebebi de hiç kuşkusuz mayısta gerçekleşen Cannes Film Festivali’nde Netflix yapımı Okja ve The Meyerowitz Stories filmlerinin ana yarışmadan çıkarılacağının dedikodusuydu. Gelen “iznin” ardından Okja’nın Cannes gösteriminde, izleyiciler Netflix ismini gördüklerinde yuhalamaya başlayıp salonu terk etmişlerdi. Nitekim Cannes Film Festivali yöneticileri, 2018’den itibaren geçerli olmak üzere, Fransa sinemalarında vizyona girmeyen hiçbir filmin yarışmaya katılımına izin vermeyeceğini açıkladı. Yaşanan bu olayların Netflix’in gözünü korkutmasını geçin, 60 milyon dolar ile Netflix tarihinin en yüksek bütçeli filmine imza atmasına hele ki engel asla değildi. Geçtiğimiz hafta Brad Pitt ve David Michon imzalı War Machine, yaşanan bu tartışmaların akabinde ilk yayınını gerçekleştirdi. Filmin ismi her ne kadar “War Machine/Savaş Makinesi” olsa da bu bir kara mizah, anti-savaş filmi diyebiliriz. Film kısaca; 2009 yılında ABD Generali Glen Mcmahon’un (Brad Pitt) müthiş özgeçmişi ve Irak’taki başarıları sebebiyle Afganistan’a tayin edildikten sonra buradaki savaşı kazanmak için izlediği yolda yaşadıklarını anlatıyor. Michael Tasting’in “The Operators: The Wild and Terrifying Inside Story of America’s War in Afghanistan” adlı romanından ve Rolling Stone dergisindeki Hasting’in McChrystal yazısından esinlenerek kurgulanan War Machine’de, Brad Pitt’in canlandırdığı Glen karakteri gerçek hayatta General McChrystal’i temsil ediyor. Kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği filmin incelemesine Brad Pitt’in karakteri ile başlayalım. İzleyenleri ikiye bölen konuların başında, egosantrik savaş makinesi generali canlandıran Brad Pitt’in performansı yer alıyor. Kimilerine göre şu ana kadarki en iyi performans olarak dile getirilirken, kimilerine göre performansı abartılı ve karikatürize olarak ifade ediliyor. Ben açıkçası ikinci grubun düşüncesine sahibim. Brad Pitt’i gördüğüm ilk sekansında tek gözünü kısması ve ses tonundaki değişiklik bana hep bir şeyi oynadığı hissini yaşattı. Gerçek hayattaki karaktere benzetmek mi istemiş ya da kendine has bir dokunuş mu bırakmak istemiş bilemem ama kendimi filme kaptırmamı engelledi diyebilirim. Inglorious Bastards ya da Snatch’teki muhteşem aksan ve tiplemelerini ele alacak olursak, buradaki karakter çizimi bu anlamda oldukça yapay kalıyor. Brad Pitt’e eşlik eden yan karakterler ise genelde başarılı ve ahenkle Glen karakterinin etrafında süzülüyorlar. Her ne kadar Ben Kingsley Hamid Karzai rolü ile ön plana çıksa da konuşma şekli ve aksanı, Amerikan filmleri izleyip Bluray televizyonu ile ilgili sorduğu sorular bana oldukça zorlama geldi. Kara mizah için bu tarz yapmacık yollara gidilmesi olayların anlatış şekline gölge düşürmüş diyebilirim. War Machine: Gerçek düşman kim? Tartışılan ikinci bir konu ise, Amerika’nın bu film ile adeta savaşın günahlarını çıkarma eğilimi. Kimi anlayışa göre, Amerika’nın senelerdir sürdürdüğü bu savaş kaybedilmeye mahkumdur, kimilerine göre ise bu savaşlar sayesinde Amerika’nın güvenliği sağlanmaktadır ve film buna gölge düşürmüştür. Açıkçası bu kadar savaş konusunun içerisinde War Machine filminin savaşı körükleyen bir dili bulunmuyor, bu da filmin bence öne çıkan en önemli noktası. Aksine tüm film boyunca neden hala savaşıldığını anlamaya çalışıyor ve kendimize şu soruyu soruyoruz: Gerçek düşman kim? 11 Eylül’den sonra Amerika, Irak ve Afganistan ile 8 yıldır savaş halindedir. Bush’tan ABD Başkanlık görevini teslim alan Obama, Afganistan’da süregelen savaşta işleri yoluna koyamayan generalini görevden alır ve yerine bir savaş üstadı olan General Glen McMahon’u getirir. Birçok sert lakabı olan Glen,…

Yazar Puanı

puan - 60%

60%

War Machine kara mizah üzerinden doğru mesajları aktarsa da akış ve temposu ile Brad Pitt’in zorlama performansı açısından ortalama bir film diyebiliriz.

Kullanıcı Puanları: 4.65 ( 1 votes)
60

Geçtiğimiz aylarda Netflix filmlerinin sinemaya tehdit oluşturup oluşturmadığı konusu gündemi epeyce meşgul etmişti. Bu tartışmanın hararetlenmesinin büyük bir sebebi de hiç kuşkusuz mayısta gerçekleşen Cannes Film Festivali’nde Netflix yapımı Okja ve The Meyerowitz Stories filmlerinin ana yarışmadan çıkarılacağının dedikodusuydu.

Gelen “iznin” ardından Okja’nın Cannes gösteriminde, izleyiciler Netflix ismini gördüklerinde yuhalamaya başlayıp salonu terk etmişlerdi. Nitekim Cannes Film Festivali yöneticileri, 2018’den itibaren geçerli olmak üzere, Fransa sinemalarında vizyona girmeyen hiçbir filmin yarışmaya katılımına izin vermeyeceğini açıkladı.

Yaşanan bu olayların Netflix’in gözünü korkutmasını geçin, 60 milyon dolar ile Netflix tarihinin en yüksek bütçeli filmine imza atmasına hele ki engel asla değildi. Geçtiğimiz hafta Brad Pitt ve David Michon imzalı War Machine, yaşanan bu tartışmaların akabinde ilk yayınını gerçekleştirdi.

Filmin ismi her ne kadar “War Machine/Savaş Makinesi” olsa da bu bir kara mizah, anti-savaş filmi diyebiliriz. Film kısaca; 2009 yılında ABD Generali Glen Mcmahon’un (Brad Pitt) müthiş özgeçmişi ve Irak’taki başarıları sebebiyle Afganistan’a tayin edildikten sonra buradaki savaşı kazanmak için izlediği yolda yaşadıklarını anlatıyor.

Michael Tasting’in “The Operators: The Wild and Terrifying Inside Story of America’s War in Afghanistan” adlı romanından ve Rolling Stone dergisindeki Hasting’in McChrystal yazısından esinlenerek kurgulanan War Machine’de, Brad Pitt’in canlandırdığı Glen karakteri gerçek hayatta General McChrystal’i temsil ediyor. Kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği filmin incelemesine Brad Pitt’in karakteri ile başlayalım.

İzleyenleri ikiye bölen konuların başında, egosantrik savaş makinesi generali canlandıran Brad Pitt’in performansı yer alıyor. Kimilerine göre şu ana kadarki en iyi performans olarak dile getirilirken, kimilerine göre performansı abartılı ve karikatürize olarak ifade ediliyor. Ben açıkçası ikinci grubun düşüncesine sahibim. Brad Pitt’i gördüğüm ilk sekansında tek gözünü kısması ve ses tonundaki değişiklik bana hep bir şeyi oynadığı hissini yaşattı. Gerçek hayattaki karaktere benzetmek mi istemiş ya da kendine has bir dokunuş mu bırakmak istemiş bilemem ama kendimi filme kaptırmamı engelledi diyebilirim. Inglorious Bastards ya da Snatch’teki muhteşem aksan ve tiplemelerini ele alacak olursak, buradaki karakter çizimi bu anlamda oldukça yapay kalıyor.

Brad Pitt’e eşlik eden yan karakterler ise genelde başarılı ve ahenkle Glen karakterinin etrafında süzülüyorlar. Her ne kadar Ben Kingsley Hamid Karzai rolü ile ön plana çıksa da konuşma şekli ve aksanı, Amerikan filmleri izleyip Bluray televizyonu ile ilgili sorduğu sorular bana oldukça zorlama geldi. Kara mizah için bu tarz yapmacık yollara gidilmesi olayların anlatış şekline gölge düşürmüş diyebilirim.

War Machine: Gerçek düşman kim?

Tartışılan ikinci bir konu ise, Amerika’nın bu film ile adeta savaşın günahlarını çıkarma eğilimi. Kimi anlayışa göre, Amerika’nın senelerdir sürdürdüğü bu savaş kaybedilmeye mahkumdur, kimilerine göre ise bu savaşlar sayesinde Amerika’nın güvenliği sağlanmaktadır ve film buna gölge düşürmüştür. Açıkçası bu kadar savaş konusunun içerisinde War Machine filminin savaşı körükleyen bir dili bulunmuyor, bu da filmin bence öne çıkan en önemli noktası. Aksine tüm film boyunca neden hala savaşıldığını anlamaya çalışıyor ve kendimize şu soruyu soruyoruz: Gerçek düşman kim?

11 Eylül’den sonra Amerika, Irak ve Afganistan ile 8 yıldır savaş halindedir. Bush’tan ABD Başkanlık görevini teslim alan Obama, Afganistan’da süregelen savaşta işleri yoluna koyamayan generalini görevden alır ve yerine bir savaş üstadı olan General Glen McMahon’u getirir. Birçok sert lakabı olan Glen, tam bir savaş insanıdır ve hep kazanmak için savaşmıştır, çünkü “savaşlar yönetilemediği için kazanılmamaktadır.” Glen, askerleri tarafından saygı duyulan bir liderdir ve astlarıyla adeta aile gibidir. Hatta o kadar aile olmuşlardır ki 30. evlilik yıldönümlerinde eşini yemeğe götüreceğini söyleyen Glen’e “Sadece ikiniz mi?!” diye tepki verirler. Bu birlik olma duygusunu en çok körükleyen şey ise aslında birlikte savaşma arzusudur. Daha doğrusu savaşı bitirmek için savaşma arzusudur.

Glen, Afganistan’dan düşmanı temizleyerek yeni bir Afganistan’ın inşa edilmesini sağlayıp kesin bir zaferle eve dönmek ister. Ancak Obama’dan istediği sayıda asker alamayınca çareyi komisyon ülkelerinden asker istemekte bulur ve Avrupa turuna çıkar. Avrupa’dan istediğini aldıktan sonra Afganistan’a geri döner ve operasyonu gerçekleştirir. Obama ile bir türlü yüz yüze görüşemeyen general, yaptığı işin daha da ön plana çıkmasını ister. Halkla ilişkiler uzmanının ona Rolling Stone yazarının, biyografisini yazıp yazamayacağını sorduğunda generalin cevabı nettir: “Kapağa beni koy!”

Glen’in bu hırsını, Tilda Swinton’ın canlandırdığı Almanya temsilcisi, kendisine tokat gibi çarpar: Bu savaş bir adamın –Glen – hırsından ötürü mü devam ediyor yoksa daha fazla kayıp için mi yapılıyor? Aslında gerçek düşmanın Glen’in hırsları olduğunun ima edilmesindeki soğuk duş etkisi, operasyon öncesi siyahi bir askerin düşmanlarını ayırt edememekten şikâyet ettiği sahnede zirve yapıyor. Nitekim film başladığı yerde bitse de farklı kişilerle bitiyor. “Savaş bitmez, başındaki insanlar değişir” mesajı ile gerçek düşmanın kim olduğu seyirciye bırakılıyor.

Tüm bu gerçek düşmanın arayışında karşımıza birçok karakter üzerinden “Biz (ABD) neden buradayız?” sorusu adeta filmin içine çapa atmış bir şekilde çıkıyor. Film boyunca Glen’in ve etrafındaki askerlerinin neden bu kadar çok savaşmak istediğini ilk etapta sadece voice-over olarak hikâyeyi bize anlatan, filmin ortasında bir anda karşımıza çıkan ve Glen’in akıbetine karar verecek yazıya imza atan Rolling Stone yazarı açıklar: Bir asker için savaşmak önemlidir, çünkü sadece savaş zamanında onlara gerçekten ihtiyaç duyulur. Ve savaştayken gücün tam merkezindedir.

Tüm soruların ardından aslına bakarsanız filmin konusu o kadar geniş ki yönetmen hangisini anlatacağım derken hepsinden azar azar anlatmayı tercih etmiş. Anlatım şekli, temposu ve karakter işlemeleri o kadar üstünkörü ki bir noktada karakterler adeta bir sahneden diğer bir sahneye sürükleniyor hissine kapılıyorsunuz. War Machine kara mizah üzerinden doğru mesajları aktarsa da akış ve temposu ile Brad Pitt’in zorlama performansı açısından ortalama bir film diyebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi