Yönetmenlik kariyerine 1994 yılında Reality Bites ile başlayan ancak Tropik Fırtına’ya kadar hatırlanacak bir işe imza atamayan Ben Stiller’ın oyunculuk tarafının ağır bastığını ve özellikle Amerikalılar için önemli bir idol olduğunu kabul etmek gerekiyor. Her ne kadar son dönemde kariyerinin ortalarındaki yükselişten uzak olsa da 90’ların başından itibaren Tatlı Bela ile Flört, Ah Mary Vah Mary ve Zor Baba gibi akılda kalan birçok komedi filminde yer alan Stiller’ın yönetmenlik performansındaysa bir yükseliş olduğunu söylemek mümkün. Zira, yönetmenlik denemelerinde çok da başarılı olduğunu savunamayacağımız Stiller’ın son filmi Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı bu konuda aceleci davranmamamız gerektiğini müjdeliyor.

Filmin açılışında yer alan “göz kırpma” sekansı Walter Mitty’nin kendisine olan güvensiz tarafını bizlere sunarak, son zamanların en yalnız, lakin en hayalperest adamlarından biriyle tanışacağımızın ilk mesajını veriyor. Life dergisinin basılı son sayısının hak ettiği şekilde raflarda yerini alması için kayıp olan negatifi bulmak zorunda olan Walter Mitty, hayal dünyasında yaptığı yolculuklardan gerçek hayatta yaptığı yolculuklara geçiş yapıyor. Hayal dünyasında bir köpeği yangından kurtarmak için hayatını tehlikeye atan Mitty, gerçek dünyada kendisini bir anda patlamak üzere olan bir yanardağın köşe başında buluyor. Aslında, hayalini kurduğumuz şeylerin çok da uzak olmadığını, tek ihtiyacımız olanın cesaret olduğunu yüksek sesle haykıran film, aynı zamanda bir kendini bulma hikayesi sunmayı da ihmal etmiyor.

Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı beklenilenin tersine klasik bir komedi filmi olarak tanımlayamayacağımız kadar dram ögesi barındırıyor. Ben Stiller’ın da artık kariyerinin olgunluk dönemine ulaştığını kabul edecek olursak, asıl hedefinin güldürmek olmadığını düşünüyorum zira Walter Mitty kendisine güleceğimiz değil, yapmak istediklerini başarması için yanında olmak isteyeceğimiz karakterlerden.

9503839524_f6f57a2372_b

Filmin en büyük artısı seyirciyle kurduğu sıcak ilişki olurken en önemli problemiyse bu diyalogun aralıklarla düşüşe geçmesi oluyor. Öyle ki seyirci kimi zaman Walter Mitty’nin yanında olup atıldığı maceralara ortak olmak isterken, kimi zaman saate bakmaktan kendini alıkoyamıyor. Burada filmin bu düşüşleri göstermesinin en büyük sebebi süresinin uzun tutulması ve bu anlamsız uzatılan sürenin senaryodaki boşlukları ortaya çıkarıyor olması gösterilebilir. Yine de Walter Mitty beyazperdede sıkça görmek istediğimiz öylesine sıcak karakterlerden biri ki, film bittiğinde tuhaf bir hüzün oluşmuyor değil.

Son olarak filmin konusu itibariyle son günlerde büyük üzüntü yaşamamıza sebep olan Sinema dergisinin kapatılışını çağrıştırdığını söylemek gerekiyor. Gerçi çağrıştırdığı demek haksızlık olacak zira Sinema dergisinin başına gelenlerle filmde Life dergisinin başına gelenler neredeyse aynı. Üstelik sadece derginin başına gelenler değil bu işin senelerce emekçiliğini yapmış, en alt pozisyondan en üst yetkiliye kadar tüm çalışanların başına gelenler de neredeyse aynı. Bu sebeple kısaca filmin konusunu gözümüzde çağrıştırmak ne yazık ki çok da zor değil. Kirli ellerin, gözünü para hırsı bürümüş para babalarının el attığı dergicilik müessesinin zor günler geçirdiği şu günlerde, Mitty’nin kurduğu hayaller bir nebze olsun “benim hala umudum var” diyebilmemize yardımcı oluyor.

İyi seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi