The Walking Dead, Amerika Birleşik Devletleri’nde tam 15 milyon izleyiciye ulaşan sezon arası finaliyle ekranlara kısa süreliğine veda etti. Spin-off seriyle ilgili bilgilerin iyice gün ışığına çıktığı bugünlerde dizinin 5. sezonunu mercek altına aldık.

***Dikkat: Bu yazı, ciddi sayıda sürprizbozan içermektedir.***

The Walking Dead dizisine en çok yakışan terim “istikrar” olsa gerek. Bu istikrarı, bir ilerleme ya da gerileme anlamında değil de; “kendini iyice tanıyarak potansiyelini korumak” anlamında kullanmak daha doğru olacaktır. Elimizde beşinci sezonunu yarılamasıyla birlikte birçok karakterini iyice tanıdığımız, yeni girenlerin ise çabucak elden çıkarıldığı bir yapı varken hikayenin şablonlar etrafında dönmeye başladığı bir gerçek. Zaman, mekan ve tiplemeler değişse de kalabalık grubumuzun başına gelenler aşağı yukarı aynı sırayı izliyor. Fakat görüntü yönetimi, müzik kullanımı ve karakterlere olan bağlılığımız sayesinde yine de hala izlenebilir ve merak edilebilir bir yapının kaldığını söyleyebilirim.

Sezon öncesi değerlendirmemde, AMC’nin yayınladığı fragmanlardan daha hareketli bir sezonun kapıda olduğunu varsaymıştım. İlk 1-2 bölüm bu beklentiyi karşılasa da dizi, 4. sezonun ana temasını oluşturan Terminus’a ulaşma çabasını çabucak harcamıştı. Vali’den sonraki en karizmatik kötümüz olan Gareth’ın ölümüyle birlikte (evet, sadece Bob’un bacağını yiyerek bile bu payeyi hak etti) hikayenin sabit bir yönü takip etmeyeceğini anlamış olduk. Bu noktada dizinin arayışı, mekânsal değişikliklere neden oldu. Rahip Gabriel’ın kilisesine sığınan ekibimiz, beklendiği gibi yol ayrımına gitti. Abraham ve Eugene’in Washington’a ulaşarak sorunları çözme çabası, grup içindeki gerginliğe neden olmuştu ve ayrılık kaçınılmazdı. Açıkçası süper dahi Eugene’i Washington’a götürme hikayesi o kadar uzatılmıştı ki burnumuza kötü kokular geliyordu (Nuri Şimşek’in değerlendirmesi burada), beklediğimiz gibi de oldu. Eugene’in aslında kendisini kurtarmak için bu yalanı attığı ortaya çıktıktan sonra dizinin en boşta bıraktığı konu yeniden kendisini gösterdi: Yani olayların temelinde neyin yattığı sorusu. İlk sezonun son 1-2 bölümündeki Doktor Jenner’ın açıklamalarından sonra dizi, gerçeğin peşinden koşmak yerine karakterlerin hayatta kalma çabasına yoğunlaşmıştı. Zaten geçtiğimiz günlerde dizinin yaratıcısı Robert Kirkman, Doktor Jenner’ın yer aldığı bölümlerin, dizinin gizemini bozduğu gerekçesiyle büyük bir “hata” olduğunu itiraf etti. Fakat aradan uzun bir süre geçti ve izleyiciye Eugene dışında hiçbir çözüm sunulmadı. Bu çözüm önerisinin çöpe gitmesiyle aynı zamanlarda AMC’nin spin-off projesinin detaylarını açıklaması, akıllara “soruların cevapları spin off seride mi verilecek?” sorusunu getirdi. Kendi adıma beş sezondur devam eden bir dizinin buna bel bağlaması, izleyicisini fazlasıyla küçümseyen bir davranış olacaktır diye düşünüyorum.

Diziye katılan iki önemli karakterden Rahip Gabriel’a pek güvenmesek de yeteneklerinin sınırlı olduğunu anlamış bulunuyoruz. Ekibimizden uzak kalmaya çalışması, biraz da yaşadığı kiliseye başka insanların gelmesiyle birlikte geçmişin hayaletleri tarafından kovalanmasıyla ilgili. Gerçi içinde Gabriel olmasa bile kilisenin, inanç-realite ikilemi için çok uygun bir yer olduğu açık. Rick ve Daryl gibi karakterlerin davranışlarının gelgitler içinde olduğu bir dönem için duvarında, “Her kim ki etimi yiyip kanımı içer, ona ebedî bir hayat vardır” yazan bir kiliseden daha uygun bir yer bulunamazdı sanırım (Kilisede ayakkabı ile dolaşmakla kalmayıp insanları öldürdükleri gerçeğini atlamayalım!). Bir diğer yeni mekan olan Grady Memorial Hospital ise uzun süre kayıp olan Beth’e kavuştuğumuz yerdi. Polis memuru Dawn’ın oluşturduğu ilginç yapı içerisinde yolunu bulmaya çalışan polisler, doktor ve hastalardan oluşan “karşılıklı iyilik ve çıkar” ilişkisine dayalı yapı; Beth’in gelişiyle çatlamaya başladı. Geçen sezon Daryl ile kurduğu diyaloglar üzerinden tanımaya başladığımız Beth, hastane içerisinde iyi bir sınav verdi ve dizinin sağlam karakterlerinden biri haline geldi. Evet, burada sevinmemiz gerekirken son bölümde onun ölümüyle sarsıldık. Kalabalık ekip içerisinde ölümler olması ve dizinin yeni yollara girmesi elbette kabul edilebilir bir şeyken Beth’in ölümü –ve hatta ölümüne sebep olan garip durum- oldukça tartışılır.

Dizideki zombilerin ise artık fazlasıyla pragmatist kullanımına şahit olmaya başladık. Elbette kalabalık gruplar halinde gezdiklerinde oldukça tehditkar olsalar da Rahip Gabriel’a yaşattıkları dehşet dışında özellikle Rick tarafından nasıl avantaja dönüştürüldüklerine tanıklık ettik. Dawn’ın adamlarını tehdit etmek için zombilerin bir araç olarak kullanılması, değişik bir hamle gibi yorumlanabilse de yan ürün olmaktan öteye gidememeleri üzücü.

Bu kayıp üzerine senaristlerin, uzun süredir ihmal ettikleri Glenn-Maggie ikilisine (özellikle kardeşini kaybeden Maggie’ye) ya da neredeyse kilisede unutulan Carl ve Michonne gibi karakterlere geri dönüş yapması olası. Temel motivasyonlarını kaybeden ve hikayeleri derinleştirilmeyen (Sadece Abraham ile ilgili böyle bir çaba olduğundan söz edebiliriz) Abraham ve Eugene’in sıradaki kurbanlar listesinde isimlerini yukarılara yazmak yanlış olmayacaktır. Beth’in hastanede tanıştığı ve kendisini onun için feda ettiği Noah, büyük ihtimal bir öğrenme sürecine girecektir.  Zombilere karşı elini Tyreese kadar korkak alıştırmaması, ekibe katkı sağlayacaktır. Carol’un da iyileşmesiyle ekibimiz için kritik soru, son planında başarısızlığa uğrayan Rick’in, bu travmayı nasıl atlatacağı ve ekibini nerelere sürükleyeceği olacaktır. Cevap için 8 Şubat’ı beklemek zorundayız.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi