Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa

İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının önemli isimlerinden biri olan Luchino Visconti, 2 Kasım 1906 yılında İtalya’nın Milano kentine dünyaya gelmiştir. İlk filmi olan Tutku’yu (Ossessione) 1943 yılında çekmiştir. Bu tarih aynı zamanda faşist diktatör Benito Mussoli’nin iktidarının son yılına tekabül eder. Bu önemli uğrakta film yapmaya başlayan usta yönetmen Visconti’nin sinemasına bakmak hem İtalya’nın toplumsal yapısını hem de başta Fransız Yeni Dalgası, Üçüncü Sinema, Mükemmel Olmayan Sinema gibi birçok akıma esin kaynağı olan İtalyan Yeni Gerçekçilik’ini anlamak için bir hayli ufuk açıcı olacaktır.

Önemli yapıtlarını tek tek incelemeye başlamadan önce dönemin İtalyasına ve İtalyan sinemasına kısaca göz atmak Visconti’yi daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İtalya’da hızla yükselişe geçen faşizm, 1922 yılında Benito Mussolini önderliğinde iktidara gelmiştir. Bu yükselişte, Büyük Savaş’ın kazanan tarafında olmasına rağmen umduğunu bulamayan İtalya’nın savaş sonrası yaşadığı ekonomik çıkışsızlık ve siyasi belirsizlik büyük oranda belirleyici olmuştur. 1917 rüzgârını arkasına almasına rağmen sol da, büyük oranda bölünmüş yapısı nedeniyle, faşizmin yükselişinin önüne set olamamıştır. Yaklaşık olarak 21 yıl süren İtalyan Faşizmi, Almanya ve Japonya ile birlikte dünyayı ikinci bir büyük savaşa sürüklemiş ve sadece kendi çöküşünün değil dünya çapında büyük bir insani yıkımın da hazırlayıcılarından olmuştur. İtalya ise belki de eskisinden daha büyük bir buhranın içine düşmüştür.

İtalyan Sinemasının kökleri ise işte bu “kara yirmi yıl” içinde atılmıştır. 1945 yılı öncesinde İtalyan Sineması, İtalya sınırlarının dışına neredeyse hiç çıkamamıştır. Fakat öncesinde faşist rejimin çıkarları doğrultusunda bile olsa sinema adım adım gelişmeye başlamıştır. Mussolini rejiminin iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra Istituto Nazionale L.U.C.E. kurulmuş ve ülkede üretilen aktüalite filmlerin tekeli haline gelmiştir. Elbette üretilen aktüalite filmlerin temel amacı propagandadır. 1935 yılında önemli film okulu Centro Sperimentale di Cinematografia (Deneysel Sinema Okulu) kurulmuş; 1937 yılında ise Cinecitta Mussolini tarafından açılmıştır. Andre Bazin’in de Sinema Nedir? İsimli kitabında belirttiği üzere bu dönemde üretilen filmler ucuz melodramları aşamamıştır ama sonraki yıllarda dünya sinemasına damga vuracak önemli İtalyan sinemacılar bu okullarda yetişmiştir. İtalyan faşizminin kurduğu kurumlar, farkında olmadan kendi karşıtlarının filizlendiği topraklar haline gelmiştir.

Visconti’nin de temsilcileri arasında bulunduğu İtalyan Yeni Gerçekçilik’i, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde, işte bu siyasi ortam ve sinema birikiminin içinden doğmuştur. Hem rejim tarafından üretilen aktüalite filmlerinde gösterilmeyen bir gerçekliği anlatmak hem de Hollywood filmlerinden ve bu filmlere öykünen İtalyan melodramlardan farklı bir sinema ortaya koymak amacıyla ortaya çıkmıştır. Akımı belirleyen tek bir stil söz konusu değildir ama yönetmenlerin ele aldığı konular (yoksulluk, işsizlik vb.); kamerayı stüdyolardan çıkarıp sokaktaki gerçek hayatın içine taşımaları; profesyonel oyuncuların kullanılmayışı gibi tercihler onları birleştirir. Yeni Gerçekçilik’in kuramcılarından Cesare Zavattini’nin Yeni Gerçekçilik Üzerine Tezler (Görüntü Dergisi, Bahar 1997) başlıklı makalesinde bu yaklaşım şu şekilde ifade edilir: “Açlıktan ölmek üzere olan ya da mahvolmuş, yıkılmış bir insan, belki de gerçek adı ve soyadıyla gösterilmeli. İnsanların açlığının, sefilliğinin, ezilmişliğinin, fondaki unsurlarmış gibi şöyle bir görüneceği şekilde tasarlanmamalı hiçbir film. Çünkü o zaman daha az etkili ve daha az ahlaklı bir iş yapmış olursunuz.” Bu yaklaşımın amacı ise izleyiciyi sarsmak ve perdede izlediği temsilde kendi hayatlarından bir şeyler bularak kendileri ve hayatları üzerine düşünmelerini sağlamaktır. Yapılan filmlerin biçimi belirleyen şey de bu içeriğin en iyi hangi şekilde verileceği sorusu tarafından belirlenir. Akımın en önemli yapıtları Roberto Rosselini’nin Roma Açık Şehir (Roma Citta Aperta, 1945), Vittorio De Sica’nın Bisiklet Hırsızları (Ladri di Biciclette, 1948) ve Visconti’nin Yer Sarsılıyor (La Terra Trema, 1948) filmleridir.

Yeni Gerçekçilik ile özdeşleşen filmlerden biri olan Yer Sarsılıyor’un yönetmeni Luchino Visconti’nin soylu aile geçmişi, edebiyata olan büyük ilgisi, Fransa’da içinde bulunduğu sosyal ve kültürel ortam sanatçı ve aydın kişiliğinin gelişiminde rol oynayan temel etmenlerdir. Fransa’ya gittiği dönem Halk Cephesi’nin kuruluş yıllarına denk gelir. Yoğun bir tartışma ve eylemlilik ortamı göze çarpar. Bu da Visconti’nin sol ile kurduğu bağların gelişmesine yol açar. Jean Renoir ile tanışır. Renoir’in Toni (1935) filmi, Visconti’nin filmleri için esin kaynağı olur. Toni konusunu gerçek bir hikâyeden alır ve stüdyo dışında, Güney Fransa’da yaşayan yoksul köylülerin evlerinde çekilir. Bu özellikler, sonraki yıllarda Visconti’nin sinemasındaki temel unsurlar haline gelir. 1939 yılında savaş nedeniyle ülkesine geri dönen Visconti, Cinema dergisine katılır. Cinema dergisi Mussolini’nin oğlu tarafından yönetiliyor olsa da, savaş yıllarında muhaliflerin etkisi altına girer, yeni bir gerçekçilik arayışının ilk tohumları burada ekilir. Visconti’nin ilk filmi Tutku’nun (Ossessione) senaristleri de yine Cinema çevresinden olacaktır.

Visconti’nin sinema anlayışının gelişmesine katkıda bulunan temel etmenlere kısaca değindikten sonra önemli filmlerin (daha önce analizine yer verdiğimiz Senso filmi hariç) analizine geçebiliriz:

Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi