Ülkemizdeki diziler için pek söyleyemesek de başta ABD olmak üzere dünyada genel olarak TV serilerinin kalitesinde ciddi bir artış olduğu ortada. Polisiye, aksiyon, fantastik, gerilim, duygusal gibi çeşitli türlerde diziler yoğun izlenme oranlarına ulaşırken, tarihi hikayeleri konu alan projeler son dönemde daha da popülerleşmiş durumda. Game of Thrones, Spartacus, Rome gibi yapımların ardından dönem dizileri içinde bayrağı devralan Vikings, belgesele yakın bir kurgusallıkla türdeşlerinden ayrılmayı başarıyor. Bunda da en büyük etken History Channel’ın MGM ile beraber dizinin yapımcılığı üstlenmesi. 3. sezonu şubat ayında başlayacak dizi, daha şimdiden unutulmazlar arasına girmiş durumda.

Bilmeyenler için kısaca dizinin hikayesinden bahsedecek olursak; İskandinavya coğrafyasında yaşayan Vikingler, doğuya doğru yaptıkları akınlarda bekledikleri kadar ganimet elde edememeye başlayınca yeni arayışlara girerler. Batıda, denizin öte tarafında zengin toprakların olduğu söylentisi uzun zamandır dillendirilirken, Ragnar Lothbrok isimli bir çiftçi-savaşçı kendi imkanlarıyla yaptırdığı bir gemi ve öğrendiği yeni bir yön tayin sistemi sayesinde, reisinin izni olmadan, topladığı adamlarla yola koyulur ve sonunda da İngiltere’ye ulaşır. Korumasız bir kiliseyi yağmalayan bu ekip, büyük miktarda ganimetlerle ülkelerine döner ve böylelikle uzun yıllar devam edecek olan akınlar ve mücadelelerin de fitili ateşlenmiş olur.

Spesifik olarak ilgisi bulunmayanlar için İskandinav kültürü ve mitolojisi hep kulaktan dolma bilgilerden oluşmaktadır. Odin’i, Loki’yi, Thor’u duymuşuzdur bir yerlerden ama tam olarak neye karşılık geldikleri, insanlar üzerinde nasıl etkileri olduğu, halkın halüsinatif mantarlar yiyip ibadet amaçlı seks yaptıkları, insan kurban ettikleri, Valhalla düşünceleri pek bilinmemektedir. Vikings’in en önemli özelliklerinden biri de tam bu noktada ortaya çıkıyor. Belgesel gerçekçiliğinde ve öğreticiliğinde bir anlatım yapısına sahip olan dizi, yaşanmış olayları konu edinip senaryosunu bu hikayeler çerçevesinde oluştururken hem o dönem toplumlarının yaşantılarını, rutinlerini, ritüellerini gösteriyor; hem de teknik başarısından ötürü sürükleyici bir seyirlik sunuyor.

Vikings, karakterlerini ve yaptıklarını doğru, iyi gösterme gayesi içinde olmadığı için belki de bu kadar beğenildi. Ölüm ve öldürme kavramlarının çok normal olduğu bu toplumda bireylerin çatışmalarda veya adalet uğruna gerçekleştirilen idamlarda ölümlere tepkisiz olarak resmedilmesi başlangıçta seyircide bir özdeşleşme sorunu yaratsa da ilerleyen bölümlerde, bütün içinde doğru bir tercih olduğu anlaşılıyor. Sonuçta Vikingler tarihin en vahşi toplumlarından biri. Bu vahşilik yanında günlük yaşantılarındaki düzen ve yapı ise bugün bile pek çok toplumda hala mevcut olmayan bir gelişmişliğe sahip. Tarafsız ve tek bir kişiye bağlı olmayan, açık bir adalet sisteminin yanında, kadın ve erkeğin bu kadar eşit olduğu başka bir toplum bulmak oldukça zor. Erkekler her türlü kişisel ihtiyaçlarını (çamaşır yıkamak, yemek yapmak vs) kendi başlarına karşılarken, kadınlar da savaş sanatları konusunda kendilerini geliştirip yağmalara katılabiliyor, olumsuz bir durumda erkeğini boşayabiliyor.

Ragnar Lothbrok’u temeline alan dizi, son dönemin en karizmatik ana karakterlerinden birini yaratmasıyla da dikkat çekiyor. Karakter gelişimi olarak büyük değişimler yaşamasa da, olaylar karşısındaki tutumuyla liderliğin gerektirdiği bütün özelliklere sahip, tutarlı bir karakter Ragnar. Ragnar’a hayat veren Avustralyalı eski manken Travis Fimmel; gerek duruşu, gerek mimikleri ve jestleriyle karakterini çok doğru bir şekilde canlandırıyor. Karakter yaratımı ve oyunculuk konusunda genel olarak başarılı tercihleri olan dizi, Ragnar’ın ilk karısı Lagertha tasviriyle de önem arz ediyor. Güçlü, sağlam ve gururlu bu kadın savaşçıyı aynı zamanda duygusal yönüyle, anne haliyle de resmeden dizi, o dönemde kadının toplumdaki konumuna dair önemli çıkarımlar yapmaya imkan veriyor. Katheryn Winnick, rolüyle o kadar bütünleşmiş ki, sanki geçmişten gelip diziye eklenmiş. Ana karakterlerin yanında bir karakter var ki tüm zamanların en sıradışı yan rollerinden biri olabilir: Floki. İngiltere’ye gitmek için kullanılan gemileri yapan, delilik ile dahilik arasında gidip gelen bu adam dizinin en renkli kişiliklerinden biri.

Ragnar’ın İngiltere’ye yapılan ilk çıkarmada köle olarak yanına aldığı Rahip Athelstan ise, dizinin ve hikayenin en kilit karakterlerinden biri. Yoğun bir Hristiyan inancına sahip karakterimiz, zamanla Vikingler’in adetlerini ve inanışlarını öğrenip, içsel-manevi bir sorgulamaya giriyor. Kendi inançlarını terk edip sonraki dönemde Hristiyanlığı seçecek olan Viking toplumunda, Athelstan dizinin ilerleyen bölümlerinde daha belirleyici bir konuma sahip olacaktır muhtemelen.

Çekimleri İrlanda’da gerçekleştirilen ve o kuzey atmosferinin çok güzel oluşturulduğu dizinin diğer tarih dizilerinden ayrı bir konuma sahip olmasındaki en önemli etken de çekim anlayışı. Game of Thrones gibi sırtını yeşil perdeye ve stüdyo ortamına dayamadan doğal mekanlarda, minimum efekt ile çekimleri yapılan dizi, Spartacus’ün yapay estetikliğinden de uzak. Çatışma ve dövüş sahnelerinde uygulanan savaş taktikleri de geçmişte uygulanan gerçek yöntemler olmasıyla dikkat çekiyor. Yapım gücü olarak bakıldığında orta sınıf sayabileceğimiz Vikings, sınırlı imkanına rağmen kostüm, dekor, saç ve makyaj anlamında da bir hayli kaliteli.

The Tudors, Camelot gibi tarihi dizilerin arkasındaki isim olan ve bu dizinin de senaristi ve yapımcısı Michael Hirst, pornografikleştirilmeden de tarih dizisi yapılabileceğini Vikings ile göstermiş oluyor. Başlangıçta tek sezon olarak planlanan ve ilk sezonu bundan dolayı bir hayli hızlı akan dizi, bazı konulara yüzeysel yaklaşmak zorunda kalsa da, gereksiz herhangi bir şeye yer vermemesiyle seyircinin ilgisini her daim canlı tutmayı bildi. İkinci sezonu daha oturaklı ve olgun olan dizi, öğreticiliği bir nebze azaltıp hikayeyi ön plana alsa da, belirli noktalarda yine gösterdikleriyle ağzımızı açık bıraktırmayı bildi. Yeni sezonda daha güçlü bir Ragnar Lothbrok, daha güçlü bir Viking topluluğu bizleri bekliyor olacak. Her şeyi geçtim, sadece introsunda çalan Fever Ray’in “If I Had a Heart” şarkısı için bile Vikings’i izleyin, izlettirin, pişman olmayacaksınız.

http://www.youtube.com/watch?v=T5q04zThdeo

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi