Vikings 4. sezon 9. bölüm “Death All ‘Round” gururları için mücadele edenlerin zamanı geldiğinde ufukta görünen ışığa doğru göz kırpmaları gerektiğini gösterdi. Artık geri dönüş yok; yolun sonunda ise ihanet var, intikam var, veda var.

vikings-4-sezon-9-bolum-bjorn-filmloverss

***Bu yazı Vikings 4. sezon 9. bölüm hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***

Vikings sezon arası vermeden hemen önce, Rollo ve Ragnar Lothbrok savaşı adına bir köprü görevi gören dokuzuncu bölüm ile Paris yolculuğuna kaldığı yerden devam etti. Büyük bir hezimetle döndükleri Paris’e yeniden ulaşmak için imkansızı başarmaya çalışan Ragnar ve yoldaşları, karadan taşıdıkları gemilerin omuzlarına bindirdiği yükün karşılığını nihayet aldılar. Denizi gördüklerinde vikinglerin yüzlerine yayılan gülümseme ve dillerinden dökülen Ragnar naraları gösteriyor ki Ragnar Lothbrok’a inanmak için hala geçerli sebepler var. Ancak Ragnar’ın, Yidu’yu çemberin dışına itmesinden sonra, ‘ilaca’ olan bağımlılığına binaen yaşadığı ruhsal ve fiziksel zorluklar Paris yolunda önüne büyük taşlar koymaya devam ediyor. Bu taşları yoldan çekme görevi ise Floki’ye düşmekte. Gemi yaptıkça kendini bulan, ismini inşa ettikleriyle yaşatan bir Floki varken karşımızda, Rollo ve Paris’in başı büyük belada hiç kuşkusuz. Bir başka deyişle, Ragnar ve Floki ikilisinden biri olmaksızın çıkılan yolun ne tadı ne tuzu var.  Öyle bir bağ var ki aralarında –son yaşananlardan sonra ilişkileri hangi boyuta taşınacak henüz kestiremesek de- bakışmalarından bile anlam çıkarmak mümkün. Her bölümde görünecekleri küçük bir anın bile önemi varken bize düşense, bir köprüde karşılaşan iki inatçı keçinin seyrine doymak oluyor; hele ki Floki’nin üçüncü gözü açılmışken. Floki’nin dönüşümü bir tsunami etkisi yaratacak Vikings’de ve o zaman Ragnar dahil herkes şapkasını çıkarıp tekrar düşünmek zorunda kalacak. Zira Harbard-Odin-Floki üçgeninin yayıldığı alan giderek genişliyor, hafif bir yel kasırgaya dönüşüyor. Belki de kahinin biraz daha öne çıkması gerekiyordur bundan sonra yaşanacakları algılayabilmemiz için.

Lagertha’nın hamile olduğunu öğrenerek başlıyoruz bölüme. Zorlu koşullar altında bebeğine aldırış etmeden varını yoğunu ortaya koyan Lagertha, kahinin sözleriyle buluşturdu bir kez daha bizi. Ragnar ve Bjorn’un üzerine titrediği Lagertha, bir daha asla bebek sahibi olamayacağı kehanetini bir kutuya saklayıp denize atmıştı uzun zamandır. Ancak ‘kader’i kandıramayacağını acı bir şekilde öğrenen Lagertha’nın bundan sonra özellikle Ragnar’a nasıl yaklaşacağını çok merak ediyorum. O küçük ve mutlu ailenin özlemini her biri ayrı ayrı çekerken, bir anda tepetaklak olmanın verdiği zarar ziyan tekrar bir araya gelmenin önüne set çekiyor belli ki. Kendi ayakları üzerinde durmasıyla ünlü olan Lagertha’nın hayatını idame ettirmesi için ne Ragnar’a ne Bjorn’a ne de başka birine ihtiyacı yok, bu konuda hemfikiriz. Ancak bütün bunlara rağmen hiçbir karşılık beklemeden Ragnar’ın yanında yer alması, kararlarına güvenmesi ve ona destek olması dikkatlerden kaçmıyor. Bu sadece geçmişin hatırına olmasa gerek.

Kral Harald ve kardeşi Halfdan the Black’in diziye dahil oldukları andan itibaren ne olduğunu tam olarak ifade edemesem de bir şeyler beni oldukça rahatsız ediyordu. Dokuzuncu bölüm bu anlamda duygularıma tercüman oldu diyebilirim. Bulundukları bölgeye yakın bir çiftliğin izine rastladıktan sonraki tutumları oldukça rahatsız ediciydi. Özellikle Kral Harald’ın kardeşini “Burada kadınlar var” diyerek susturması, hayatlarını sanki haklarıymış gibi vahşice sonlandırması rahatsız etmenin de ötesinde kabul edilemezdi. Evet, Harald ve Halfdan de birer viking. Evet, onlar da Ragnar ve diğerleri gibi yağmalamayı kendilerine görev bilmişler. Evet, vikinglerin yaşam tarzları böyle kabul edilmiş ya da yansıtılmış olabilir. Ancak Ragnar Lothbrok’un benzer durumlardaki tutumları belli noktalarda sorgulanmaya açık en azından. Dolayısıyla Harald ve Halfdan’in suyu bu sefer gerçekten ısındı. Bjorn’un sorgulayıcı bakışlarına maruz kalmaktan pek hoşnut olmadıkları da aşikar, fakat herkesin kafasında soru işaretleri oluşturdukları gerçeği ilerleyen bölümlerde Ragnar ve Harald ittifakını sallantıya uğratacaktır diye umuyorum.

Vikings 4. Sezon 9. Bölüm: İhanet Çanları Bu Kez Kimin İçin Çalıyor?

İngiltere’de de kazanlar kaynamaya devam ederken, Kral Ecbert ateşe bir odun daha atmayı ihmal etmedi. İngiltere’nin en eski iki krallığının tek hükümdarı olma mertebesine erişen Ecbert, tek bir çatı altında topladığı Wessex ve Mercia’nın gücü ile yeniden doğmuşa benziyor. Ancak Kral Aelle’nin Kral Ecbert ile birlikte çıktıkları yoldan tam ters istikamete doğru hareket etmesi zaten bir süredir bekleniyordu. Açıkçası Ecbert’in gizli gizli yaptığı planlar Aelle’nin de ekmeğine yağ sürdü. Hatta olayı bir adım daha ileri götürürsek; Aelle yegane düşmanı olarak gördüğü Ragnar’ı bundan sonra dostu bilip, dostluk ilişkisini sonlandırmaya ramak kaldığı Kral Ecbert’e karşı büyük bir koz olarak kullanabilir. Çünkü Vikings ihanet ve kaostan beslenen bir dizi. İhanet eden her zaman en büyük ihanete uğruyor ki bir adım sonrasında neler olabileceğini tahmin etmek en büyük zevk haline dönüşsün. Bir de Roma’ya uzanan zorlu yolculuktan bahsetmek gerek. Küçük Alfred, Aethelwulf ve Peder Prudentius eşliğinde kutsal yolculuğunu tamamlayabildi. Roma ile Wessex arasında bir elçi görevi üstlenen Alfred’in Wessex’e dönüşünün altından muhakkak ki başka şeyler çıkacak. Onca yolu gitmesinin gerçekten önemli bir sebebi olmalı. Tabii ki Alfred’in Aethelstan’ın oğlu olduğunu, dolayısıyla zaten ‘seçilmiş’ olduğunu unutmamak gerek.

Paris’te İmparator Charles düşünmeden hareket etmeye devam ediyor. Kont Odo’nun ipinin çekilmesiyle yerine geçen Roland’ın, imparator ve Therese ilişkisinden hoşlanmadığı aşikar. Öncesinde Kont Odo ile başa çıkmak kolay iken, karşısına imparatoru almak o kadar kolay olmayacak. Gisla’nın da bu durumdan rahatsız olduğu ortadayken, kafasında tilki dolanmayan tek kişi Rollo gibi görünüyor uzaktan bakınca. Yine de Rollo’nun saniyeler içinde fikir değiştirebildiğini unutmamak gerek. Rollo’nun şu an ses çıkarmamasının tek sebebi zihin ve beden gücünü tamamen Ragnar’a odaklamış olması. Keza onuncu bölüm tam da bunun üzerine kurulu olacak; büyük buluşma nihayet gerçekleşecek.

Erlendur-Torvi-Bjorn düğümü de artık çözüldü. Torvi’nin Bjorn için kendisini pek çok kez tehlikenin tam ortasına atması bir tek Erlendur’un gözünden kaçtı sanırım. Torvi’nin Erlendur yerine Bjorn’u seçmesi doğru ya da yanlış fark etmez; çünkü Erlendur’un da dediği gibi “Bir viking intikamından asla vazgeçmez”. Evet, Torvi’de vazgeçmedi ve Erlendur için hikaye burada bitti: Kendi çocuğunu öldürmekle tehdit eden bir adamın acıklı sonu yeni başlangıçların tohumlarını attı.

Kattegat’a konuk olduğumuz kısa süre içerisinde anlık şoklar yaşadık. Gitgide zalimleştiğini gördüğümüz Ivar ile Harbard’ın tekrar ortadan kaybolmasıyla kendini kaybeden Aslaug’un rahatsız eden ilişkisi Sigurd’un aklını bulandırıyor. Peki ya Porunn ve Bjorn’un biricik kızı Siggy’nin ölüm haberine verdikleri tepkiye ne demeli? Ragnar’ın yokluğunda Kattegat’ın alevi giderek sönüyor; üstelik beraberinde pek çok masumu da götürüyor.

Yaşanan tüm bu gelişmelerin ışığında emin olduğumuz tek bir şey var; o da Ragnar Lothbrok kontrolünü her geçen gün kaybediyor. Rollo’dan başka hiçbir şeyi, hiç kimseyi gözü görmezken, Paris’i düşünmenin bir manası yok zaten Ragnar için. Bu durumdan ne Harald, ne Halfdan, ne Bjorn ne de Floki memnun olacaktır. Ancak Floki’nin konumu biraz daha farklı. Yaşadığı dönüşümün izlerini kimselere göstermezken, Ragnar’ın aklına güvendiği tek kişi olarak icraatlarını konuşturan Floki için oyun daha yeni başlıyor ve kazanan taraf belli ki aklın sınırlarını zorlayanlar olacak.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi