Vikings 4. sezon 8. bölüm “Portage” ile gücü elinde tutanların otoritelerini kullanarak yeniden yükselişlerine ve düşüşlerine tanık olduk. Gördük ki, gücün ve hırsın büyüsüne kapılmanın getirdiği başarısızlıklar için hep birileri sorumludur. Çünkü kabullenmek her zaman en zorudur.

Rollo ve Ragnar Lothbrok çekişmesinde yaşanacakların fragmanı niteliğinde olan Vikings’in yedinci bölümünün ardından kralların dört bir yandan harekete geçtiğini söylemek mümkün. Hala düşük tempoda ilerleyen dizinin, aktif olmayan ama her an patlaması muhtemel bir uyuyan yanardağ izlenimi yarattığını düşünüyorum. Gün gelecek adımlarını akıllıca atıp lavların altında kalmaktan son anda kurtulanların zaferini konuşmaya başlayacağız. O gün geldiğinde ise Vikings’de dengelerin çoktan değiştiğinin farkına varacağız.

***Bu yazı Vikings 4. sezon 8. bölüm hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***

vikings-4-sezon-8-bolum-floki-filmloverss

Paris yolculuğunda istediklerini elde edemeyen Vikingler, uğradıkları hezimetinin büyüklüğünden çok bu başarısızlığın ardında tek bir kişinin, Ragnar Lothbrok’un, sorumlu olduğuna inanmakla harcadılar vakitlerini. Ancak Ragnar’ın bu başarısızlığı sindirememesinin altında yatan sebeplerin ne Rollo ne de Paris’i alt edememek olmadığını kavrayamadılar. Zira Ragnar’ın en büyük savaşı her zaman kendisiyle oldu. Hele bir de delirmenin eşiğine gelmiş bir Ragnar’dan bahsediyorsak eğer, rüzgarın her an yön değiştirebileceğini unutmamak gerek. Nitekim öyle de oldu. Kral Harald ve Halfdan her ne kadar bu hezimetin faturasını Ragnar’a çıkarmış olsalar da, Ragnar’ı gerçekten tanıyan Lagertha’yı – hatta Floki’yi- göz ardı ettiklerinin farkına sonradan vardılar. Ragnar’ın kafasında kırk tilkinin dolaştığını, hiçbirinin kuyruğunun da birbirine değmediğini bakışlarından bile anlayabiliyoruz. İşte bunun bir sonucu olarak yepyeni bir fikirle gelen Ragnar, ‘imkansızı’ başarabileceklerini düşünen Vikingleri bir anda tekrar bir araya getirdi, heveslendirdi. Peki, gemileri karadan yürütmek fikri de nereden çıktı bir anda dersiniz? Burada önemli olan nokta gemilerin karadan yürütülmesi değil ebette ki, aksine Floki’nin bu fikrin hayata geçirilmesindeki yeri. Floki’nin imkansız olanı sadece ve yine Ragnar için yapacağının altını çizmesi, Ragnar ve Floki’nin yeniden aynı yolda birlikte ilerleyebilecekleri fikrini getirdi aklımıza ama bunun geçerliliğini ve sürekliliğini zaman gösterecek.

Vikings 4. Sezon 8. Bölüm: Deli Kral Ragnar Lothbrok

Ragnar delirmenin eşiğine geldi derken bunu bir benzetme amacı gütmeden söyleyebiliyorsam, durup tekrar düşünmenin vakti de gelmiş demektir. Yidu’nun Ragnar’dan başka herhangi bir kişiyle iletişime geçmediği ortada; ancak Ragnar’ın Yidu’yu bir çırpıda harcaması bundan sonra yaşanacakların göstergesi sadece. Ragnar’ın Yidu’nun hazırladığı ‘ilac’a olan bağımlılığını nasıl aşacağını kestirmek güç. Dolayısıyla Ragnar Lothbrok’un ‘Deli Kral’ olarak anılmasına çok az kaldı diyebilirim. Kral Harald ve kardeşi Halfdan’ın Ragnar’a güvenmedikleri için aptalca bir tutum sergilediklerini söylemeleri de Paris’ten eli boş dönen Vikinglerin bu kez büyük bir hırsla yola çıktıklarının kanıtı. Başlangıçların her zaman en zoru olduğunu düşünerek ileriye dönük akıllıca ve büyük bir adım atan Vikingler, Ragnar’ın yapabileceklerine hem korkuyla hem şüpheyle hem de büyük bir hevesle yaklaşıyorlar. Fakat Ragnar’ın Floki’nin desteğini alması, doğru bir yolda ilerlediğini göstermiyor ne yazık ki. Ortada bazı gerçekler var; Ragnar düşünmekten yoruldu, kaybettiklerinin özlemi omuzlarına fazlasıyla ağır geliyor, yeniden kral olmaya çalışıyor ama anlık dürtülerle son zamanlarda yanında olan tek kişiyi bile öldürebiliyor. Yidu’nun hazırladığı ilaca olan bağımlılığı Ragnar’ın zaten dengesiz olan ruh halini tamamen çıkmaz sokağa sürükledi. Son ana dek Yidu’yu serbest bırakır mı düşüncesine karşın bıraksaydı dördüncü sezonda çizdiği Ragnar profilinden tamamen uzaklaşacağı gerçeği durdurdu beni de. Dolayısıyla beklenmedik ölümlerin ve atılan yanlış adımların yönlendireceği bir sezon finaline doğru adım adım ilerlediğimizi söyleyebilirim.

Beklenmedik ölümler demişken, Yidu’nunki kadar ani olmasa da, Wessex ve Paris’te de ölüm sessizliği hakimdi. Kont Odo’nun başından beri planladıkları, tek bir hamlesiyle son sözlerini söylemesine sebep oldu. Rollo’yu Paris’in yeni ve tek kralı olabilmek adına bir maşa olarak kullanırken, bu planları yalnızca kendisinin yapmadığını hesaba katmadı. Therese’in Roland ile birlikte hareket ettiğini bile anlayamamışken, en ufak bir şüpheyle fikrini değiştirebilen İmparator Charles’a Rollo’ya güvenerek hata yaptığını söylemesi hataların en büyüğüydü belki de. Kont Odo haksız mıydı peki? Elbette haklılık payı var; ancak düşünerek hareket etmediği ortada. Rollo önüne altın tepsiyle sunulan bu fırsatı büyük bir zevkle değerlendirecek kuşkusuz. Ragnar ölmeden Paris’in rahat bir nefes alamayacağını dile getirirken, başına geleceklerden korkan bir Rollo ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Ragnar ile olan kişisel savaşın ibresini kendi tarafına çevirmiş olsa da, bunun geçici bir zafer olduğunu kabul edebilecek kadar da gerçekçi. Bir başka deyişle, defalarca ihanet etmesine rağmen paçasını kurtarabilen Rollo bu kez işinin hiç de kolay olmadığının farkında ki oldukça düşük bir tempoda ilerleyen dördüncü sezonun nihayet ivme kazanacağını düşünebiliyoruz böylelikle. Rollo; Kont Odo’yu alt etmiş olabilir, Gisla’yla arasını düzeltmiş hatta bir de baba olmaya hazırlanıyor olabilir, fakat Odo problemini çözerek İmparator Charles’a bir adım daha yaklaşan Therese ve kardeşi Roland konusunda bir adım atmazsa tek sorununun Ragnar olmadığını tecrübe edecektir.

Bir ölüm haberi de Wessex’ten geldi kulağımıza. Kral Ecbert’in Ragnar’la oldukça benzeyen güç ve hırsını kullanma sanatı kendini yeniden göstermeye başladı. Kraliçe Kwentrith’in yanında hareket eder gibi görünüp, Mercia Kral’ı olarak dönmesi Wessex’te fırtına öncesi sessizliğe yol açtı. Üstelik Aethelwulf’tan bir çocuğu olacağını duyurması ile Kral Ecbert’in desteğini daha da fazla alacağına inanırken, Ragnar’ın oğlu Magnus ile ortada kalması Kwentrith’i çılgına çevirdi. Judith’ten af dileyip ondan yardım istemesiyle Kwentrith farkında olmadan Judith ile Kral Ecbert’in ilişkisini bir üst seviyeye taşıdı. Ecbert’in Judith’e olan zaafı her geçen gün aşılamaz bir duvar olma yolunda ilerlerken, Judith’in de bu bağı koparamadığı, daha doğrusu koparmak istemediği gerçeği yankılandı o duvarda. “Bak beni neye dönüştürdün” derken bile bir serzeniş vardı Judith’in sesinde, hem kendisine hem kral Ecbert’e. Artık hem Wessex’in hem de Mercia’nın Kralı olarak gücüne güç katan Ecbert, uzun süredir iletişime geçmediği ve pek çok açıdan oldukça benzediği Ragnar’a ettiği ihanetin bedelini Magnus ile ödemeyi planlıyor belli ki. Elbette Magnus’un gerçekten Ragnar’ın oğlu olup olmadığı bilinmezliği ile.

Vikings 4. Sezon 8. Bölüm: “Tanrı Adına Yapılan Her Şey Kutsaldır”

Kattegat’a döndüğümüzde ise Harbard’ın ortalığı biraz daha karıştırdığını görüyoruz. Sigurd’un bütün bu yaşananlardan duyduğu memnuniyetsizlik hem Aslaug’un hem de Harbard’ın gözünden kaçmadı. Ancak babasını geri istediğini söylemesi Aslaug’un biraz canını sıkıyor belli ki. Sigurd’un bu tavırlarına anlam veremezken Harbard’ın Kattegat’ın tüm kadınlarını etkisi altına aldığını öğrenmesi, Aslaug’un – Harbard ve Ragnar başta olmak üzere – herkese her şeye olan nefretini ortaya çıkardı bir kez daha. Aslaug’un tepkilerine karşı oldukça sakin ve kılıfını hazırlayarak cevap veren Harbard’ın sözleri kimliğinin muğlaklığını ortadan yine kaldıramadı. Tanrılar gibi yaşamaya çalıştığını, dünyevi her şeyden uzak durduğunu, böylelikle tanrıların sesi olup ruhlarını hissedebileceğini söylerken, Odin veya başka bir tanrı olabileceğinin sinyallerini doğrudan vermiş olabilir mi emin olamıyorum. Başından beri Harbard karakteri ile Odin’e dair pek çok gönderme yapılması ve yedinci bölümde Floki’nin bu zincire dahil olması tanrılarla yüzleşeceğimizin göstergesiydi zaten. Fakat doğrudan verilen bu sinyallerden sonra Harbard’ı bir daha ne zaman göreceğimize dair şüphelerim var. Üstelik pek çok cevapsız soru da bıraktı geriye. Harbard, Ivar’a vermesi için Sigurd’a ne verdi? Bundan sonra Ivar ve Sigurd’un hayatı ne yönde ilerleyecek? Daha da önemlisi Harbard gerçeğiyle bir kez daha yüzleştikten sonra Ragnar’ın tepkisi ne olacak? Peki, Tanrı adına yapılan her şey kutsal mıdır?

Dizinin yaratıcısı ve senaristi Michael Hirst’ün “Hayat ne garip?” fikriyle yola çıkması bölümün vasatlığını bir nebze yok etse de, Vikings’in yolundan saptığını söylemek zorundayım. İlk yarısını bitirmek üzere olduğumuz Vikings’in iyi çizilmiş bir Ragnar Lothbrok portresi ile çıtayı yükseltme yolunda ilerlediğini umarak dokuzuncu bölüm fragmanı ile baş başa bırakıyorum.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi