Vikings 4. sezon 7. bölüm “The Profit and the Loss” hırslarına ve öfkelerine yenik düşenlerin büyük bir hezimete uğradığını gösterirken, asıl ölümle yaşam arasındaki boşlukta hayatta olduğumuzu hatırlattı.

***Bu yazı Vikings 4. sezon 7. bölüm hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***

vikings-4-sezon-7-bolum-rollo-filmloverss

Yedinci bölüm bizi Paris’e, Rollo’ya götürdü; ancak bu yolculuk beklendiği üzere pek de iyi gitmedi. Rollo ve Ragnar’ın kişisel savaşında kaybeden taraf istikrarını bozmayan Rollo gibi görünse de bu kez Rollo’nun Ragnar’a büyük bir darbe indirebileceğini uzun süredir bekliyordum açıkçası. Rollo’nun dengeleri sürekli değiştiriyor olması, Vikings’in bir bütün olarak dinamizmini yakalamasında en büyük etmen kuşkusuz. Artık başka bir dünyada yaşadığının bir tek Ragnar farkında değil; daha doğrusu kabullenme niyetinde değil. Zira Ragnar uzunca bir süredir özlemini çektiği eski hayatı için pişmanlıklarını fiziksel ve ruhsal olarak dile getirirken, bunu en nihayetinde kendine itiraf edebilmişken, Ragnar’ın koca bir orduyu fütursuzca Paris’in ve kardeşinin her hamlesini tahmin edebilecek Rollo’nun üzerine salması en büyük hatasıydı. Ragnar’ın öfkelenmesi elbette kaçınılmazdı, fakat öfkesinin asıl sebebi Rollo’nun kendisine bir kez daha ihanet edebileceğini aklına getirdiği halde kendisine karşı yapacağı hamleleri önceden kestirememiş olmasıydı. Nitekim gemilerin Paris’e doğru süzülmesi için planlarını başta Kral Harald ve Halfdan olmak üzere diğerlerine anlatırken bile vücudunu saran o şüphe, Rollo ile göz göze geldiği an bir kez daha tüm boşluğu kapladı.

Dördüncü sezon halihazırda on bölümden yirmi bölüme çıkartılmışken Rollo ve Ragnar savaşının tek seferde son bulmasını beklemiyorduk elbette. Ancak Rollo ve Ragnar Lothbrok’un savaş alanında fırtınalar estirememesi büyük bir hayal kırıklığının yanında bölümün çıtayı daha da yükseltebilecekken ortalamanın üstünde kalmasına da sebep oldu. Görüyoruz ki; bu sezonda hikayenin yavaş ve derinden ilerlemesi belki de Rollo ve Ragnar’ın büyük karşılaşmasını sezon finaline kadar uzatacak. Umuyorum ki dizinin yaratıcısı Michael Hirst, elindeki bu değerli malzemeyi heba etmeden, yerli yerinde ve akıllıca kullanır. Çünkü yirmi bölüme yayılan sezonun bir noktadan sonra sıkıcı bir hal alması da olası; hele ki şu ana kadar heyecan ve aksiyon seviyesi zirveye ulaşamamışken. Bu da demek oluyor ki dördüncü sezonda yedinci bölüm gibi pek çok doldurma bölüm ve kayıp giden daha çok hayat göreceğiz.

Vikings 4. Sezon 7. Bölüm: Ragnar Lothbrok Devri Sona Mı Eriyor?

Peki, Ragnar’ın planı neden kusursuz işlemedi? Karadan saldıracaklarını Rollo’nun düşünemeyeceğine kendini inandırırken Ragnar’ın akıl edemediği Rollo’nun hamleleri miydi, yoksa artık eskisi gibi düşünüp kıvrak zekasını kullanamadığı gerçeği miydi? İçinde bastırmaya çalıştığı özleme artık daha fazla karşı koyamayan Ragnar’a karşılık tek bir adım bile atmayan Lagertha’nın hamileliğinin hala bir yalan olabileceğini düşünmekteyim. Kahinle yaptığı konuşmayı Ragnar’a aktarırken, kaderinin tanrıların elinde olduğunu vurgularken buna ne Lagertha ne de Ragnar inanmış gibi duruyordu. Birbirlerini bu kadar yakından tanıyan iki kişi nasıl olur da bazı gerçekleri göz ardı etmeyi tercih eder, durup düşünmek gerek. Dördüncü sezon ile birlikte ikili ilişkilerine yeniden tanık olduğumuz Ragnar ve Lagertha’nın kaderi yine onlar tarafından çizilecek diye düşünüyorum. Ragnar’ın üst üste telafi edilemeyecek hatalar yapması, hala onun yanında olan Lagertha’nın devreye girmesini hızlandıracaktır. Zaten Lagertha ile yollarının ayrılmasından sonra yeni bir Ragnar Lothbrok ile karşı karşıya kalmadık mı? Her zaman babası gibi büyük bir kral olma yolunda pek çok şeyi geride bırakan Bjorn da Ragnar’ın hatalarından dolayı oldukça rahatsızken, bu kördüğüm –eskisi gibi olmasa da- ya yine üçünün birlikte hareket etmesi ile çözülecek ya da Ragnar gözlerimizin önünde yavaş yavaş erimeye devam edecek. Bu yüzdendir ki dördüncü sezon tam olarak Ragnar Lothbrok’un yeniden dirilişine veyahut yok olmasına zemin hazırlayacak. Her ne kadar Travis Fimmel’in oyunculuğundan ve hayat verdiği Ragnar karakterinden büyük bir haz duysam da; Vikings’de Ragnar Lothbrok devrinin kapanmak üzere olduğunu söylemek zorundayım. Ragnar’ın kral kimliğini bir kenara atıp kendi içinde çıktığı ‘tuhaf’ yolculuk, itirafları, pişmanlıkları, suçluluk duygusu ve en önemlisi geçmişe duyduğu özlem başka neyin habercisi olabilir ki? Athelstan’ı kaybettiği an merak duygusunu yitiren, daha da önemlisi düşünmeyi, hayal etmeyi bırakan da Ragnar değil miydi? Dolayısıyla geriye söylenebilecek tek bir şey kalıyor: Ragnar aklını kullanmasına vesile olan merak duygusunu kaybettiği an, maalesef nefes almayı da bırakmış demektir Vikings’de.

vikings-4-sezon-7-bolum-battle-filmloverss

Rollo’nun en büyük ve tek düşmanı artık yalnızca Ragnar değil belli ki. Rollo’ya duyduğu kin ve öfkeyi yüzünden okumanın yanı sıra ağzından dökülen sözcüklerle de anlayabildiğimiz Bjorn, Ragnar’ın büyük bir hezimete uğramasından sonra bir adım öne çıkıp ipleri eline almak isteyecektir. Açıkçası Lagertha’nın da buna destek olacağını düşünüyorum; yalnızca oğluna veya Ragnar’a yardım etmek amacıyla değil, her zaman ortaya koyduğu gücü ve hala gerçekleştirebileceklerine olan inancı için. Savaşın ibresinin –şimdilik- Rollo’ya dönmesi ile geri çekilmek zorunda kalan Ragnar’ın, herkesin ölmesini istediği zamanlarda bile yaşamasına izin verdiği kardeşine haykırışları pür dikkat kesilmeme sebep oldu diyebilirim. Çünkü Travis Fimmel’in oyunculuğu, jest ve mimikleri, değişken ruh hallerine tereyağından kıl çeker gibi bürünmesi Vikings’in en büyük kazancı. Ancak Rollo’nun Lagertha’ya olan ve Prenses Gisla’nın dikkatinden kaçmayan zaafı bu ibrenin tekrar Ragnar Lothbrok’a dönmesinde etkili olacaktır.  Bu noktada deliliğin sınırları zorlayan Floki’nin, dolayısıyla Gustaf Skarsgård’ın da hakkını vermek gerek. Nitekim Paris sularına gömülen Floki’nin Ragnar Lothbrok ile göz göze geldiği sahne yedinci bölümün öne çıkardıklarındı hiç kuşkusuz. Ragnar’ın geçmişini geride bırakamadığı aşikar, böyle bir durumda Floki’yi görmezden gelmesi de beklenemezdi haliyle. Burada dikkat edilmesi gereken asıl nokta ise Floki’nin Ragnar’a ne tepki vereceği; hele ki kızından sonra Helga’yı da kaybetme noktasına gelmişken. Hem Ragnar’ın hem Floki’nin kızgınlığı bir noktada birleşip, sönmek üzere olan ateşi her zaman yeniden alevlendirmedi mi zaten?

Vikings 4. Sezon 7. Bölüm: Tanrı Misafiri Harbard

Paris’te kazanlar kaynamaya başlamışken Kattegat’ta da sular durulmuyor. Aslaug, Ragnar’ın yokluğunda yeniden ortaya çıkan gezgin Harbard’ın bu kez hangi amaçla geldiğini öğrenmeye çalışıyor. Aslaug’un yanı sıra tüm Kattegat kadınlarını etkisi altına alan, bir kahin edasıyla gelecekleri hakkında kehanette bulunan Harbard’ın gerçekte kim olduğunu –belki de Odin olduğunu- yakın zamanda öğreneceğiz diye düşünüyorum. O zamana dek, görünen o ki, Harbard Kattegat’taki tüm kadınların ve erkeklerin varlığına karşılık çocuklardan oluşan yeni bir toplumun tohumlarını atacak. Ayrıca Harbard’ın Ivar ile olan bağına bir de Sigurd’un eklendiğini söyleyebiliriz. Altıncı bölümde açıkça gördüğümüz üzere Vikings’de arkadan yetişen çocukların devri başlamak üzere. Harbard ve Harbard’la olan ilişkisini artık kimseden gizleme gereği duymayan Aslaug ikilisinin yarattığı rüzgar Floki’nin de dahil olmasıyla fırtınaya dönüştü diyebilirim. Hal böyle olunca, kahinin söyledikleri kulağımıza fısıldanıyor yeniden ve Floki ile Harbard’ın arasındaki bağın gücünü hissediyoruz bedenimizde. Aklımı kurcalayan bir başka soru da Floki’nin, Aslaug ile gizemli birleşmesini Ragnar’a anlatıp anlatmayacağı. Her ne olursa olsun Ragnar-Floki-Harbard üçgeni ilerleyen bölümlerin odak noktası olacak.

Wessex’e döndüğümüzde ise Kral Ecbert, Aethwulf’un yokluğunda Mercia’ya doğru bilinmez bir yolculuğa çıkıyor. Mercia Kraliyet ailesinin son üyelerinden W, Prens Wigstan, Kral Ecbert’e karşı konulması zor bir teklif sunuyor. Ecbert her ne kadar Kraliçe Kwenthrith’i dengeleyici bir faktör olarak gördüğünü ve bu sebeple onun yanında yer aldığını söylese de, Prens Wigstan’ın anlattıkları Wessex Kralının ilgisini çekmekle beraber aklına da yatıyor. Konseyi devirip, dünyevi işlerden uzaklaşıp kendini yeniden tanrıya adayacağını, kaybettiği inancını geri kazanacağını ve bir dilenci gibi Roma yollarına atılacağını söyleyen W’nin inandırıcılığı konusunda şüphelerim var. Ama W’nin Kwentrith’e olan kızgınlığından dolayı Kral Ecbert’e bu denli riskli bir oyun oynayacağını da pek aklım almıyor. Ancak Ecbert hem Wessex’in hem de Mercia’nın Kralı olarak İngilitere’deki namını yürütürse, bu işin sonu Ragnar’a kadar uzanacaktır. Zira W oldukça net bir şekilde Ecbert’in özellikle kuzeylilere karşı kesin ve katı bir tutum içine gireceğine inandığının altını kalın bir çizgiyle çizdi. Ecbert, Ragnar’a olan hayranlığına rağmen yine onun arkasından iş çevirmeyi göze alabildiyse Ragnar’ın Paris’ten sonra rotasını İngiltere’ye çevirmesinde hiçbir sakınca yok. Kısacası, güç ve hırs ile hem zihinlerini hem de bedenlerini kontrol eden lider ruhlu karakterlerin inişli çıkışlı dünyalarına misafir olmaya devam edeceğiz.

Ragnar Lothbrok’un dengesizliği her geçen gün kendini daha fazla belli ediyor. Kral Harald ve Halfdan’i dinlemeyip kendi bildiğini okuyarak büyük bir hezimete kucak açan Ragnar, Rollo’ya olan öfkesini tam olarak gösterebilmiş değil. Sıkıştığı anlarda Yidu’nun yanına koşup o meşhur ‘ilaç’ için ortalığı yerle yeksan eden Ragnar gerçeklerden kaçmaya devam ettikçe, delirmenin eşiğine bir adım daha yaklaşıyor. Böylece gözümü Travis Fimmel’den bir saniye bile ayıramıyorum.

Mercia tacını da alan Kral Ecbert, Kraliçe Kwenthrith’in öfkesini nasıl dindirecek bilemiyorum; ancak Ragnar Lothbrok, Floki, Harbard ve Rollo’nun her geçen gün çıtayı biraz daha yükselteceğine tanık oluyoruz sekizinci bölümde.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi