Vikings 4. sezon 3. bölümü “Mercy” ile ihanet çemberinin giderek daraldığına, yalanların ve yanlışların bir kez daha ortaya saçıldığına, intikam duygusuyla yanıp tutuşanların ise geri adım attığına şahit olduk. Peki, her ihanetin sonu gerçekten merhamet midir?

vikings-4-sezon-3-bolum-bjorn-filmloverss

***Yazının bundan sonrası Vikings 4. Sezon 3. Bölüm’e dair keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Bu haftaki bölüm gösteriyor ki Bjorn’un vahşi doğayla olan mücadelesi yalnızca babası Ragnar Lothbrok’a kendini ispat etme çabası değil, Vikings’in geleceğine yön verecek en önemli karakterlerden biri –belki de tek karakteri- olacağını duyurmak. Daha dördüncü sezon başlamadan önce yayınlanan görsellerden gördüğümüz üzere, Bjorn’un zor kış şartları altında büyük bir ayıyla karşı karşıya kalacağını biliyorduk. Bu ikilinin buluştuğu ilk andan itibaren The Revenant’ın gözümüzde canlanmasına şaşırmamak gerek elbette ki. Ancak Bjorn’un Leonardo DiCaprio’dan daha şanslı olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Açıkçası daha uzun bir sahne ve zorlu bir ölüm kalım mücadelesi beklerdim. Fakat her viking gibi Bjorn’un da uslanmaz bir savaşçı olduğunu ve ‘kaybetmek’ kelimesini lügatından çoktan çıkardığını kabul etmek gerek; tıpkı izinden gittiği Ragnar Lothbrok gibi. Elbette dizinin Vikings olduğunu, bittabi savaş ve gücün etrafında döndüğünü de unutmamak koşuluyla. Bjorn koca bir ayıyı yerle yeksan etmiş olabilir; ancak etrafını saran tehlike yalnızca vahşi doğadan ibaret değil. Lagertha ile ‘sözde’ işbirliğine karşın Earl Kalf’ın, ihanetinden ötürü Kral Horik’i acımasızca ortadan kaldıran Ragnar’a bilenen Erlendur ile arkadan iş çevirdiğini bu kez net olarak gördük. Nitekim Ragnar’ın tüm ailesini ortadan kaldırmak isteyen Erlendur’un Earl Kalf’ı da yanına alarak işe Bjorn’dan başlaması kaçınılmaz sondu. Daha da ilginci Erlendur’un, Bjorn’un peşine taktıkları savaşçıya Floki’nin ellerinden çıkan ve babası Kral Horik’e ait olan yüzüğü vermesi. Bir sonraki bölümün habercisi olan yüzüğe bu kadar dikkat çekilmesinin altından başka bir şeyin çıkacağına şüphe yok. Diğer bir deyişle, Lagertha’nın harekete geçmesi an meselesi.

Floki demişken ihanet çemberine yeniden göz atalım. Helga, toprağa verdiği biricik kızının acısını henüz dindirememişken bir de Floki’ye yardım edememesi, elinin kolunun bağlı olması Ragnar Lothbrok’un ekmeğine yağ sürüyor elbette ki. Floki’ye yavaş yavaş işkence ederken Helga’yı bir araç olarak kullanacağını zaten biliyorduk ama Ragnar ne Helga’ya ne Floki’ye ne de bir başkasına acımadığını daha yeni ölen kızlarını da kullanarak bir kez daha gösterdi. Neticede sadakat ve güvene her şeyden çok önem veren Ragnar’ı alışkın olduğu bu tutumundan dolayı suçlayabilir miyiz? Bu noktada sormamız gereken daha önemli bir soru var bana kalırsa: Ragnar Lothbrok’un güvensizliği etrafındakilere mi yoksa kendine mi? Athelstan’ın varlığıyla yeniden doğan Ragnar, sadık dostunu kaybetmenin yarattığı boşluğu henüz doldurabilmiş değil. Nitekim hayatı başka bir pencereden görmeye başlamışken; eski, soğuk, donuk ve anlamsız bir hayata geri dönmek kendine olan inancını da kaybetmesine neden oluyor. Bir çıkış yolu arıyor, ama önüne çıkanlar hep çıkmaz sokak. Athelstan’ı kaybetmesi, Lagertha’yı her zamankinden çok özlemesi, Prenses Aslaug’a katlanamaması, en büyük varisi Bjorn’un kendini vahşi doğanın kollarına bırakması, her daim en yakınında olan Floki’nin her şeyden çok değer verdiği Athelstan’ı sonsuza dek bu dünyadan koparması, Rollo’nun sayısını hatırlayamadığımız kadar çok olan ihanetleri Ragnar’ın yavaş yavaş tükenmesine neden oluyor. Kabul etmeliyiz ki Ragnar Lothbrok isyanı kapıda, adım adım yaklaşıyor.

Vikings 4. Sezon 3. Bölüm: Athelstan’ın Hayaleti

vikings-4-sezon-3-bolum-ragnar-filmloverss

Vikings’in görünmez kahramanının Athelstan olduğuna şüphe yok. Zaten görünmez kahramanların değeri sonradan anlaşılmaz mı hep? Sadece Ragnar’ın hayatına dokunmuyor, Wessex’te de Athelstan rüzgarı esmeye devam ediyor. Athelstan’a olan ilgileri ne Judith’in Athelstan’ın çocuğunu dünyaya getirmesi, ne Kral Ecbert’in en büyük zaafı olan Judith’e ulaşmak için aracı olması, ne de Ragnar’ın gücüne güç katmasından ibaret. Öyle bir şey ki bu tarifi zor; inandığımız şeyleri, uğruna feda ettiklerimizi geride bırakmak acı veriyor çoğu zaman. Athelstan’ın yokluğu, varlığının yarattığı etkiden çok daha büyük. Judith, Kral Ecbert ve Ragnar üçlüsünün gördüğü ama kabul edemediği şey de yolun sonunda artık ışık olmadığı. Çünkü ruha işlemek böyle bir duygu karmaşası; kolay kolay vazgeçilmez, ardına bakmadan çekip gidilmez. İlk bölümün açılışında Ragnar’ın gördüğü rüya ile birlikte Athelstan’ın hala yapacağı çok şey, hayatlarına dokunacağı çok kişi olduğunu söylemiştim. Nitekim öyle de oldu. Athelstan’ın Ragnar ve Kral Ecbert’e ‘görünmesi’ ve sanki birtakım şeyleri algılamaları için ansızın gelen bir işaret olması bunu fazlasıyla destekliyor. Vikings’i bir yapboz olarak düşünürsek, yapbozun tek eksik parçasının Athelstan olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ve o eksik parçanın tam da olması gereken zamanda ve yerde ortaya çıkması, Athelstan’ı tekrar görmemiz, bölümün en etkileyici ve öne çıkan kısmıydı diyebilirim. Athelstan’ın erken vedasının dizinin kaderini değiştireceğinden korkmuştum açıkçası. Ama dizinin yaratıcısı Michael Hirst’ün de aynı düşünceyi benimsediğini görmek biraz olsun içimi rahatlatıyor. Yine de Athelstan’ın bir noktadan sonra asıl vedasını da yapıp öylece bakakalmamıza neden olacağı fikrini çıkaramıyorum aklımdan. Bekleyip göreceğiz.

Ragnar’ın bir anda uykusundan uyanmasına neden olan Athelstan’ın sadece merhamet dilemesi, Floki’nin hayatını şimdilik kurtarmış gibi duruyor. Benzer şekilde Kral Ecbert’in uykusundan kalkıp kutsal metinlerin bulunduğu mahzene gitmesi ve Athelstan’ın hiç konuşmadan yalnızca istavroz çıkarması Ecbert ve Judith’in arasındaki bağın biraz daha sağlamlaşmasına vesile oldu. Yaşam tarzları oldukça farklı olan, hayat görüşleri hiçbir şekilde uyuşmayan iki insanın –Odin’e tapan Ragnar ile İsa’yı gönlünde taşıyan Kral Ecbert’in- tek ortak noktasının, bir zamanlar İsa yoluna ömrünü feda etmeyi göze alırken paganlığı benimseyen ama en nihayetinde Hıristiyanlığı öylece bir köşeye atamadığını fark eden Athelstan olması, bu dizinin en sevdiğim yönü sanırım. İcraatlarının altını doldurmak için arkasına saklandıkları, bir kılıf olarak kullandıkları inançlarının bir fısıltıyla bile yıkıldığını defalarca görmemiz; hayatı, kendimizi, diğerlerini, her şeyi sorgulamamız gerektiğinin en büyük kanıtı kanımca. Kaldı ki bazı yaralar vardır öyle kolay kolay kapanmaz, Athelstan’ın bu yüreklerde açtığı yara da kapanacak gibi görünmüyor. İşte ölümsüzlüğün Vikings’deki karşılığı: Athelstan.

Bir ihanete kurban giden Athelstan’dan sonra ihanet çemberinin vazgeçilmezi Rollo’ya dönelim. Bu bölümde de Paris’te işler Rollo için pek iyi gitmiyor. Prenses Gisla’nın bitmek tükenmeyen aşağılamaları Rollo’nun doğası gereği alışkın olmadığı bir durum, kibir ise en büyük gafleti. Ne yaparsa yapsın aldığı yanlış kararlardan geri dönemeyen ve her seferinde bu yanlışlara bir yenisini ekleyen Rollo, kardeşi Ragnar’ı bir kez daha karşısına alarak omuzlarına binen yükün altında ezilmekten kurtulamıyor. Ezildikçe nefreti büyüyor, nefret ettikçe inancını kaybediyor, ne zaman tökezlese elinden tutan birinin olmadığını bir kez daha fark ediyor, gurur sandığı kibri boyunu aşıyor. Önüne çıkan her su birikintisi, hep bir adım geride kalmışlığının, dibe çöküşünün kendi gözlerindeki yansımasına dönüşüyor. Konuşmaktan aciz İmparator Charles’ın, Kont Odo’yu bir ulak gibi kullanarak Rollo’yu Ragnar Lothbrok’a karşı elinde tutma çabasının sonuçsuz kalacağını anlamak güç değil. Rollo’dan bahsediyoruz, kendi düşerken etrafındakileri de beraberinde götüreceğini söylemeye bile gerek yok. Ragnar ne zaman intikam için harekete geçecek bilemiyorum; ancak Paris cephesinde kazanlar kaynamaya devam ediyor.

Vikings 4. Sezon 3. Bölüm: Tanrıların Habercisi

Prenses Aslaug’un suyu geçtiğimiz sezon ısınmaya başlamıştı zaten. Ragnar ile arasının gitgide açılması, Aslaug’un da elini kolunu bağlıyor. Ragnar’ın oğullarına anlattığı Thor hikayesinde Odin’e yapılan göndermelerin yanı sıra bahsi geçen gezgin Harbard* – Odin’in bir başka ismi olarak da bilinir- aklımızı daha çok kurcaladı. Hatırlarsanız, Harbard birdenbire diziye dahil olarak gizemli bir kişi olduğunun altını çizmiş, Ragnar’ın yokluğunda iki çocuğun hayatı pahasına Ivar’ın acısını dindirmiş ancak Siggy’i kurtarmamıştı. Üstelik Aslaug, Helga ve Siggy’nin rüyalarında belirmesi henüz bir çözüme kavuşmamışken ortadan kayboluvermişti. Bu sebeple Harbard’ın yalnızca Aslaug’a verilen bir gözdağı olduğunu düşünmüyorum, aksine bu hikaye Ragnar ile Harbard’ın yollarının kesişmesinin yakın olduğunun bir işareti.

Athelstan’ın hayaleti ve Harbard’ın tekrar gündeme gelmesi ile aklımızdaki sorulara yenilerini ekleyen Vikings’in dördüncü bölümü yeni başlangıçların da habercisi.

*Harbard, İskandinav şiirlerinin bir araya getirildiği Poetic Edda derlemesinde yer alan Hárbarðsljóð şiirinde feribotu kullanan kişi olarak geçer. Genel kanı İskandinav mitolojisinde Harbard’ın Loki olduğuna işaret etse de, günümüzde Odin’in bir başka ismi olduğuna inanılmaktadır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi