Vikings 4. Sezon 14. Bölüm In the Uncertain Hour Before the Morning tam olarak beklenmedik bir anda gelen kaçınılmaz sonun sözcüklere dökülmüş hali. Düşünülmesi gereken tek şey ise yanlış zamanda alınan doğru kararlar ve elbette ki bu kararların doğruluğu.

***Bu yazı Vikings 4. Sezon 14. Bölüm hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Uzun süredir beklediğim bir bölümdü In the Uncertain Hour Before the Morning. Pişmanlıklarıyla ve benlikleriyle yüzleşen, sorumlulukları altında ezilen, vicdanlarının sesini susturamayan, yaşamı ve ölümü sorgulayan, bu noktadan sonra yalnızca hak ettikleri sonu konuşan, hatta çoğu zaman gözleriyle çok şey anlatan Ragnar Lothbrok ve Kral Ecbert… Bu ikilinin buluşması hiç bu kadar heyecan verici olmamıştı belki de. Öyle ki, bu bölümde başka hiçbir şey olmasın sadece Ecbert ve Ragnar otursunlar, konuşsunlar, sarhoş olsunlar, daha çok konuşsunlar ve sonrasında sussunlar istedim.

Vikings 4. Sezon 14. Bölüm: İki Kralın Dönüşümü

vikings-4-sezon-14-bolum-ragnar-filmloverss

İki büyük kralın kendini her şeyden soyutlayıp baş başa kaldıkları o değerli anlar, tüm sezonların özetini de birkaç cümleye sıkıştırıverdi aslına bakılırsa. Kuzeyin Kralı Ragnar Lothbrok değil, zincirlere vurulmuş bir Ragnar vardı sadece; karşısındaysa İngiltere’ye tek başına hükmetmekle ilgisi olmayan düşünceli ve ne yapacağını sorgulayan Ecbert. İkisi de kral değildi, ikisi de gücünü bir sandığa atıp derin sulara bırakmıştı, ikisi de yalnız ve pişmandı. Dahası, ikisinin de yolu Athelstan’a çıkıyordu ama artık  pek bir anlamı kalmamıştı sanki.

Şu bir gerçek ki, Vikings’i heyecanlı kılan en önemli husus, geniş bir renk skalasına sahip olan karakterler ve büründükleri kimlikler. Travis Fimmel ilk sezondan beri muazzam bir performans sergiliyor. Bu vesileyle Ragnar Lothbrok’un karşısına geçen karakterler de ortamın alevini körüklüyor. Nitekim Linus Roache’nin canlandırdığı Kral Ecbert karakteriyle bütünleşen bir Ragnar Lothbrok ise Vikings kapsamında dört gözle beklediğimiz anlardan yalnızca biri oluyor. Ragnar’ın sessizliğe büründüğü anlar aslında diğer karakterlerin –dolayısıyla izleyenlerin- en gergin olduğu anlar. Çünkü bir sonraki adımda neler olabileceğini düşünmek yapılabilecek tek şey gibi görünse de dizinin yaratıcısı Michael Hirst’ün zihnindeki Ragnar Lothbrok karakteri bir kördüğüm. Bu kördüğümü çözebilen yegane kişi de Athelstan’dı, ne yazık ki. Gerçekten Athelstan’ın yokluğu her an hissediliyor Vikings’te, en azından benim için kilit karakter olmayı hala sürdürüyor. Kral Ecbert ve Ragnar’ın Athelstan’dan inançlarına, yaşamlarına, aldıkları kararlara, hatta tanrılarına kadar sorguladıkları her şey bu dizinin çıkış noktası zaten. Tam da bu sebepten ötürü, intikam ve ihanet en büyük iki duygu Vikings’te. Tıpkı Ragnar’ın Athelstan’ı hayatından söküp alan kişinin Floki olduğunu unutmaması gibi.

Vikings 4. Sezon 14. Bölüm: Gerçeklerle Yüzleşme

vikings-4-sezon-14-bolum-ecbert-filmloverss

Gücüyle korkularını dizginleyen Kral Ecbert, her şeyden vazgeçen de Ragnar gibi görünebilir; ancak Ragnar Lothbrok’un kafese kapatılmış bir aslandan farkı yok benim gözümde. Ağzından çıkan her sözcüğün nasıl bir anlamı varsa, yaptığı her hamlenin daha da büyük bir anlamı var. Kral Ecbert’in Ragnar Lothbrok’a ve aklına olan saygısı da hiç eksilmemiş anlaşılan o ki. Tüm bunlar bir araya gelince de karşılıklı oturmuş iki adamın acısını gerçekten gözlemliyor, hissediyoruz. Bu iki gücü birbirine bağlayan zincirin en önemli halkası olan Athelstan kopmuş olsa da, bu zinciri hala bir arada tutan duygular var belli ki. Ancak on dördüncü bölümden sonra bizi nelerin beklediği hakkında düşünmek bile oldukça güç. Ragnar Lothbrok’un gerçekten sonu gelmiş olabilir mi bilemiyorum. Her şeyden vazgeçtiği gibi tanrılarından ve Vallhala’dan da vazgeçen, en azından eskisi gibi bir anlam ifade etmediğini söyleyen Ragnar’ın kendisini Kral Aelle’ye teslim edip hayatından da vazgeçme kararı beni şaşırtmıyor. Fakat bunun da yanlış zamanda alınan bir karar, belki de doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Varoluşu sorgulayan bu sohbetin ardından kimin kaderi kimin ellerinde, kimin umurunda ki? Kral Ecbert’in Ragnar’ı öldürmekten başka bir şansı yok hakikaten ama bu yükün ağırlığıyla vicdanını susturması imkansız. Ragnar İngiltere yolcuğunda yanına Floki, Lagertha ve Bjorn’u almış olsaydı, kuvvetle muhtemel hem Ragnar’ın hem de Kral Ecbert’in atacağı adımlar farklı olacaktı. Tüm bunları gerçekten de daha büyük ve daha cesur bir stratejinin parçası olarak mı düşünmeliyiz? Her halükarda Ragnar’ın oğulları intikam almak için geri döneceklerdir; ancak Ragnar bu planın neresinde olacak, ilgilendiğim kısım bu. Aslında ikisi de birbirine hem sonuna kadar güveniyor, hem de bir saniyeliğine bile olsa güvenemiyor. Bir çıkış yolu aradıklarında da karşılarına her zaman olduğu gibi Athelstan çıkıyor, ama o da hep çıkmaz sokağa işaret ediyor. Ragnar’ın Ecbert’in gözlerinin içine bakarak “Korkma.” dediği o son sahne de bizim çıkmaz sokağımız. Ve belki de dört sezon boyunca Vikings’te yaşadığımız ve sözcüklere dökemediğimiz tek an. Kederli, yalnızlık kokan hazin bir son.

Wessex’te hüznün yankısı dağlara taşlara ulaşmışken, Kattegat’ta da deniz dalgalı. Lagertha uzun zamandır planladığı yolculuğa çıktı, hak ettiği koltuğa oturdu ve bir anda Aslaug’un ipini çekti. Öngörülen bir sondu ama bu kadar kısa sürede gerçekleşmesi şaşırtıcı bir hamleydi açıkçası. Kattegat’ta Lagertha’yı hoşgörüyle yeni kraliçeleri olarak görmek istemeyen biri yoktur diye düşünüyorum. Bunda Katheryn Winnick’in performansı da oldukça etkili aslında. Lagertha zaten Kattegat’ın tek kraliçesiydi bana göre. Aslaug rüyalarında gördüklerini dile getirerek, son ve geri dönüşü olmayan yolculuğuna çıkmadan önce yine kuyuya bir taş atmaktan geri kalmadı. Lagertha’nın evini, yurdunu, kocasını, gücünü, tahtını elinden alan Aslaug’un bunlara tek bir cevabı vardı: “Benimle olmak Ragnar’ın tercihiydi.” Evet, bu açıdan baktığımızda Ragnar’ı kimse zorlamadı, kendi kararını kendisi verdi, böyle olsun istemese de Aslaug’u hayatına sokan kendisiydi. Ama bu Lagertha’nın tercihi değildi. Aslaug’u tercih etmek Lagertha’dan vazgeçmek demekti. Bu da Ragnar’ın seçimiydi ve bu kez doğru zamanda aldığı yanlış bir kararın izleriydi bugün yaşananlar. Aslaug denize doğru süzülürken, bir intikam daha alınmış oldu Vikings’te. Her şey olup biterken The Seer (kahin)’ın kalabalık içinde kaybolması ama gözlerden kaçmaması ve Lagertha’ya son bakışı ise tedirgin ediciydi açıkçası. Aslaug’u Lagertha’ya tercih etmesem de, Aslaug’un ciddi anlamda bir etkisi vardı hem Ragnar hem de diğerleri üzerinde. Vikings’e başka bir boyut katmayı başardı demek zorundayım. Lagertha’nın dediği gibi Ragnar’ı büyüleyen bir cadı mıydı bilemiyorum; ancak Harbard başta olmak üzere tanrılara olan yakınlığı, kahinle bakışmaları, gözleriyle çok şey anlatması kolay kolay unutulmayacaktır. Bir de ardında Ubbe, Hvitserk, Sigurd ve Ivar’ı bıraktığını unutmamak gerek; her ne kadar Sigurd annesini bir yabancı olarak görse de.

Lagertha yeniden Kattegat’ta, Ragnar Lothbrok Kral Aelle’nin yolunda, Kwenthrith’in iddia ettiği üzere Magnus Ragnar’ın oğluysa bile artık kendi yolunda ve tek başına, Alfred yeni Athelstan olma yolunda, Kral Ecbert vicdanıyla baş başa, Athelstan ise geçmişte kalan bir anı hala, ne yazık ki. Tüm bunlar demek oluyor ki, Vikings’in gelecek bölümleri gerçekten büyük olayların habercisi.

Ragnar Lothbrok’un sonu gelirse, Vikings’in geleceği nasıl olur? Bu soruya dair ipuçları alacağımız on beşinci bölüm fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi