Vikings 4. sezon 10. bölüm “The Last Ship” ile sezon arası verirken çıtayı nihayet yükseltti ve heyecanımızı ikiye katlamayı başardı. Vikinglerin dünyasında oyun yeni başlamışken, kim haklı kim haksız davası uzun bir süre daha çözüme kavuşamayacak belli ki. Peki, kral olmayı şimdi kim gerçekten istiyor?

vikings-4-sezon-10-bolum-rollo-filmloverss

***Bu yazı Vikings 4. sezon 10. bölüm hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***

Dördüncü sezonun genişletilip on bölümden yirmi bölüme çıkarılacağı haberini aldığımdan bu yana tek korkum Vikings’in dinamizmini kaybetmesiydi ki sezonun ilk yarısı o izlenimi yarattı bile. Bu doğrultuda The Last Ship, Vikings’in en can alıcı bölümlerinden biri olmayabilir; ancak dördüncü sezonun öne çıkan belki de tek bölümü olarak farkını ortaya koydu diyebilirim. Dolayısıyla sezon arası verirken nihayet ivme kaybetmeden ilerleyen bir bölüm ile daha da önemlisi soluksuz izlediğimiz Rollo ve Ragnar Lothbrok savaşı ile baş başa kaldık. Onuncu bölümün, sezonun ikinci yarısı için bir ön hazırlık olduğunu düşünerek ve umarak bölümü değerlendirmeye başlayabilirim.

Vikings 4. Sezon 10. Bölüm: Bir Viking İntikamdan Asla Vazgeçmez!

Daha açılış sahnesinden itibaren Ragnar Lothbrok ve Rollo; kin, öfke, gurur ve kıskançlık denizinde boğulmamak için mücadele verirken kıyıyı tokatlayan haşin dalgaların serinliği sardı bedenimizi. İlk sezondan bu yana süregelen iki kardeşin inceden inceye birbirine duyduğu düşmanlık en nihayetinde büyük bir kasırgaya dönüşecekti. Rollo’nun Paris boyunduruğu altına girmesinden sonra ikinci kez karşı karşıya gelen Ragnar’ın imkansızı başarıp gemileri karadan yürütme planı, Floki’nin desteğiyle kusursuz işledi. Elbette karşı hamle yapmak için hazırda bekleyen Rollo’nun varlığını unutmadılar. Ancak bir bahar esintisi gibi başlayan bu düşmanlığın fırtınalar koparması, birbirlerine duydukları öfkenin de fiziksel ve ruhsal savaşın da seviyesini arttırdı. Elimizde kalanlar ise; ölüme Paris ve Frenkler ile birlikte giden Rollo’nun zaferi, kendini her geçen gün derinlere gömen Ragnar öncülüğünde kaybetmeye alışmaya başlayan Vikinglerin yenilgisi. Bunun iki taraf için de pek tatmin edici bir sonuç olduğunu söyleyemeyeceğim. Dördüncü sezonun en iyi savaş sahnelerini izlerken, kardeşine defalarca ihanet eden Rollo ile sütten çıkmış ak kaşık olmasa da belli bir çizgide ilerleyen Ragnar Lothbrok’tan birinin, hatta her ikisinin de ölmesini bekledim. İşte böyle bir son hem bizim hem de Ragnar ve Rollo ikilisi için tatmin edici olabilirdi. Bir daha ne zaman karşı karşıya gelirler bilemiyorum ama bildiğim bir şey var: Bir Viking intikamdan asla vazgeçmez.

Rollo ilk defa bir korkak gibi değil de bir lider gibi hareket edip seçtiği yolun ya zafer ya da ölüm olacağını hem kendisine hem Ragnar’a haykırdı. Halbuki Ragnar’ın düşüncesi de bundan farksız değildi; hele ki Rollo’nun her hamlesini önceden tahmin edebilen Ragnar, kardeşinin defalarca saldırmaktan başka bir planı olmadığını bilirken. Bu süreçte Paris’te bir başka kriz daha çözüme kavuşmaktaydı. Bir zamanlar Rollo için nefret sözcüklerinden başka bir şey dile getirmeyen Prenses Gisla’nın Rollo ve doğmamış çocuğu için yalvarması, nefret ettiği için değil de korktuğu için döktüğü gözyaşları şaşırtsa da Gisla’nın sevgisinin bencillikten arınmış saf sevgi mertebesine erişemediği kanısındayım. Belki de bu yüzden Rollo ile ortak paydada buluşmayı başarmış, Paris’e kucak açmış, kuzeye ve kuzeylilere nefretle ve öfkeyle bilenmiş, kral ve kraliçe olma yolunda zararlı otları koparmayı görev bilmişlerdir. Bu noktada bir adım da İmparator Charles tarafından atıldı neyse ki. Yerinden kalkmaya bile aciz olan imparatorun gözleri sonunda açıldı. Bunda –her ne kadar inanmak istemesem de- Rollo’nun payı büyük. Kont Odo’yu ortadan kaldıran Roland ve Therese kardeşlerin de ipliği nihayet pazara çıktı. Böylelikle Vikings’in içine sızan Game of Thrones ve 50 Shades of Grey manzaraları da son bulmuş oldu.

vikings-4-sezon-10-bolum-bjorn-lagertha-filmloverss

Savaşın ardından Bjorn’un balık tutma gibi gündelik işlerle yeniden meşgul olabildiği Kattegat havasını solumaya başlıyoruz bir anda. Aslaug her zamanki gibi kendinden emin bir edayla Ragnar hakkında öğrendiği gerçeklerle gülümsemeye devam ediyor. Kral Ecbert’in oyuna getirmesi ile Wessex’te yaşananlar bir gün ortaya saçılacaktı elbette. Daha da önemlisi Ragnar Lothbrok’un bir çocuğu daha olduğunun ortaya çıkması, Mercia’nın eski kraliçesi Kwentrith’in ve oğlu Magnus’un adlarını fısıldadı yine kulaklarımıza. Bjorn’un kızgınlığı öğrendiklerine mi, Ragnar’ın gidişine mi, üst üste uğradıkları hezimetin etkisine mi yoksa Aslaug’un varlığına mı derseniz, hepsinin birleşimi olduğunu söyleyebilirim hiç düşünmeden. Bu noktada Vikings’in kaderini çizecek ‘çocukların’ artık büyüdüğü gerçeği çarpıyor gözümüze. Ubbe, Hvitserk ve Sigurd babaları Kral Ragnar Lothbrok’un gidişine epeyce içerlemişler; ancak Ivar’ın tepkisi içlerinde en dikkat çekendi hiç kuşkusuz. Özellikle son bölümlerde düşünce yapısı ve Aslaug ile olan diyalogu çerçevesinde farklı bir karakter portresi çizeceğinin sinyallerini veren Ivar’ın yolu illa ki Harbard ile kesişecektir. Kibri ve sivri diliyle kardeşlerini paylamayı görev bilen Ivar’ın, Ragnar Lothbrok’un davranışlarını bir babadan ziyade bir Viking olarak değerlendirmesi zaten içinde sevgi kırıntılarına yer vermediğinin bir kanıtı niteliğinde. Burada önemli olan Bjorn’un düşünceleriydi bana göre. Paris’te yaşananların ardından gururuna yenik düşen Ragnar’ın bir daha döneceğini düşünmediğini, çünkü onun bir tanrı değil bir insan olduğunu artık herkesin ve Ragnar’ın kendisinin kabullendiğini ve ne olursa olsun bugüne kadar gördüğü en muazzam adamın Ragnar olduğunu dile getirmesi kardeşler arasındaki fikir uyuşmazlığının da temellerini attı. Ragnar’ın içinde bulunduğu ruh halinden sıyrılıp başka bir kimliğe bürünmesini uzun zamandır izliyoruz zaten. Athelstan’ın yokluğu ile başka bir dünyanın kapılarını aralayan, zamanında ağzından düşmeyen Valhalla’nın hayalini bile artık kurmayan, eskiye duyduğu özlemin ağırlığı altında ezilmemek için inkar etmeyi tercih eden, kendi dahil kimseye güvenmeyen bir Ragnar Lothbrok geri döndüğünde ne yapabilir ki? Ya da ne yapmak isteyebilir?

Vikings 4. Sezon 10. Bölüm: “Kim Kral Olmak İstiyor?”

Rollo ve Ragnar savaşında darbe alan her Viking adında çığlık çığlığa haykıran kahinin, sezonun ikinci yarısında biraz daha ön plana çıkacağını; Lagertha’nın artık Kattegat’ın tek kraliçesi olma yolunda emin adımlarla ilerleyeceğini umuyorum. Gemilerin ustasına gelirsek; Floki’nin Vikings için, Ragnar Lothbrok için, Bjorn için ne kadar önemli olduğu bu bölümde bir kez daha vurgulandı. Athelstan’ı öldürdükten sonra akıntıya karşı yüzmeye çalışan Floki’nin konumu, kahin ve Harbard ile yolunun kesişmesinden sonra sağlamlaşmıştı aslında. Dolayısıyla Bjorn ve Floki’nin konuşması da bir o kadar önemliydi. Yeni rotayı Akdeniz’e çeviren Bjorn, her zaman örnek aldığı Ragnar’ın izinden gitmeye devam ediyor; Floki ve Helga da desteğini esirgemiyor. Unutmamak gerek ki Travis Fimmel (Ragnar Lothbrok) ve Gustaf Skarsgård (Floki)’ın muazzam oyunculukları, Vikings’i her daim bir adım öteye götüren temel faktörler. Yeni sulara yelken açmaya hazırlanan Vikingleri sezonun ikinci yarısında neler bekliyor merakla bekliyoruz.  Rollo’nun içinde hala kuzeye dair kırıntılar ve viking özlemi varken, Lagertha ve Aslaug Kattegat’ın kraliçesi olmak için karşı karşıya gelirken, Floki kendini tanıyamazken, Ivar korkmadan ilk adımlarını atarken kafamızı kurcalayan tek bir soru var: Ragnar’ın deyimiyle “Kim kral olmak istiyor?”

https://www.youtube.com/watch?v=kYpEjNCs304

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi