Videodrome ile ilgili en güzel tanımlardan birini şüphesiz ki Andy Warhol yapmış: “1980’lerin Otomatik Portakal’ı”. Bunu sadece filmin şiddet dozu ya da başkarakterin motivasyonu ile açıklamak mümkün değil. Kubrick’in Otomatik Portakal ile yarattığı “yakın gelecek”in öngörülerinden en önemlisi, Ludovico tekniği adı verilen beyin yıkama yöntemiydi. Bu tekniği, yine Kubrick’in Full Metal Jacket filmindeki askeri kamp sahneleri ile karşılaştıran eleştirmenlerin sayısı hiç de az değildir. Otuz yıl önce, buna benzer bir tekniği “siyah ayna” olarak andığımız ekrana taşıyan kişi ise Cronenberg’den başkası değildi. Yönetmen; kendine has üslubu ve yine özdeşleşme kurmamızın pek mümkün olmadığı karakteri ile biz izleyicileri, sadece televizyon dünyasının ne kadar ileri gidebileceğine yönelik bir egzersize davet etmiyordu. Bizi ekrana bağlayan şeyin, bizzat en karanlık arzularımız olduğunu iddia ediyordu. Videodrome’un felsefi ve dini katmanları, filmin sinefillerin en sevdiği filmlerin arasına girmesine yetti ve Cronenberg sinemasının kilometre taşlarından biri haline gelmesini sağladı.

***Bu yazı, filmle ilgili önemli derecede sürprizbozanlar içermektedir.***

Film “Videodrome” yazısıyla açılır fakat yazı silindikten sonra bir TV ekranı görürüz. TV ekranında “Civic TV Kanal 83” yazar. Açılıştaki bu iki yazının arka arkaya TV ekranına bindirilmesi ileride tanıyacağımız Civic TV’nin yapısıyla Videodrome programının yapısının aslında ne kadar benzer olduğuna dair bir gönderme olacaktır. Civic TV yazısından sonra ekranda karşımıza çıkan Bridey (Max Renn’in sekreteri), Max’e “Bilincini aç. Ben bir rüya değilim. Her ne kadar bana güzelliğin görüntüsü olduğumu söyleseler de” der. Bu sahne de filmin ilerleyen dakikalarında Max’in televizyon ekranında gördüklerine inanıp inanmama konusunda yaşayacakları düşünülünce ironiktir.

Max Renn karakteri bize umursamaz, belli bir doyuma ulaşmış, görülmemişi ve bilinmeyeni isteyen biri olarak sunulur. Öyle ki kendi kanalında yayınlamak için “sert bir yapım” aramaktadır. Kanalın aradığı şey gerçeğin ta kendisini bütün şiddetiyle sunmaktır. Ucuz ve etkili yapım arayışı, izleyicinin daha gerçek ve sert olanı istemesiyle kesişir. İzleyicinin burada ayrı tutulması gerektiği de düşünülebilir çünkü sonuçta insan kendisine sunulana karşı belli bir doyuma ulaşan ve daha fazlasını isteyen bir varlık olarak görülebilir. Asıl korkunç olan TV piyasasının bunun farkında olması ve bu konuda “sonuna kadar gitmek”ten çekinmemesidir. Max Renn tam da bu düşünceyi temsil etmektedir.

Katıldığı bir TV programında Max, kanalının vahşi programlar yayınladığı eleştirisine “Sokakta olacağına televizyonda olması iyidir.” cevabını verir. Aynı programda karşılaştığımız yeni bir karakter olan Nicki’yi ilk kez kamera ekranından görürüz. Bridey’den sonra Nicki’yle de ilk olarak ekran üzerinde karşılaşmamamız, bir kez daha filmde sıkça karşılaştığmız ekran-kadın bağlantısını destekler.

Bu sahne; sonra öğreneceğimiz üzere Nicki’nin, Videodrome’da ölmüş olduğu ve tamamen bir halüsinasyondan ibaret olduğu düşünülürse, güzel bir sunumdur. Artı olarak filmde televizyon ekranının cinsel bir obje olarak kullanıldığını söyleyebiliriz. Genel olarak Cronenberg filmografisine baktığımızda insan-makine ilişkisi gözümüze çarpar. “Existenz”de vücuda bağlanan kablolar, “Crash”te insan bedeniyle bütünleşen metal, “Videodrome” filminde ise ekranı bir cazibe alanı ve provoke edici bir merkez haline getiren kadın sunumu. Max’in halüsinasyonları esnasında televizyonda Nicki’yi görmesi ve ekranla temasa geçmesi ışığında Max Renn’in halüsinasyonlar gördüğü ve filmin de bize Max’in gözünden anlatıldığı düşünülürse “eril bakış açısı” kendisini gösterecektir. Filmde, hakim karakterler erkektir: Max Renn, Barry Convex, Brian O’Blivion. Tek hakim kadın karakter olarak Brian O’Blivion’ın kızı Bianca yer alır. Fakat o da filmde kendisini “Babasının ekranı” olarak tanıtır. Yan karakterler Bridey ve Masha mantığın sesi olarak karşımıza çıkarlar. İkisi de Max’in yanında yer alırlar, ona yardımcı olmaya çalışırlar. Fakat ikisi de Max’in halüsinasyonları esnasında ondan şiddet görürler. İlkinde Max, Bridey’e vurur; ikincisinde Max, Masha’nın görüntüsünün bulunduğu bir ekranı kırbaçlar sonrasında uyanır ve Masha’nın cesedini kendi yatağında bulur. Fakat sonra bunun rüya içinde bir rüya olduğu anlaşılır. Erkeğin içinde bastırdığı bu şiddetin kadına dışavurumu, aynı zamanda ekrandan maruz kaldığı şiddetle birdir. Max’e göre kadın bir cinsel objedir ve ilişkinin doğasında şiddet vardır. Öyleyse doğasında şiddet olan televizyon ekranı da cinsel bir doyurucu olmalıdır. Max bu halüsinasyonlarla adeta kendisini durdurmaya çalışan bu iki kadına zarar vermektedir. Fakat Max, Bianca’ya zarar veremeyecek ve onun dediklerini yapmak durumunda kalacaktır çünkü Bianca baskın bir karakterdir ve bir felsefe çerçevesinde hareket etmektedir. Ama en önemlisi daha önce de söylediğimiz gibi “babasının ekranı”dır. Filmin sado – mazo karateri Nicki ise bir halüsinasyondan ibarettir ve Videodrome’da ölerek bir bakıma “cezasını çekmiş”tir.

Film 80’li yıllarda çekilmiştir ve görüntüsel göstergeler ile o dönemi yansıtır. Fakat verdiği mesajlar ve ekranın günümüzdeki kullanımı düşünüldüğünde bugün de etkisini korumaktadır. Filmde ekranın yoğun kullanımı bizi Brian O’Blivion karakterine götürür. Filmde “medya peygamberi”(media prophet) olarak anılan O’Blivion Videodrome’un kurucularından biridir. İnsanlığın geleceğinin televizyon ekranında olduğunu düşünmektedir ve Videodrome ile insanların istediği halüsinasyonları görerek bu dünyadan farklı bir yaşama, kimliğe (günümüzdeki nick kavramına atıf yaparak) kavuşacağına inanmaktadır. Fakat bu gücün, insanların zihinlerini ele geçirip onları yönetmek amacında olan Spectacular Optical şirketinin eline geçmesine engel olamaz ve onlar tarafından öldürülür. Brian O’Blivion tamamen televizyonun gücüne inanmaktadır. Öyle ki kızı Bianca’nın sözleriyle ölümünden önce, televizyondaki halka açık yaşamın deri içindeki özel hayattan daha gerçek olduğuna ikna olur ve vücudunun ölmesinden korkmaz. Ölmeden önce kaydettiği kasetlerin TV’de yayınlanmasıyla kimsenin onun öldüğünden haberi bile olmamıştır. Zaten O’Blivion kendi düşüncesine göre ölmemiştir. Geçirmesi gereken bir evrimi geçirmiştir ve ekranın bir parçası olarak kendisini tamamen özgür kılmıştır. Filmde bu evrim “Yeni Et”(New Flesh) adıyla tanıtılır. Burada O’Blivion adının “oblivion”(ing.: kayıtsız kalma) anlamında kullanılmış olduğu düşünülebilir çünkü O’Blivion içinde yaşadığımız maddesel dünyaya karşı umursamazdır.

Filmin din bağlantısı bu noktada ortaya çıkar. Brian O’Blivion “Cathode Ray Mission (CRAM) adı altında bu evrimi sağlamak için derme çatma bir kiliseyi kullanır. Burada evsiz insanlara yemek ihtiyacı karşılığı televizyon da sağlamıştır. Bianca bu durumu “evsizleri hayata bağlamanın tek yolu” olarak açıklar. Televizyonu takip edemeyen, ekrandan uzak olan bir kişi aslında “ölü” bir kişidir. Bianca, babasının öğretilerini devam ettirmeye çalışır. Brian O’Blivion televizyon ekranını “Akıl gözünün retinası” olarak tanımlar, Bianca ise “kendisini babasının ekranı” olarak tanımlar. Açık ve net, tanrının ölümü gerçekleşmiştir. Brian O’Blivion tanrı, kızıysa onun ekranı; belki de suretidir.

Kilisenin en üst katında saklanan Brian O’Blivion’a ait kasetler de İncil’in yerini tutar ve Tanrı’nın varlığının ispatını sağlar. Kaset metaforu filmde çok canlı olarak yer alır. Bunu ilk olarak Max’in elinde hareket eden videokasette görebiliriz. Videokasetlerin en önemli özellikleri kaydedilebilmeleri ve çoğaltılabilmeleridir. Bu yaygın görsel medya ürünü, Tanrı rolünü oynamak isteyen iki kişinin elinde etkili bir silaha dönüşür: Brian O’Blivion – Barry Convex. Gerçi Barry Convex kendisini tanıtırken gözlük üreticisi olduğunu (görsel bir gücün sahibi olarak gözlük üreticiliği) ve NATO için füze yönlendirme sistemleri yaptıklarından bahsederek aslında uluslararası bir komplonun bir piyonu olduğunu gözler önüne sürer. Fakat filmde kötülüğün temsilcisi olarak Tanrı’yı oynamak istediğini anlarız. Max’e halüsinasyon görmesini sağlayan başlığı takarak hem onun merak duygusunu kışkırtır hem de bu duyguyu kullanarak onu ele geçirir. Max’in başlığı taktığı sahnelerde karakteri James Woods değil yönetmen David Cronenberg canlandırmıştır. Yönetmen, bu keşif konusunda kendi karakteri Max kadar heyecanlı olsa gerek!

Bahsettiğimiz gibi bu iki gücün elindeki videokasetler, “Tanrıların emirleri”ni taşırlar. Max bir halüsinasyon esnasında karnında bir yarık açıldığını görür ve silahını bu yarığa sokar. Yarık vajina şeklindedir ve bir bakıma silahın kullanımıyla Max doyuma ulaşır. Barry Convex aynı yarığa Max Renn’in kanal ortaklarını öldürmesini emreden bir kaset koyar. Max kaseti çıkarmak istediğinde silahını çıkarır ve silah eline kancalarla bağlanır. Bunu bir görsel medya ürünü olan videokasetin şiddeti provoke etmesi olarak okuyabileceğimiz gibi dinin de provoke edici gücü olarak görebiliriz. Max ortaklarını öldürür ve Bianca’yı öldürmeye gider. Televizyon ekranında Nicki’nin öldürülüşünü görür ve ekrandan çıkan bir silah Max’i vurur. (Tekrardan ekrandaki şiddetin gücüne vurgu) Bianca Max’in karnındaki kaseti değiştirerek Tanrı’nın karşısındaki şeytanı, yani Convex’i öldürmesini söyler.

Max, Convex’i bir gözlük fuarında yeni serisinin tanıtımını yaparken bulur. Yeni serinin adı Medici’dir. Bir bakıma Convex’in insan zihnine hükmetme isteği ile Medici ailesinin yüzyıllarca süren hakimiyeti arasından bir bağ kurulmuştur. Bu bağ, tanıtımda Lorenzo de Medici’nin iki aforizması ile güçlendirilir: “Göz, insan ruhunun penceresidir” ve “Aşk, gözden içeri girer”. Max bu hakimiyete başlamadan son verir ve Convex’i öldürür. Convex ölürken vücudu bir çeşit başkalaşım geçirir. Bu başkalaşım Max’in gördüğü bir halüsinasyon olmakla birlikte Convex’in insan dışı bir varlık –ya da bahsettiğimiz şekilde bir şeytan- olduğunu gösterir.

Max filmin sonunda “Videodrome’a ölüm/Çok yaşa yeni et” sloganını söyler ve programlandığı üzere intihar eder. Ölmeden önce ne yapması gerektiğini Nicki ona bir televizyon ekranından anlatır. Böylece televizyon ekranı yeniden kadını ve şiddeti kullanarak insan hayatının son aşaması olan ölümü gerçekleştirir. Tanrıların oyununda tutkularının esiri olan Max bir piyondan fazlası olamamıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi