Bu yılki Berlin Film Festivali’nde üç ödül birden alarak büyük bir ilgi uyandıran Victoria filmi, hiç kuşkusuz her şeyden önce iki saat yirmi dakikalık bir tek plan çekiminden oluşmasıyla adını duyurdu. Özellikle Tom Tykwer filmlerinde ufak rollerde karşımıza çıkan Sebastian Schipper, iki komedi filminden sonra çektiği Mitte Ende August (2009) ile dram türüne kaymış ve ardından uzun bir sessizliğe bürünmüştü. Elbette sessizlikten kastımız yönetmen olarak, çünkü Schipper bu dönemde birçok filmde ve dizilerde rol aldı.

Normalde bakıldığında klasik bir banka soygunu hikayesi gibi duran Victoria, yukarıda da bahsettiğimiz üzere esas olarak farkını çekim tekniğinde yaratıyor. En nihayetinde yönetmenin filmle ilgili yorumu da bunun bir göstergesi: “Bu bir banka soygunu filmi değil, bir banka soygunu”. Buradan da anlaşılacağı üzere film, her şeyden önce gerçekle kurduğu ilişki özelinde kendini var ediyor. Burada ilişkinin temeli de elbette ki tek plandan oluşması. Peki nedir tam olarak bunun önemi?

Henüz sinemanın erken döneminde montaj tekniği diye bir şey yokken yapılan çekimler, birkaç dakikalık tek planlardan oluşuyordu. Daha sonra montaj tekniği ile çektiğimiz birden fazla görüntüyü arka arkaya ekleyebileceğimizi fark ettik. En nihayetindeyse D.W. Griffith ve Sergei Eisenstein gibi kuramcılar, montaj tekniğinin sinemada bir anlatı olarak kullanılabileceğini ortaya koydular. Öyle ki günümüz sektörel sinemasının dayandığı temellerinin hemen hepsi bu dönemde atılmıştır. Buradaki düşünce, sinemanın gerçekliği yansıtması gibi bir düşüncenin tam tersine; montaj tekniğiyle, seyircinin algısında tamamen istenilen şekilde yeni bir gerçeklik kurulmasıdır. Bu yüzden bu filmler; ilk dönem içerisinde seyirci üzerinde büyük bir etki bıraksalar da, zamanla yeniden ve yeniden inşa edilen kalıplaşmış gerçeklikle birlikte algılara dönük güçleri zayıflamışlardır. Buna getirilen çözüm de montaj tekniğinin daha da zorlanması olmuştur. Bu yüzden sıradan bir sektörel filme baktığınızda herhangi bir sahnenin kesme yapılmadan önceki uzunluğunun inanılmaz kısa olduğunu görürüz.

Elbette sinema tarihi yalnızca bu montaj tekniğinden ibaret değildir. Sonuçta Yeni Dalga olarak adlandırılan 1960 sonrası akımlar, bu düşüncenin tam tersine gerçeklikle ilişkiyi zorlayarak montaj tekniğini reddetmeye doğru yönelmişlerdir. Fakat o dönemlerde çekimler henüz film makaraları ile yapıldığı için, bir sahnenin uzunluğunun yaklaşık olarak 11 dakikayı geçememesi gibi bir sorun vardı. Çünkü tek bir makaranın uzunluğu ancak bu kadar kayıt yapabiliyordu ve buradan sonra makaranın değiştirilmesi yani kaydın durdurulması gerekiyordu. Bu da son kertede bir montajı zorunlu kılıyordu. Bu açıdan görüleceği üzere tek plan çekimin temeli her şeyden önce gerçeklikle olan ilişkisine dayanır. Çünkü herhangi bir montaj tekniği uygulamayarak var olan gerçeklik, kesintiye uğratılamaz. Böylece de yeni bir gerçekliğin kurulması diye bir şey de söz konusu olmaz. Elbette buradaki gerçeklikle ilgili mesele yalnızca bununla da ilişkili değildir. Çünkü yeni dalga hareketlerinin çıkış noktasından gidildiğinde olay yalnızca tek plan çekmek değil, gerçeği gerçekteki haliyle; müdahale etmeden aktarabilmektir. Yani siz tek plan çekimde de tıpkı montaj tekniğine benzer bir yeni gerçeklik kurabilirsiniz. Bu açıdan tek plan çekim kullanım şekline göre gerçeklikle ilişkili olabildiği gibi, bizzat sektörel yapının araçlarından birine de dönüşebilir.

Bu uzunca girişi yapmamızın sebebi Victoria’nın tam olarak neleri başarıp neleri başaramadığını açıkça ortaya koyabilmek. Çünkü burada özellikle üç film üzerinden bir karşılaştırma yapacağız.

Tek plan çekim denildiğinde elbette hepimizin aklına, bu tekniğin ilk örneği olan Sokurov’un Russian Ark filmi gelir. Ardından da yakın zaman büyül ilgi uyandıran  Alejandro González Iñárritu’nun Birdman filmi. Son olarak da yazımızın esas konusu olan Victoria. Şimdi ilk olarak Russian Ark’a bakacak olursak; Sokurov’un bu filminde tek planı kullanmasının sebebi tamamen zamansallıkla ve varoluşla ilgili bir meseledir. Yani Sokurov bu tekniği gerçeklikle ilişki kurmak için kullanmaz ama aynı zamanda yeni bir gerçeklik kurmak için de kullanmaz. Onun yaklaşımı tamamen farklıdır. Russian Ark ile daha önceden yazdığım detaylı bir yazıya şuradan ulaşıp demek istediğim şeyi derinlemesine inceleyebilirsiniz. Birdman’e geldiğimizde ise durumun tam da az önce bahsettiğimiz üzere; tek plan çekimin sektörel yapının bir aracı olarak kullanılmasına şahit oluruz. Yani Iñárritu’tunun gerçeklikle herhangi bir işi yoktur. Buradaki kullanımın tüm amacı epik bir anlatı oluşturarak seyircinin algısında güçlü ve etkileyici bir gerçeklik kurabilmektir. İşte bu noktada Victoria filmi, tüm bahsettiklerimize dokunan bir yapıda karşımıza çıkıyor.

Filmin yaklaşık olarak ilk bir saati, yönetmenin bu tekniği gerçeklikle ilişki kurmak için kullanması olarak kendini gösteriyor. Ardındansa gerçeklikle olan ilişki gittikçe arka planda kalıyor ve kısa bir süre zamansallık ön plana çıkıyor. Sonundaysa, yani yaklaşık son kırk beş dakikada, Victoria tümden Birdman’in sektörel yapısalcılığına bürünüyor. Yani bu haliyle Victoria yönetmenin dediği gibi bir banka soygunu olmaktan uzak. Çünkü banka soygununa gelene kadar gerçeklikle ilişki çoktan yitirilmiş oluyor hatta bunun yitirilmesini bizzat yönetmenin kendisi hamle yaparak gerçekleştiriyor.

Bu açıdan Victoria’nın özellikle giriş kısmı, gerçeklikle kurduğu ilişki sayesinde tam anlamıyla muhteşem başlıyor. Öyle ki yıllar önce Lumiere Kardeşler’in çektiği tren görüntüsü karşısında dehşete düşen seyircilere benzer bir tepki veriyorsunuz bu ilk bölümde. Burada hiç kuşkusuz, oldukça derinlikli ve de başarılı oluşturulmuş karakterlerini önemi de büyük. Berlin sokaklarında geçmesiyle bile sanatla belli belirsiz bir ilişki kuran filmde, yine özellikle bu ilk bölümde kullanılan müzikler de bu muhteşemliğine muhteşemlik katıyor.

Son bölümünde hem karakterlerin yüzeyselleşmesi hem de gerek süregelen şekilde müzik kullanımlarıyla duygu sömürüsüne dönüşen filmin bu, anlamsız ve de oldukça başarısız hareketini görmezden gelmek birçok açıdan filmin ilk bölümünün hatırına zaruri bir amaç hiç kuşkusuz.

İki saatten uzun süresinin tamamında aynı kaliteyi tutturması mümkün olmasa da Victoria, bu yılın oldukça ilgi çekici filmlerinden biri.

Bu yılki Berlin Film Festivali’nde üç ödül birden alarak büyük bir ilgi uyandıran Victoria filmi, hiç kuşkusuz her şeyden önce iki saat yirmi dakikalık bir tek plan çekiminden oluşmasıyla adını duyurdu. Özellikle Tom Tykwer filmlerinde ufak rollerde karşımıza çıkan Sebastian Schipper, iki komedi filminden sonra çektiği Mitte Ende August (2009) ile dram türüne kaymış ve ardından uzun bir sessizliğe bürünmüştü. Elbette sessizlikten kastımız yönetmen olarak, çünkü Schipper bu dönemde birçok filmde ve dizilerde rol aldı. Normalde bakıldığında klasik bir banka soygunu hikayesi gibi duran Victoria, yukarıda da bahsettiğimiz üzere esas olarak farkını çekim tekniğinde yaratıyor. En nihayetinde yönetmenin filmle ilgili yorumu da bunun bir göstergesi: “Bu bir banka soygunu filmi değil, bir banka soygunu”. Buradan da anlaşılacağı üzere film, her şeyden önce gerçekle kurduğu ilişki özelinde kendini var ediyor. Burada ilişkinin temeli de elbette ki tek plandan oluşması. Peki nedir tam olarak bunun önemi? Henüz sinemanın erken döneminde montaj tekniği diye bir şey yokken yapılan çekimler, birkaç dakikalık tek planlardan oluşuyordu. Daha sonra montaj tekniği ile çektiğimiz birden fazla görüntüyü arka arkaya ekleyebileceğimizi fark ettik. En nihayetindeyse D.W. Griffith ve Sergei Eisenstein gibi kuramcılar, montaj tekniğinin sinemada bir anlatı olarak kullanılabileceğini ortaya koydular. Öyle ki günümüz sektörel sinemasının dayandığı temellerinin hemen hepsi bu dönemde atılmıştır. Buradaki düşünce, sinemanın gerçekliği yansıtması gibi bir düşüncenin tam tersine; montaj tekniğiyle, seyircinin algısında tamamen istenilen şekilde yeni bir gerçeklik kurulmasıdır. Bu yüzden bu filmler; ilk dönem içerisinde seyirci üzerinde büyük bir etki bıraksalar da, zamanla yeniden ve yeniden inşa edilen kalıplaşmış gerçeklikle birlikte algılara dönük güçleri zayıflamışlardır. Buna getirilen çözüm de montaj tekniğinin daha da zorlanması olmuştur. Bu yüzden sıradan bir sektörel filme baktığınızda herhangi bir sahnenin kesme yapılmadan önceki uzunluğunun inanılmaz kısa olduğunu görürüz. Elbette sinema tarihi yalnızca bu montaj tekniğinden ibaret değildir. Sonuçta Yeni Dalga olarak adlandırılan 1960 sonrası akımlar, bu düşüncenin tam tersine gerçeklikle ilişkiyi zorlayarak montaj tekniğini reddetmeye doğru yönelmişlerdir. Fakat o dönemlerde çekimler henüz film makaraları ile yapıldığı için, bir sahnenin uzunluğunun yaklaşık olarak 11 dakikayı geçememesi gibi bir sorun vardı. Çünkü tek bir makaranın uzunluğu ancak bu kadar kayıt yapabiliyordu ve buradan sonra makaranın değiştirilmesi yani kaydın durdurulması gerekiyordu. Bu da son kertede bir montajı zorunlu kılıyordu. Bu açıdan görüleceği üzere tek plan çekimin temeli her şeyden önce gerçeklikle olan ilişkisine dayanır. Çünkü herhangi bir montaj tekniği uygulamayarak var olan gerçeklik, kesintiye uğratılamaz. Böylece de yeni bir gerçekliğin kurulması diye bir şey de söz konusu olmaz. Elbette buradaki gerçeklikle ilgili mesele yalnızca bununla da ilişkili değildir. Çünkü yeni dalga hareketlerinin çıkış noktasından gidildiğinde olay yalnızca tek plan çekmek değil, gerçeği gerçekteki haliyle; müdahale etmeden aktarabilmektir. Yani siz tek plan çekimde de tıpkı montaj tekniğine benzer bir yeni gerçeklik kurabilirsiniz. Bu açıdan tek plan çekim kullanım şekline göre gerçeklikle ilişkili olabildiği gibi, bizzat sektörel yapının araçlarından birine de dönüşebilir. Bu uzunca girişi yapmamızın sebebi Victoria’nın tam olarak neleri başarıp neleri başaramadığını açıkça ortaya koyabilmek. Çünkü burada özellikle üç film üzerinden bir karşılaştırma yapacağız. Tek plan çekim denildiğinde elbette hepimizin aklına, bu tekniğin ilk örneği olan Sokurov’un Russian Ark filmi gelir.…

Yazar Puanı

Ppuan - 82%

82%

İki saatten uzun süresinin tamamında aynı kaliteyi tutturması mümkün olmasa da Victoria, bu yılın oldukça ilgi çekici filmlerinden biri.

Kullanıcı Puanları: 4.47 ( 5 votes)
82
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi