Kuklacı usul usul döndürdüğü kırmızı kutunun kapağını açar ve içinden beyazlar giydirdiği balerini çıkarır. Balerin, sahnede usul usul dans etmeye başlar. Ama bu çok uzun sürmeyecektir çünkü balerin dans ederken aniden düşer ve ölür. Kuklacı kırmızı kutunun kapağını kapatır. Başka bir kukla balerinin üstünü beyaz bir örtü ile örter. Küçük denilemeyecek bir salonda çocuklarla birlikte gösteriyi izleyen Veronique ise salonun yan tarafında bununan aynadan kuklacının yansımasını izlemektedir. Kuklacı tüm dikkatini kuklalarına vermiş, tanrıvari bir sükunetle oyununu oynatmaktadır. Arka fonda ise Weronika’in ilk ve son gösterisinde seslendirdiği şarkıyı duyarız. Balerinin üstünü örten örtü yavaş yavaş bir kozaya dönüşmektedir. Kuklacı iki eli ile kozayı yerden kaldırır ve örtüyü açar. Örtünün altından tüm ihtişamı ile bir kelebek çıkar. Kelebek kanatlarını gerer ve tam uçuşa geçtiği anda kuklacının gözleri Veronique’in aynada yansıyan görüntüsüne saplanır.

İki farklı ülkede birbirine paralel hayatlar yaşayan iki genç kadının yaşamına odaklanan Kieslowski’nin 1991 yapımı Veronique’in İkili Yaşamı filmine dair oldukça önemli ipuçları yukarıda anlatılan sahnede mevcuttur. Her ikisi de, daha sonra Kieslowski’nin Üç Renk: Kırmızı filminde başrol oynayacak olan Irene Jacob tarafından canlandırılan Weronika ve Veronique yalnızca fiziksel olarak değil, ruhsal ve duygusal açıdan da bir hayli birbirlerine benzemektedirler. Bu pararlel hayatların izini daha filmin açılış sahnesinde görmek mümkündür. Önce küçük Weronika’i görürüz. Annesi ile birlikte yıldızları izlemektedir. Göremediğimiz ama sesini duyduğumuz anne, Leh dilince gökyüzündeki milyonlarca yıldızdan ve yıldızların yaklaşan noeli haber verişinden bahsetmektedir. Ardından bu defa küçük  Veronique’i görürüz. Elinde yeşil bir yaprak vardır. Yine göremediğimiz ama Fransızca konuşan sesini duyduğumuz anne bu defa yapraktan ve yaprağın giderek incelen sonsuz sayıdaki ince damarlarından söz etmektedir. Milyonlarca yıldız ve sonsuz sayıdaki damar iki küçük kızın önlerinde uzanan yaşamda karşılarına çıkacak sayısız ihtimalin habercisidir.

Veronique’in İkili Yaşamı – The Double Life of Veronique: Bir Hayatın İki İzdüşümü

Weronika annesini küçük yaşta kaybetmiş, babası ile birlikte, Polonya’daki küçük bir kasabada oldukça yalın bir hayat sürmektedir. Kasabanın pek canlı olmayan atmosferine karşın o duru bir su gibi kendi yaşamının içinde akıp gitmektedir. Diri ve hayat doludur. Daha onu gördüğümüz ilk sahnede yaşam enerjisi perdenin dışına taşar. Bir koro ile birlikte açık havada şarkı söylemektedir. Derken yağmur bastırır ve korodaki diğer kızlar birer ikişer kaçışmaya başlamışken o ise yağmura rağmen, yüzünde kocaman bir gülümseme ile şarkısını sonuna kardar söylemeye devam eder. Sevişir ve çok sevdiği müziğin peşinden gider. Ama bir yandan onu uykusundan edecek bir tedirginliği vardır. Yine uykusundan uyandığı bir gün yan odada resim yapmakta olan babasına “Tuhaf bir duygu içindeyim. Yalnız olmadığımı hissediyorum. … Bu dünyada yalnız olmadığımı.” der. Fakat babasının Weronika’i anladığını söylemek güçtür. Yine aynı gece babasına Krakow’a, hasta teyzesinin yanına gideceğini söyler.

Krakow’a gelir gelmez tüm enerjisi ile yaşamın içine atılır. Bir arkadaşı ile birlikte koro provalarına katılır. İstemsizce şarkıya eşlik ederken bulur kendini. Bunu duyan koro şefi ise oldukça nadir bir sese sahip olduğunu ve mutlaka seçmelere katılması gerektiğini söyler. Provadan çıktığında yanından ayırmadığı şeffaf topu ile oynamaya başlar. Topun tavana çarpması ile saçılan toz zerreleri bile onun için mutluluk sebebidir; hayatı son damlasına kadar yudumlamak istemektedir. Dışarı çıktığında kendi kalabalık bir protesto gösterisinin içinde bulur. Polis gelmiş, eylemcilere müdahaleye hazırlanmaktadır. Herkes bir yana kaçışırken o umursamaz bir şekilde kendi yoluna devam etmekte, yüzünde hafif bir gülümseme ile hayatın içinde kendi bildiği gibi akıp gitmektedir. Bu tavır Kieslowski’nin özel bir tercihidir. Filmin çekildiği yıl Polonya’da oldukça karmaşık bir siyasi döneme tekabül etmektedir. Fakat Kieslowski tüm bu olup bitene ilgisiz görünmektedir. Bunu Kieslowski Kieslowski’yi Anlatıyor isimli kitapta şu şekilde açıklar: “Filmde bunlarla ilgilenmemem yalnızca tesadüften ibaret değil. Tam tersi, çok iyi planlanarak verilmiş bir karar. Beni azıcık bile ilgilendirmediği için, Polonya’daki politika bende merak uyandırmıyor.” Bu ruh hali Weronika karakterine de olduğu gibi yansır. Weronika’i yaşadığı içsel dünyasından  uyandıracak şey gösteri ve polis müdahalesi değil ömründe ilk kez yaşadığı ve tek olarak kalacak olan karşılaşmadır. Tam karşısında Veronique’i görür. O da en az Weronika kadar hayatın içindedir. Seyahati sırasında uğradığı Krakow’da tanık olduğu bu eylemi son anına kadar fotoğraflamak için uğraşmaktadır. Weronika ise olduğu yerde çakılır; Veronique’i götüren otobüsün ardından şaşkın gözlerle bakakalır.

Katıldığı seçmeler ise Weronika’in kalp rahatsızlığına dair ilk ipuçlarını verir bize. Seçmeleri kazansa da katıldığı ilk ve tek konseri hem kendi hem de Veronique’in hayatını geri dönüşü olmayacak bir şekilde etkileyecektir. Weronike gözlerini dünyaya yumduğu anda, biz de Veronique’nin hayatına açarız gözlerimizi. Tıpkı kukla hikayesinde olduğu gibi aynı hayat başka bir biçimde devam etmekte gibidir. Krakow’daki kısa anın ardından onu ilk defa Weronika’in tutkusuna benzer bir tutkuyla sevişirken görürüz. Fakat bir anda durgunlaşır ve sevgilisine ne olduğunu bilmediği bir şey için yas tuttuğunu söyler. İçinde bir şeyler gerisi dönüşü olmayan bir şekilde ölmüştür. Bu yas havası ve ölümün ağırlığı hem Veronique’i hem de bizi filmin sonuna kadar bırakmaz. Bu sebeple filmin ikinci yarısı, ilk yarısına oranla daha karamsar bir atmosferde ilerler. Weronika’nın her adımında perdenin dışına yansıyan enerji yok olmuştur. Veronique daha kendi halinde, kendi iç dünyasında, mistik bir varlık gibi hayatını sürdürmektedir. Weronika’nın ölümü, Veronique’i bir anlamda tinsel bir varlığa dönüştürmüştür. Kieslowski aynı kitapta bu meseleye de değinir. “Onun (Veronique) için var olan sadece ruh, önseziler, bir çeşit büyüydü.” der. Onu filmin içinde gerçek, yaşayan bir varlığa dönüştürmek, ayaklarını yere bastırmak için arkadaşının boşanma hikayesi gibi çeşitli öğeleri filme eklediğini belirtir. Fakat Kieslowski’nin kendisinin de söylediği gibi “…bu, tamamen yüzeysel bir bağlantı olarak” kalmıştır.

Veronique’in hayatına tanıklık ederken bir yandan bu iki hayatın ne kadar iç içe geçtiğini gösteren ipuçlarını yakalamaya başlarız. O da Weronika gibi küçük yaşta annesini kaybetmiş ve babası ile başbaşa kalmıştır. Babası ile benzer bir diyalog içine girer. Ona: “Kısa süre önce tuhaf bir hisse kapıldım. Yalnız olduğumu hissettim. Birdenbire. Ama hiçbir şey değişmedi.” der. Veronique’in babasının da onun neler hissettiğine dair bir fikri yoktur. Yine bir sahnede babası ile konuşurken rüyasında kırmızı tuğlalı ince uzun bir kilise gördüğünü söyler. Bu kilise Weronika Krakow’a doğru hareket ettiğinde trenin camından gördüğü kilisedir. Kilisenin, büyük ihtimalle babasının yaptığı bir resmi, odasında asılı bulunmaktadır. Ve en önemlisi Veronique de tıpkı Weronika gibi müzik ile dolu bir hayat yaşamaktadır ve onun da kalp rahatsızlığı vardır. Fakat Weronika gibi son nefesine kadar şarkı söylemek yerine işini bırakır ve müzik öğretmeni olarak daha sakin bir şekilde hayatına devam etme kararı alır.

Kukla gösterisi ile tanıştığı ve aşık olduğu yazar Alexandre Fabbri ise iki eş ruhun arasındaki maddi bağı kuran kişidir. Her şeyi biliyor gibi bir hali vardır, fakat bunu nasıl bildiğine dair hiçbir ipucu vermez film. Filmin böyle bir çabasının olduğunu söylemek de güçtür. Veronique’in çektiği fotoğraftaki Weronika’i fark etmesini sağlayan da o olur. Veronique bir sabah uyandığında Alexandre’ı kendinin bir kuklasını yaptığını görür. Neden iki tane olduğunu sorduğunda “Çünkü gösteri sırasında onları çok ele alırım. Kolayca hasar alabilirler” diye yanıtlar Alexandre ve Veronique’e yazdığı bir hikayeyi okumaya başlar. “23 kasım 1966 onların hayatlarındaki en önemli gündü. O gün ikisi de ayrı şehirlerde ve ayrı kıtalarda, sabah doğdular. Her ikisi de siyah saçlarla ve ela gözlerle doğdu. İki yaşına geldiklerinde, yürümeyi henüz öğrenmişken onlardan birisi elini sobada yaktı. Birkaç gün sonra diğeri sobaya elini değdirdi. Ama zamanında elini çekti. Ancak kendini yakmak üzere olduğunu bilemezdi.” Ve şöyle devam eder “Beğendin mi? Sanırım ona şöyle isim vereceğim ‘İki yaşamlı…’ Onlara ne isim vereceğime henüz karar vermedim.”

Bu sahne Kieslowski’nin filmin başından beri ince detaylarla bizi inandırdığı gerçekliğini sorgulatır. Film adamın yazdığı bir hikayeden mi ibarettir yoksa tanık olduğu ve kısmen bildiği bu ikili yaşamdan esinlenerek mi bu hikayeyi yazmıştır. Kieslowski’nin buna bir cevabı yoktur. Zaten derdi soru sormak ya da kendi zihnindeki sorulara yanıt bulmak değildir. O kendini ve izleyiciyi bir hikayenin içine atmış ve orada bırakmıştır. Her şeyi gören ama müdahale etmeyen bir Tanrı gibidir. Alexandre’ın bir kuklacı ve hikayeci olarak rolü de bu tavra yakındır. Bir yanda son nefesine kadar şarkısını söyleyen ve sahnede gözlerini yuman, yani sobaya elini değdirip yakan Weronika, diğer yanda ise çok sevdiği müzikten vaz geçen ama her nefesinde yaşamın ve ölümün ağırlığını soluyan, yani elini yakmaktan imtina ederken belki hayatı ıskalayan bir Veronique vardır. Kieslowski’nin ise herhangi bir tarafıı tuttuğunu ya da izleyiciye bu ikili hayat üzerinden doğru/yanlış muhasebesi yaptırmak gibi bir kaygısı yoktur. Bir hikaye uydurmuş ve hikayeye bizi ortak etmiştir. Bunu yaparken de hayli etkileyici görsel bir dil ve anlatı dili kullanmıştır. Bu dil kendini daha gelişkin bir şekilde Üç Renk üçlemesinde gösterecektir. Bu bakımdan Veronique’in İkili Yaşamı filmini Üç Renk üçlemesinin hem öncülü hem de kardeşi sayabiliriz. Yine bu üçlemede de birlikte çalıştığı besteci Zbiegniew Preisner filmin yapılış aşamasından itibaren Kieslowski ile birlikte çalışmış ve ortaya hikayenin, görselliğin ve müziğin birlikte harmanlandığı estetik bir şaheser ortaya çıkmıştır. Bu şaheser oldukça uzun bir zaman sonra Türkiye’de ilk kez 12 Ağustos’ta gösterime girecek. Veronique’in İkili Yaşamı’nı daha önce izlemiş olsanız bile bu görselliğin tadına varabilmek için bir kez de beyazperdede izlemeye değer derim.

Kuklacı usul usul döndürdüğü kırmızı kutunun kapağını açar ve içinden beyazlar giydirdiği balerini çıkarır. Balerin, sahnede usul usul dans etmeye başlar. Ama bu çok uzun sürmeyecektir çünkü balerin dans ederken aniden düşer ve ölür. Kuklacı kırmızı kutunun kapağını kapatır. Başka bir kukla balerinin üstünü beyaz bir örtü ile örter. Küçük denilemeyecek bir salonda çocuklarla birlikte gösteriyi izleyen Veronique ise salonun yan tarafında bununan aynadan kuklacının yansımasını izlemektedir. Kuklacı tüm dikkatini kuklalarına vermiş, tanrıvari bir sükunetle oyununu oynatmaktadır. Arka fonda ise Weronika’in ilk ve son gösterisinde seslendirdiği şarkıyı duyarız. Balerinin üstünü örten örtü yavaş yavaş bir kozaya dönüşmektedir. Kuklacı iki eli ile kozayı yerden kaldırır ve örtüyü açar. Örtünün altından tüm ihtişamı ile bir kelebek çıkar. Kelebek kanatlarını gerer ve tam uçuşa geçtiği anda kuklacının gözleri Veronique’in aynada yansıyan görüntüsüne saplanır. İki farklı ülkede birbirine paralel hayatlar yaşayan iki genç kadının yaşamına odaklanan Kieslowski’nin 1991 yapımı Veronique'in İkili Yaşamı filmine dair oldukça önemli ipuçları yukarıda anlatılan sahnede mevcuttur. Her ikisi de, daha sonra Kieslowski’nin Üç Renk: Kırmızı filminde başrol oynayacak olan Irene Jacob tarafından canlandırılan Weronika ve Veronique yalnızca fiziksel olarak değil, ruhsal ve duygusal açıdan da bir hayli birbirlerine benzemektedirler. Bu pararlel hayatların izini daha filmin açılış sahnesinde görmek mümkündür. Önce küçük Weronika’i görürüz. Annesi ile birlikte yıldızları izlemektedir. Göremediğimiz ama sesini duyduğumuz anne, Leh dilince gökyüzündeki milyonlarca yıldızdan ve yıldızların yaklaşan noeli haber verişinden bahsetmektedir. Ardından bu defa küçük  Veronique’i görürüz. Elinde yeşil bir yaprak vardır. Yine göremediğimiz ama Fransızca konuşan sesini duyduğumuz anne bu defa yapraktan ve yaprağın giderek incelen sonsuz sayıdaki ince damarlarından söz etmektedir. Milyonlarca yıldız ve sonsuz sayıdaki damar iki küçük kızın önlerinde uzanan yaşamda karşılarına çıkacak sayısız ihtimalin habercisidir. Veronique'in İkili Yaşamı - The Double Life of Veronique: Bir Hayatın İki İzdüşümü Weronika annesini küçük yaşta kaybetmiş, babası ile birlikte, Polonya’daki küçük bir kasabada oldukça yalın bir hayat sürmektedir. Kasabanın pek canlı olmayan atmosferine karşın o duru bir su gibi kendi yaşamının içinde akıp gitmektedir. Diri ve hayat doludur. Daha onu gördüğümüz ilk sahnede yaşam enerjisi perdenin dışına taşar. Bir koro ile birlikte açık havada şarkı söylemektedir. Derken yağmur bastırır ve korodaki diğer kızlar birer ikişer kaçışmaya başlamışken o ise yağmura rağmen, yüzünde kocaman bir gülümseme ile şarkısını sonuna kardar söylemeye devam eder. Sevişir ve çok sevdiği müziğin peşinden gider. Ama bir yandan onu uykusundan edecek bir tedirginliği vardır. Yine uykusundan uyandığı bir gün yan odada resim yapmakta olan babasına “Tuhaf bir duygu içindeyim. Yalnız olmadığımı hissediyorum. ... Bu dünyada yalnız olmadığımı.” der. Fakat babasının Weronika’i anladığını söylemek güçtür. Yine aynı gece babasına Krakow’a, hasta teyzesinin yanına gideceğini söyler. Krakow’a gelir gelmez tüm enerjisi ile yaşamın içine atılır. Bir arkadaşı ile birlikte koro provalarına katılır. İstemsizce şarkıya eşlik ederken bulur kendini. Bunu duyan koro şefi ise oldukça nadir bir sese sahip olduğunu ve mutlaka seçmelere katılması gerektiğini söyler. Provadan çıktığında yanından ayırmadığı şeffaf topu ile oynamaya başlar. Topun tavana çarpması ile saçılan toz zerreleri bile onun için mutluluk sebebidir; hayatı son damlasına kadar yudumlamak istemektedir. Dışarı çıktığında kendi kalabalık bir protesto gösterisinin içinde bulur. Polis gelmiş,…

Yazar Puanı

Puan - 90%

90%

90

Kieslowski bu filmde herhangi bir taraf tutmadan, bu ikili hayat üzerinden doğru/yanlış muhasebesi yaptırmadan bir hikaye uydurmuş ve hikayeye bizi ortak etmiştir. Bunu yaparken de hayli etkileyici görsel bir dil ve anlatı dili kullanmıştır. Bu dil kendini daha gelişkin bir şekilde Üç Renk üçlemesinde gösterecektir. Bu bakımdan Veronique’in İkili Yaşamı filmini Üç Renk üçlemesinin hem öncülü hem de kardeşi sayabiliriz.

Kullanıcı Puanları: 3.13 ( 6 votes)
90
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi