“Hayatından ümit kesilen veya tedavisi imkansız hastanın, ağrı ve acı duymaksızın öldürülmesi” şeklinde tanımını yapabileceğimiz ötanazi terimi, uzun yıllardır en çok tartışılan konulardan biri. İnsan hayatının bilinçli olarak sona erdirilmesi fikrine, dini temel alan siyasi ve hukuki yaklaşımlarla karşı çıkanların sayısı bir hayli fazla. Tanrı’nın verdiği canı sadece onun alabileceğine yönelik bu inanç, tıp biliminin ilerlemesi ile yaşanan teknolojik gelişmeler aracılığıyla desteklenebiliyor. “Makineye bağlı hayatlar” kalıbının sıklıkla kullanıldığı şu günlerde; İsrail yapımı Veda Partisi – The Farewell Party, tam da bu konuya odaklanıyor ve soruyor: “En yakınınızdaki insan, sizden kendisini öldürmesini istese ne yapardınız?”

Ötanaziyi konu edinen popüler filmlerin bugüne kadar, insanın kendi kaderini ancak kendisinin belirleyebileceği düşüncesini savunduklarını görüyoruz. Mar Adentro, You Don’t Know Jack ve Time of My Life gibi filmlerin konularına baktığımızda; dini ya da hukuki gerekçelerle ötanaziye karşı çıkanların, bizzat kendilerinin de Tanrı rolünü üstlendiklerinin farkında olmadığını söylemek mümkün. Veda Partisi ise öne sürülen dini ve hukuki gerekçelerle dalgasını geçerek, daha çok sevdiği insanlara veda etmek ya da edememek ikilemini ön plana çıkarıyor. Filmde, bakım evinde kalan ve dostluklarını uzun yıllardır sürdüren iki çiftin yaşlılık dönemlerine tanıklık ediyoruz. Dört kişilik bu gruptan Maxim, mahkum olduğu hastalığa daha fazla dayanamıyor ve ölmek istediğini söylüyor. Maxim’in eşi Yana’nın baskıları sonucu; küçük icatlar yapmayı seven Yehezkel, basit bir ötanazi cihazı geliştiriyor. Fakat bu bilginin yayılması ve ötanazi isteyenlerin kapıya yığılmasıyla grubumuz içinde tartışmalar başlıyor.

Tal Granit ve Sharon Maymon’un üçüncü ortak projeleri olan The Farewell Party; yaşları nedeniyle sistemin dışına atılmış insanların, bir bakıma sisteme kafa tutmalarını konu ediniyor. Sistemin içerisinde yer alan din, aile, hastane, hukuk ve kolluk kuvvetleri gibi unsurlar, eleştirel bakıştan bir bir nasibini alıyor. Filmin daha açılış sahnesinde Yehezkel’in bir telefon konuşmasında kendisini “Tanrı” olarak tanıtması, bir süre sonra icat edeceği ötanazi cihazı düşünüldüğünde yerinde bir gönderme. Teknolojinin hayatta tutmaya çalıştığı insanların “gerçekten ne kadar hayatta oldukları” sorusuna ise, gayet basit bir mantıkla çalışan bu cihaz ile cevap veriliyor. Hastanelerde oda numaralarına indirgenen ve gerekli malzemelere sınırlı sayıda ulaşabilen hastaların yaşadıkları, filmin tarafını da belirgin hale getiriyor.

Veda Partisi’nin başarısı ise bu ağır konuyu oldukça kaliteli bir mizah ile ele alması. Genelde kara mizahın, hiç beklenmeyen durumlara düşülmesi ile ortaya çıktığına tanık oluruz. Filmde ise bu mizah, gayet bilinçli bir şekilde karakterler tarafından üretiliyor. Kendi hayatları ile dalga geçen karakterler, birbirlerinden güç alarak izleyicinin de duygusal anlamda filme dahil olmasını kolaylaştırıyorlar. İlerleyen dakikalarda ise başkaldırı arttıkça film tökezlemeye başlıyor. En büyük sorunlardan biri, kullanılan samimi dile karşın inandırıcılık oluyor. Özellikle ötanazi cihazını sağır sultanın duymasına karşın kimsenin harekete geçmemesi pek ikna edici değil. Hastaneye ellerini kollarını sallayarak girip çıkan karakterlerimiz, “MOBESE’ler ya da kameralar sadece bizde mi var?” sorusunu sorduruyor. Aynı inandırıcılık sorununu, benzer bir film olan 1999 tarihli” Güle Güle”yi izleyenler hatırlayacaktır. Zeki Ökten’in filminin konusu bambaşka olsa da, o filmde de yaşları 60’ın üstünde olan beş arkadaşın ilişkilerine ve birbirleri için yapmayacakları şey olmadığına tanık oluruz. Güle Güle’deki banka soygunu sahnesi ve sonrasında olanlar, nasıl senaryodan aşırı bir sapmayı temsil ediyorsa bu filmde de aynı sapmanın izini sürüyoruz. Kara mizahı ustaca kullanan Veda Partisi, bir anda sonu belli bir gözyaşı seline dönüşmekte pek gecikmiyor.

2014 Venedik Günleri Halkın Seçimi ödülünü kazanan Veda Partisi, eleştirel ve bütünsel tavrını koruyamayan ve son kertede özdeşleşme yoluyla izleyicisine duygusal boşalma yaşatan bir film. Bu nedenle festival keşmekeşinde huzurlu bir 2 saat geçirmek için yerinde bir tercih olacaktır.

"Hayatından ümit kesilen veya tedavisi imkansız hastanın, ağrı ve acı duymaksızın öldürülmesi" şeklinde tanımını yapabileceğimiz ötanazi terimi, uzun yıllardır en çok tartışılan konulardan biri. İnsan hayatının bilinçli olarak sona erdirilmesi fikrine, dini temel alan siyasi ve hukuki yaklaşımlarla karşı çıkanların sayısı bir hayli fazla. Tanrı'nın verdiği canı sadece onun alabileceğine yönelik bu inanç, tıp biliminin ilerlemesi ile yaşanan teknolojik gelişmeler aracılığıyla desteklenebiliyor. "Makineye bağlı hayatlar" kalıbının sıklıkla kullanıldığı şu günlerde; İsrail yapımı Veda Partisi - The Farewell Party, tam da bu konuya odaklanıyor ve soruyor: "En yakınınızdaki insan, sizden kendisini öldürmesini istese ne yapardınız?" Ötanaziyi konu edinen popüler filmlerin bugüne kadar, insanın kendi kaderini ancak kendisinin belirleyebileceği düşüncesini savunduklarını görüyoruz. Mar Adentro, You Don't Know Jack ve Time of My Life gibi filmlerin konularına baktığımızda; dini ya da hukuki gerekçelerle ötanaziye karşı çıkanların, bizzat kendilerinin de Tanrı rolünü üstlendiklerinin farkında olmadığını söylemek mümkün. Veda Partisi ise öne sürülen dini ve hukuki gerekçelerle dalgasını geçerek, daha çok sevdiği insanlara veda etmek ya da edememek ikilemini ön plana çıkarıyor. Filmde, bakım evinde kalan ve dostluklarını uzun yıllardır sürdüren iki çiftin yaşlılık dönemlerine tanıklık ediyoruz. Dört kişilik bu gruptan Maxim, mahkum olduğu hastalığa daha fazla dayanamıyor ve ölmek istediğini söylüyor. Maxim'in eşi Yana'nın baskıları sonucu; küçük icatlar yapmayı seven Yehezkel, basit bir ötanazi cihazı geliştiriyor. Fakat bu bilginin yayılması ve ötanazi isteyenlerin kapıya yığılmasıyla grubumuz içinde tartışmalar başlıyor. Tal Granit ve Sharon Maymon'un üçüncü ortak projeleri olan The Farewell Party; yaşları nedeniyle sistemin dışına atılmış insanların, bir bakıma sisteme kafa tutmalarını konu ediniyor. Sistemin içerisinde yer alan din, aile, hastane, hukuk ve kolluk kuvvetleri gibi unsurlar, eleştirel bakıştan bir bir nasibini alıyor. Filmin daha açılış sahnesinde Yehezkel'in bir telefon konuşmasında kendisini "Tanrı" olarak tanıtması, bir süre sonra icat edeceği ötanazi cihazı düşünüldüğünde yerinde bir gönderme. Teknolojinin hayatta tutmaya çalıştığı insanların "gerçekten ne kadar hayatta oldukları" sorusuna ise, gayet basit bir mantıkla çalışan bu cihaz ile cevap veriliyor. Hastanelerde oda numaralarına indirgenen ve gerekli malzemelere sınırlı sayıda ulaşabilen hastaların yaşadıkları, filmin tarafını da belirgin hale getiriyor. Veda Partisi'nin başarısı ise bu ağır konuyu oldukça kaliteli bir mizah ile ele alması. Genelde kara mizahın, hiç beklenmeyen durumlara düşülmesi ile ortaya çıktığına tanık oluruz. Filmde ise bu mizah, gayet bilinçli bir şekilde karakterler tarafından üretiliyor. Kendi hayatları ile dalga geçen karakterler, birbirlerinden güç alarak izleyicinin de duygusal anlamda filme dahil olmasını kolaylaştırıyorlar. İlerleyen dakikalarda ise başkaldırı arttıkça film tökezlemeye başlıyor. En büyük sorunlardan biri, kullanılan samimi dile karşın inandırıcılık oluyor. Özellikle ötanazi cihazını sağır sultanın duymasına karşın kimsenin harekete geçmemesi pek ikna edici değil. Hastaneye ellerini kollarını sallayarak girip çıkan karakterlerimiz, "MOBESE'ler ya da kameralar sadece bizde mi var?" sorusunu sorduruyor. Aynı inandırıcılık sorununu, benzer bir film olan 1999 tarihli" Güle Güle"yi izleyenler hatırlayacaktır. Zeki Ökten'in filminin konusu bambaşka olsa da, o filmde de yaşları 60'ın üstünde olan beş arkadaşın ilişkilerine ve birbirleri için yapmayacakları şey olmadığına tanık oluruz. Güle Güle'deki banka soygunu sahnesi ve sonrasında olanlar, nasıl senaryodan aşırı bir sapmayı temsil ediyorsa bu filmde de aynı sapmanın izini sürüyoruz. Kara mizahı ustaca kullanan Veda Partisi, bir anda sonu belli bir gözyaşı seline dönüşmekte pek…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Veda Partisi, eleştirel ve bütünsel tavrını koruyamayan ve son kertede özdeşleşme yoluyla izleyicisine duygusal boşalma yaşatan bir film.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi