İlk kez 2012 Venedik Film Festivali’nde görücüye çıkan Vecide (Wadjda), 32. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini gerçekleştirdikten sonra 25. Ankara Uluslar Arası Film Festivali programında da yer almıştı. Wadjda’nın ilkleri gösterime girmeden tartışmalara yol açacak kadar önemli… Suudi Arabistan’dan çıkan ilk uzun metraj film olması özelliği dışında, hemcinslerinin yok sayıldığı bir bölgede bir kadın yönetmenin imzasını taşıyor. Üstelik ülke yönetimi tarafından Oscar Ödülleri için yarışmaya gönderilmiş olması da şaşırtıcı bir ek bilgi. Film feminist bir çizgide ilerlese de gerçekçiliği ve eleştiren yapısıyla ön plâna çıkıyor.

 

10 yaşındaki kız çocuğu Wadjda’nın bisiklet sürme hayalini odağına alan filmin asıl derdi; Suudi Arabistan’da kadın olmanın zorluklarını dile getirmek. Kadınların sokakta yüksek sesle konuşamadıkları, peçesiz gezemedikleri, ahlak polisleri tarafından denetlenmeleri; alışveriş yaparken istedikleri kıyafetleri tuvalet köşelerinde denemek zorunda kalmaları, oje sürmek gibi küçük bir detaydan dahi men edilmeleri… Dinle yönetilen, egemenliğin bütünüyle erkekte olduğu bu ülkede seçme ve seçilme hakkı bile olmayan kadınların içinde bulundukları durumdan sadece birkaç örnek bunlar… Yönetmen Al-Mansour filmin alt metinleriyle elinden geldiğince mağduriyetin ve geride kalmışlığın altını çiziyor.

 

Tekrar filmin odak konusuna dönecek olursak, Wadjda bu yasaklara anlam veremeyen hatta olabildiğince direnen, hayal gücü yüksek bir çocuk. Sokakta başı açık geziyor, erkeklerle oyun oynamaktan veya konuşmaktan çekinmiyor, okul kurallarına uymuyor… Ve bir gün mahalle arkadaşıyla girdiği iddia sonucu bir bisikletin peşine düşüyor… Sokakta yürürken bile tacize uğrayabilen kız çocukların ülkesinde elbette “bisiklet süren kız” tabiri çevrenin yapacağı yakıştırmalar nedeniyle aileler için bir sorun teşkil ediyor. Wadjda babası tarafından ciddiye alınmıyor, aynı kurallar ve geleneklerle büyüyen annesiyse buna kesinlikle izin vermiyor. Tabii Wadjda’nın hayallerinin peşinden koşması için bir engel değil bu durum. Ne olursa olsun o bisikleti almalı ve Abdullah’a karşı yarışı kazanmalıdır.

 

Ailesinden maddi destek alamayan Wadjda’nın karşısına bir fırsat çıkar. Parayı denkleştirebilmek için medresesindeki Kuran Okuma Yarışı’na katılır. Sırf bu yarışı kazanabilmek için hiç eline almadığı Kuran’ı günlerce ezberlemeye çalışır. Çabası meyve verir, sonunda en güzel Kuran okuyan ve sorulara doğru yanıt veren odur. Gel gör ki, kazandığı parayla Wadjda’nın bisiklet alacağını öğrenen medrese müdiresi, bu fikri küçümseyerek parayı Filistinlilere bağışlar. Katı kurallarla pişmiş bir kadının bile acınası derecede sert olabildiğine tanık olduğumuz bu sahne oldukça iç parçalayıcıdır…

 

Wadjda’nın tozpembe hayalleri bir yana dursun, hayatı hiç de iç acıcı sayılmaz. Annesi erkek çocuk sahibi olamadığı için geleneklere göre baba kuma getirmekle yükümlüdür. Bu durum da haliyle evde gerilime sebep olur. Hikâyedeki olumsuzlukları gereksiz bir yoğunlukta işlese de neyse ki senaryoyu ince ve naif bir mizahla süsleyebiliyor Al-Mansour. Finalde, seyirciye küçük bir sürpriz yapıyor. Wadjda’nın hayaline kavuşma serüvenindeki engellerin altını çiziyor bu şekilde; bir hedefe ulaşmaktansa ona nasıl ulaştığın önemli…

 

Uzak diyarlarda böyle hayatların hâlâ var olduğunu bilmenin hüznü ve yine de son ana kadar umut edebilmenin güzelliğiyle ayrılıyor seyirci sinemadan.

 

İyi Seyirler…

İlk kez 2012 Venedik Film Festivali’nde görücüye çıkan Vecide (Wadjda), 32. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini gerçekleştirdikten sonra 25. Ankara Uluslar Arası Film Festivali programında da yer almıştı. Wadjda’nın ilkleri gösterime girmeden tartışmalara yol açacak kadar önemli... Suudi Arabistan’dan çıkan ilk uzun metraj film olması özelliği dışında, hemcinslerinin yok sayıldığı bir bölgede bir kadın yönetmenin imzasını taşıyor. Üstelik ülke yönetimi tarafından Oscar Ödülleri için yarışmaya gönderilmiş olması da şaşırtıcı bir ek bilgi. Film feminist bir çizgide ilerlese de gerçekçiliği ve eleştiren yapısıyla ön plâna çıkıyor.   10 yaşındaki kız çocuğu Wadjda’nın bisiklet sürme hayalini odağına alan filmin asıl derdi; Suudi Arabistan’da kadın olmanın zorluklarını dile getirmek. Kadınların sokakta yüksek sesle konuşamadıkları, peçesiz gezemedikleri, ahlak polisleri tarafından denetlenmeleri; alışveriş yaparken istedikleri kıyafetleri tuvalet köşelerinde denemek zorunda kalmaları, oje sürmek gibi küçük bir detaydan dahi men edilmeleri… Dinle yönetilen, egemenliğin bütünüyle erkekte olduğu bu ülkede seçme ve seçilme hakkı bile olmayan kadınların içinde bulundukları durumdan sadece birkaç örnek bunlar... Yönetmen Al-Mansour filmin alt metinleriyle elinden geldiğince mağduriyetin ve geride kalmışlığın altını çiziyor.   Tekrar filmin odak konusuna dönecek olursak, Wadjda bu yasaklara anlam veremeyen hatta olabildiğince direnen, hayal gücü yüksek bir çocuk. Sokakta başı açık geziyor, erkeklerle oyun oynamaktan veya konuşmaktan çekinmiyor, okul kurallarına uymuyor… Ve bir gün mahalle arkadaşıyla girdiği iddia sonucu bir bisikletin peşine düşüyor… Sokakta yürürken bile tacize uğrayabilen kız çocukların ülkesinde elbette “bisiklet süren kız” tabiri çevrenin yapacağı yakıştırmalar nedeniyle aileler için bir sorun teşkil ediyor. Wadjda babası tarafından ciddiye alınmıyor, aynı kurallar ve geleneklerle büyüyen annesiyse buna kesinlikle izin vermiyor. Tabii Wadjda’nın hayallerinin peşinden koşması için bir engel değil bu durum. Ne olursa olsun o bisikleti almalı ve Abdullah’a karşı yarışı kazanmalıdır.   Ailesinden maddi destek alamayan Wadjda’nın karşısına bir fırsat çıkar. Parayı denkleştirebilmek için medresesindeki Kuran Okuma Yarışı’na katılır. Sırf bu yarışı kazanabilmek için hiç eline almadığı Kuran’ı günlerce ezberlemeye çalışır. Çabası meyve verir, sonunda en güzel Kuran okuyan ve sorulara doğru yanıt veren odur. Gel gör ki, kazandığı parayla Wadjda’nın bisiklet alacağını öğrenen medrese müdiresi, bu fikri küçümseyerek parayı Filistinlilere bağışlar. Katı kurallarla pişmiş bir kadının bile acınası derecede sert olabildiğine tanık olduğumuz bu sahne oldukça iç parçalayıcıdır…   Wadjda’nın tozpembe hayalleri bir yana dursun, hayatı hiç de iç acıcı sayılmaz. Annesi erkek çocuk sahibi olamadığı için geleneklere göre baba kuma getirmekle yükümlüdür. Bu durum da haliyle evde gerilime sebep olur. Hikâyedeki olumsuzlukları gereksiz bir yoğunlukta işlese de neyse ki senaryoyu ince ve naif bir mizahla süsleyebiliyor Al-Mansour. Finalde, seyirciye küçük bir sürpriz yapıyor. Wadjda’nın hayaline kavuşma serüvenindeki engellerin altını çiziyor bu şekilde; bir hedefe ulaşmaktansa ona nasıl ulaştığın önemli…   Uzak diyarlarda böyle hayatların hâlâ var olduğunu bilmenin hüznü ve yine de son ana kadar umut edebilmenin güzelliğiyle ayrılıyor seyirci sinemadan.   İyi Seyirler…

Yazar Puanı

Puan - 63%

63%

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
63
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi