Varoluşun Peşinden Giden Bir Gezgin: Bela Tarr 

A torinoi lo (2011)

le-cheval-de-turin-a-torinoi-lo-30-11-2011-3-g

Görüntü yönetmenliğini Alman yönetmen Fred Kelemen’in yaptığı film elbette ki herkes tarafından bilindiği üzere yönetmenin son filmidir. Yine eşiyle birlikye yönettikleri, senaryosunu Laszlo’yla birlikte yazdıkları ve müziklerini yine Mihaly Vig’in yaptığı film özellikle sadece üç oyuncudan oluşan kastıyla dikkat çeker.

“Tanrı öldü! Tanrı’dan geriye bir ölü kaldı. Ve onu öldüren biziz. Hala gölgesi beliriyor uzaklarda. Kendimizi nasıl avutacağız, biz katillerin katilleri? Neydi bıçaklarımızın altında ölümüne kan döken, dünyanın sahip olmuş olduğu bu en kutsal ve en kudretli şey; bu kanı kim silecek üzerimizden? Hangi su var bizi temizleyecek? Hangi teselli şölenlerini, hangi kutsal oyunları icat etmek zorunda kalacağız? Fazla büyük değil mi bize bu davanın yüceliği? Buna layık olmak için birer Tanrı’ya dönüşmeli miyiz? Biz insanlar birer deli değil miyiz? 6 günde yaratılan, 6 günde yok oldu… Geride Allah’ın belası bir dolu soru, ona keza bir dolu düşünce bıraktı…”

Nietzsche’nin gerçek yaşamında bir kırılma noktası olarak anlatılan bir öyküden yola çıkar film. Yolun ortasında durarak hareket etmeye karşı çıkan bir atı kırbaçlayan sahibini gören Nietzsche bir anda ileriye atılarak ata sarılır ve ağlamaya başlar. O gün büyük bir bunalıma giren ünlü düşünür bir daha eski hâline dönemez ve bir akıl hastanesine yerleşir. İşte film tam da atın bu olaydan sonra kendi halindeki kır evine sahibiyle birlikte dönmesiyle başlar. Fakat atın önce hareket etmeye ardındansa yaşamaya karşı inatçı duruşu sahibini ve kızının tüm hayatını ters yüz edecektir.

Kutsal kitaplardaki yaratılış efsanesinde dünyanın altı günde yaratılmasına atıfta bulunan film, bunu sürekli tekrarlayan altı sekansla anlatıyor. Film temelde bir kıyamet senaryosu üzerinden şekilleniyor. Nietzsche’nin nihilizmine çağrışım yapılan bu sahnede; adamın atına karşı sevgisizliği ve bir canlıyı hor görmesi ilk kıyamet alameti olarak yorumlanabilir çünkü at bir bakıma filmin başkarakteri rolünde hayata karşı yaşamamayı tercih eder. İkinci kıyamet alametiyse karakterlerimiz tek düze yaşamlarını sürdürürken yabancı bir kervanın oradan geçmesi ve kuyudan su içmesidir. Bu yorumu biraz daha açarsak, kervanın kuyudan su içmesine karşı adamın dünya nimetlerinin sadece ona ait olduğunu düşünmesi ve bunu bencilce göstermesi kuyunun kurumasına sebep olur. Bir anlamda bu Tanrı’nın insanoğluna verdiği cezadır.

“Laszlo’yle tanışıp arkadaş olduğumuzdan beridir hep üzerine konuştuğumuz biri vardı: Nietzsche. Onun felsefesi ve düşüncesi üzerine yaptığımız tüm o konuşmaların sonunda hep şu cevapsız soruya ulaşıyorduk: “Acaba o ata ne oldu?”… Normalde A londoni ferfi (2007) filminden sonra başka film yapma konusunda hevesimi yitirmiştim. Hatta bayağı bayağı yakın çevreme artık film çekmeyeceğim dahi demeye başlamıştım ama sonunda Lazslo’yla halletmemiz gereken son bir işin daha olduğuna karar verdik. Ve evet artık bundan sonra başka film çekmeyeceğim, artık yolun sonuna geldim.”

Hazırladığımız, birbirinden zengin diğer retrospektiflere buradan ulaşabilirsiniz.

1 2 3 4 5
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi