Hazırlayanlar: Özge Yağmur, Kerem Duymuş

Bela Tarr 21 Temmuz 1955’te Macaristan’ın güneyindeki Pécs şehrinde doğmuş ama yönetmen özellikle kişiliği ve kariyerine de yön verdiğini söyleyebileceğim şehir Budapeşte’de büyümüş. Tarr’ın tarzına yön veren ve sanatını besleyen bir diğer önemli unsur; anne ve babasının hem tiyatro hem sinemayla yakından ilgili olmasıymış diyebiliriz. Annesi 50 yıldan fazla tiyatrolarda suflör olarak çalışırken, babası ise sahne tasarımcısıymış. Yani ikisi de bir şekilde mesleğin içindeymiş. Bu bağlamda şanslı bir çocukluk geçiren Bela, annesi tarafından henüz 10 yaşındayken Tolstoy’un “İvan İlyiç’in Ölümü” adlı eserinin televizyon filmi uyarlaması için Macaristan Ulusal Televizyonu’nda yapılan seçmelere götürmüş. Béla burada rol kaparak kariyerine bir aktör olarak başlamış ama bu uzun sürmemiş. Miklós Jancsó’nun filmi “Szörnyek évadja” dışında bir daha aktörlük yapmayı denememiş. Sinemaya olan tutkusunu fark ettiğinde 16 yaşındaymış ve ilk amatör filmlerini bu yaşta çekmiş. Amatörlük yıllarını yansıtan bu ilk filmler belgesel olmak üzere çoğunlukla Macaristan’daki işçilerin veya yoksul kesimin hayatlarını konu edermiş. Sinema onun için bir hobiymiş aslında, asıl derdi felsefeymiş. Felsefî söylemlerini insanlarla paylaşırken sinemayı bir araç olarak kullanmış da diyebiliriz bir nevi… Çektiği 8 mm’lik kısa filmlerinden sonra, Macaristan Hükümeti Tarr’a ambargo uygulayarak üniversiteye devam etmesine izin vermemiş ama Bela pes etmemiş ve film üretmeyi sürdürmüş.

İlk uzun metrajını 1977 yılında, 22 yaşında çeken Tarr, Csaladi tüzfeszek’in oyuncu kadrosunu amatör oyunculardan oluşturmuş. Oyuncular filme ücretsiz olmak üzere sadece dostluk bağlarıyla destek olmuşlar. Filmin çekimleri 6 günde tamamlanmış. Eleştirmenler John Cassavetes’in tarzından etkiler bulduğunu söyleseler de, Tarr yönetmenin hiçbir filmini izlemediğini söyleyerek onlara cevap vermiş zamanında. 1979 yılında yayınlanan bu filmden sonraki iki filmde de (Szabadgyalog ve Panelkapcsolat) gördüğümüz üzere ufak tefek değişiklikler dışında tarzını aynen devam ettirmiş. Panelkapcsolat başrollerinde profesyonel oyuncuların oynadığı ilk filmidir. 1982’de çektiği William Shakespeare’in Macbeth adlı eserinden uyarladığı televizyon filmi “Macbeth” giriş kısmı 5 dakika, ikinci kısmı ise 67 dakika olmak üzere iki kısımdan oluşmuştur.

İlk dört uzun metrajlı filminin senaryosunu da bizzat kendisi yazan Tarr, Oszi almanach filminden sonra Macar yazar Laszlo Krasznahorkai’yle birlikte Karhozat filminin senaryosunu yazdı. Krasznahorkai’nin Satantango romanının sinema filmine uyarlama tasarısı 7 seneyi aşkın bir süre sonucunda gerçekleşti. 450 dakikalık olağanüstü süresiyle film 1994’te beğenilere sunuldu. Susan Sontag Tarr için, “Modern sinemanın kurtarıcılarından biri.” demiştir ve her sene bir kez Satantango’yu izlemekten memnun olduğunu dile getirmiştir. Satantango’dan sonra 1995’te 35 dakikalık Utazas az Alföldön adlı filmini bitirdi. 5 senelik bir sessizlikten sonra 2000 yılında Werckmeister Harmoniak filmini çekti. Zor şartlar altında çekilen film, eleştirmenler tarafından da beğenildi. Daha sonra Georges Simenon’un aynı adlı romanından uyarladığı A Londoni ferfi’yi yaptı. Filmin 2005’in Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde gösterilmesine karar verildi ama filmin yapımcılarından Humbert Balsan’ın aynı senenin Şubat ayında intihar etmesi üzerine bundan vazgeçildi. Bu olay filmin galası olayın üzerinden 2 yıl sonra, 2007 Cannes Film Festivali’nde yapılıyor. Hemen sonrasında Tarr, son filmi olacağını söylediği A torinio lo isimli film projesinin üzerinde çalışmaya başlıyor. Film, prömiyerini 15 Şubat 2011’de Almanya’da Berlin Uluslararası Film Festivali’nde yapıyor ve daha sonra birçok ülkede çeşitli festivallerde de gösterimi devam ediyor. Torino Atı filmiyle Tarr, 2011 Berlin Uluslararası Film Festivali’nde biri Jüri Büyük Ödülü biri olmak üzere iki ödül alıyor.

Filmlerinin müzikleri genellikle Mihaly Vig tarafından bestelenmiştir. Vig’le birçok alanda işbirliği yaptığı gibi Satantango dâhil birkaç filminde de başrolde oynatmıştır. Tarr ve özellikle Satantango filmi remodernist film akımının öncülerinden kabul edilir. Tarr, Gus Van Sant gibi yönetmenleri özellikle uzun plan sekanslarıyla etkilediği için ve sürekli olarak tarzını belli bir çizgide tutabildiği için bir anlamda auteur kabul edilebilir.

Bela Tarr’ın hayat arkadaşı Agnes Hranitzky’den de bahsetmek gerek. Nitekim Tarr’ın kariyerinde önemli bir payı olan Hranitzky, sineast (sinema meraklısı / film üreticisi) kimliğiyle eşine özellikle plan sekans çalışmalarında yardımcı olmuş. 1985’te Krasznahorkai’nin Satantango’nun senaryosunu ona vermesiyle başlayan heyecanlı yolculukları birçok film setiyle birlikte hayatlarını da birleştirmiş.

Béla Tarr

Bela Tarr sineması dendiğinde hemen aklımıza uzun plan sekansları geliyor hiç kuşkusuz. Ritmi olabilecek en alt seviyeye indirerek tamamen atmosferi ön plana çıkaran bu anlayış içinde Tarr, insanın varoluşuna dair derin sorgulamalara girişir. Özellike Nietzsche orijininde gelişen bu sorgulamalar benin olumsuzlanması yoluyla distopik bir hale bürünür. Bu distopik arka planda yaşanan olaylar her zaman anarşi ve kaos ortamında yaşanıyor gibi görünmesine karşın Tarr, postmodern bir belirlenimcilik anlayışı güder. Bu, kaotik olmayan ama öngörülemez bir belirlenimciliktir. Burada sık sık sistem eleştirisi üzerinden Baudrillard’nın matriksine atıfta bulunur. Fakat her şeyin ötesinde işlemeye devam eden biyo-iktidarın tarihsel bir diyalektik okumasını da gerçekleştirerek “var olan”la “ben” arasına belirsiz ama bir o kadar da güçlü bir çizgi çeker yönetmen. Ona göre kaybediş daha yaratılmayla başlamış medeniyet dediğimiz şey de her şeyi daha da içinden çıkılmaz bir hale sokmuştur. O yüzden yönetmen filmlerine mekan olarak hep ıssız ve sessiz kasabaları seçmiş, hiçbir yere gidemeyen gitse de dönemeyen insanlar tasvir ederek aslında hareketi putlaştırmıştır. Ama en nihayetinde filmlere bir köşesinden dahil olan sirkler, göçebe çingeneler yoluyla yabancı kavramını sorgulamış yersiz-yurtsuzluğa dair bir ön tezde bulunmuştur.

Birçok röportajında da belirttiği üzere Tarr, küçük insanların hikayelerini odağına almış, yol kenarında paltosunun içine sinmiş bir şekilde sigarasını içen adamın hikayesini anlatmayı seçmiştir. Bu açıdan Tarr bazen sıradanları, bazen kaybedenleri bazense zaten kaybetmiş olanları filmlerine taşır ve söylemleri, karanlıklarına gömdüğü o yoğun, vıcık vıcık çamur atmosferinde yeni bakışlara ve algılara hayat verir.

1 2 3 4 5

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi