Varoluşçuluktan bahsederken, varoluşçu felsefenin en önemli temsilcilerinden Sartre’dan bahsetmek gerekiyor. Jean-Paul Sartre, romandan denemeye, tiyatro oyunundan içinde yer aldığı eylemlere kadar çok yönlü ve felsefesini varoluşçuluk üzerine şekillendirmiş ve dünyaya bu konuda büyük katkılarda bulunmuş Fransız bir düşünür. Simone de Beauvoir ile birlikte birbirlerinin hem yol arkadaşları olmuş hem de dünyayı birlikte istedikleri gibi şekillendirmeye çalışmışlardır. Sartre’ın olduğu yerde Beauvoir’dan Beauvoir’nın olduğu yerde Sartre’den söz etmemek tam da bu sebeple çok doğru olmaz. Çünkü birlikte birbirlerini şekillendirmiş felsefe tarihinin iki önemli isminden bahsediyoruz. Tüm bunlar bir yana Sartre genellikle pessimist görülen ancak kendisinin bir noktada optimist olduğunu iddia ettiği varoluşçu felsefe, Sartre’ın o dönemde içinde bulunduğu özgürlük mücadelesi ve Marxist tavırla da birleşince aslında bir yandan devinimci bir noktaya da bürünmüş oldu.

İnsanın önce insan olarak yani bir varlık olarak var olduğunu sonrasında ise seçimleri ve kararlarıyla öz’ünü oluşturduğunu vurgulayan Sartre, felsefesini basitçe açıklamak için şöyle örnekler:

“Örneğin savaş zamanı bir genç askere çağırılmaktadır. ama aynı zamanda hasta olan annesi yatalaktır. bu durumda çocuğun seçimleri önemlidir. çocuk anne sevgisi dolu olduğu için evde kalacak ya da ülke sevgisi dolu olduğu için askere gidecek değildir. çocuk, askere gittiği için ülke sevgisi ile dolmuş olacak ya da annesi ile kaldığı için anne sevgisi ile dolmuş olacaktır.”

Peki varoluşçu felsefe filmlerde neden bu denli sık karşımıza çıkıyor ve filmin anlatı yapısına başarılı bir şekilde yedirildiğinde neden bu filmler sinemanın en unutulmaz filmlerinden biri olarak hafızalarımızda yerini alıyor? Bunun sebebi insanın en başından beri en büyük soru işaretini varlığının amacına yüklemesi olarak açıklanabilir. Kendi sorgulamalarımızı, kendi varoluş krizlerimizi beyazperdede gördüğümüz karakterler aracılığıyla doğrulamanın bizlere bir çeşit rahatlama/katharsis yaşatıyor olma ihtimali yüksek.

Varoluşçu filmlerin başarılı sahnelerinin bir araya getirildiği videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz.

The Cinematic Beauty of Existential Dread from Paul Bland on Vimeo.

Videoda yer alan filmler;

– L’Avventura (1960, Michelangelo Antonioni)
– Lost in Translation (2003, Sofia Coppola)
– Red Desert (1964, Michelangelo Antonioni)
– Stalker (1979, Andrei Tarkovsky)
– Taste of Cherry (1997, Abbas Kiarostami)
– The Assassin (2015, Hou Hsiao-Hsien)
– The Seventh Seal (1957, Ingmar Bergman)
– The Turin Horse (2011, Béla Tarr and Ágnes Hranitzky)
– The Tree of Life (2011, Terrence Malick)
– Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives (2010, Apichatpong Weerasethakul)
– Winter Sleep (2014, Nuri Bilge Ceylan)

Kaynak: NoFilmSchool

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi