Leon, The Fifth Element ve Lucy gibi yapımlarıyla gönlümüzde taht kuran Fransız yönetmen Luc Besson imzası taşıyan Valerian and the City of a Thousand Planets - Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu; bir neslin sanatçı, yazar ve film yapımcısına ilham kaynağı olan çizgi roman serisi Valérian and Laureline’den beyazperdeye uyarlandı. Henüz yapım öncesinde büyük ilgi gören ve merakla beklenen film yaklaşık 200 milyon dolarlık bütçesiyle de Fransa’nın ve dahi Avrupa’nın en pahalı yapımı olarak sinema tarihi kayıtlarına geçmiş bulunmakta. Her ne kadar şu an bütçesinin oldukça gerisinde bir hasılat elde etmiş olsa da umudu kesmemek gerek. Kullanılan görsel efekt sayısıyla da bir rekora imza atan (2734 görsel efekt sayısı ile tüm zamanların rekoru) ve yarattığı sinematik evreniyle kendine bir kez daha hayran bırakmayı başaran Luc Besson, senaryodaki birtakım fazlalıklar ve bariz klişeler dışında, seyircisini görsel hazzın uç noktalarında bir uzay şölenine davet ediyor. İlk kez 1967 yılında yayımlanan ve Star Wars’tan Avatar’a dek birçok filme ilham kaynağı olduğu söylenen Fransız bilim-kurgu çizgi roman serisi Valérian and Laureline’in 50. yılına özel denk gelecek şekilde vizyona giren Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu, Luc Besson’un kariyeri için de özel bir önem teşkil ediyor. Neticede, yaklaşık 20 yıl önce çektiği The Fifth Element filminde de kendisine ilham kaynağı olmuş bir seriden bahsediyoruz. Teknolojik ve ekonomik yetersizlikler dolayısıyla kafasındaki evreni sinematik düzleme yansıtmak için tam 20 yıl beklemek de büyük bir sabır ve titizlik göstergesi olsa gerek; ki sırf Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu’ndaki 200 farklı uzaylı türünü görselleştirmek ve bu türlerin detaylı özelliklerini tanıtmak için 600 sayfalık bir kitap da yazmış Besson. Peki tüm bu emek başarıya ulaşmış mı? Filmin senaryosunu tek başına yazmaya girişen Besson muhtemelen atlamak istemediği ve bir şekilde filmde de görmek istediği detayların göze çarpan fazlalığı sebebiyle yer yer seyir zevkimizin düşmesine sebep oluyor. Belki sırf filmin senaryosu için özel bir ekip oluşturup senaryoyu o ekiple birlikte yazsaymış, Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu’nu 21. yüzyılın Blade Runner’ı olarak bile ilan edebilirdik. Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu: Görsel Hazzın Uç Noktalarında Bir Uzay Şöleni! Gelelim filmin konusuna; henüz açılış sahnesinde 900 yıl içinde temelleri atılan ve inşa edilen; evrendeki bin gezegene ve binlerce farklı türe ev sahipliği yapan gökada metropolü Alpha’nın doğuşuna ve gelişimine tanıklık ederiz. 28. yüzyılda Alpha şehri evrenin her yerinden gelen türlerin bilgilerini, kültürlerini, teknolojilerini, yeteneklerini ve kaynaklarını birbirleriyle paylaştıkları ve evreni daha iyi bir yer haline getirmek ve iyileştirmek için çabaladıkları çok kültürlülüğün hakim olduğu bir metropoldür. Valerian (Dane DeHaan) ve Laureline (Cara Delavingne) ise tüm evrenin düzenini sağlayan insan gezegeni hükümeti için çalışan özel ajanlardır. Alpha'nın merkezinde, Bin Gezegenler İmparatorluğu’nun barışçıl varlığını tehdit eden bir gizem ortaya çıkar ve Valerian ile Laureline, bu yaklaşan tehlikeyi tespit etmek ve sadece Alpha'yı değil, evrenin geleceğini korumak için kendilerini amansız bir savaşın içinde bulurlar. Yalnızca Dane DeHaan ve Cara Delavingne’in varlığıyla değil Clive Owen’dan sürpriz rolleriyle karşımıza çıkan Ethan Hawke’a ve hatta Rihanna’ya dek uzanan geniş bir yelpazedeki oyuncu kadrosuyla da göz dolduran Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu; yer yer klişelere düşse de Besson’un hiperaktifliklerle dolu mizah yapısının da ön…

Yazar Puanı

puan - 68%

68%

Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu, sadece CGI teknolojisiyle yaratılmış görkemli bir sinematik evrenin peşinden gitmek ve görselliğe yaslanarak hikayenin içini boşaltmak yerine politik alt metnini de gerçekçi bir düzlemde kurmuş.

Kullanıcı Puanları: 3.61 ( 4 votes)
68

Leon, The Fifth Element ve Lucy gibi yapımlarıyla gönlümüzde taht kuran Fransız yönetmen Luc Besson imzası taşıyan Valerian and the City of a Thousand Planets – Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu; bir neslin sanatçı, yazar ve film yapımcısına ilham kaynağı olan çizgi roman serisi Valérian and Laureline’den beyazperdeye uyarlandı. Henüz yapım öncesinde büyük ilgi gören ve merakla beklenen film yaklaşık 200 milyon dolarlık bütçesiyle de Fransa’nın ve dahi Avrupa’nın en pahalı yapımı olarak sinema tarihi kayıtlarına geçmiş bulunmakta. Her ne kadar şu an bütçesinin oldukça gerisinde bir hasılat elde etmiş olsa da umudu kesmemek gerek. Kullanılan görsel efekt sayısıyla da bir rekora imza atan (2734 görsel efekt sayısı ile tüm zamanların rekoru) ve yarattığı sinematik evreniyle kendine bir kez daha hayran bırakmayı başaran Luc Besson, senaryodaki birtakım fazlalıklar ve bariz klişeler dışında, seyircisini görsel hazzın uç noktalarında bir uzay şölenine davet ediyor.

İlk kez 1967 yılında yayımlanan ve Star Wars’tan Avatar’a dek birçok filme ilham kaynağı olduğu söylenen Fransız bilim-kurgu çizgi roman serisi Valérian and Laureline’in 50. yılına özel denk gelecek şekilde vizyona giren Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu, Luc Besson’un kariyeri için de özel bir önem teşkil ediyor. Neticede, yaklaşık 20 yıl önce çektiği The Fifth Element filminde de kendisine ilham kaynağı olmuş bir seriden bahsediyoruz. Teknolojik ve ekonomik yetersizlikler dolayısıyla kafasındaki evreni sinematik düzleme yansıtmak için tam 20 yıl beklemek de büyük bir sabır ve titizlik göstergesi olsa gerek; ki sırf Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu’ndaki 200 farklı uzaylı türünü görselleştirmek ve bu türlerin detaylı özelliklerini tanıtmak için 600 sayfalık bir kitap da yazmış Besson. Peki tüm bu emek başarıya ulaşmış mı? Filmin senaryosunu tek başına yazmaya girişen Besson muhtemelen atlamak istemediği ve bir şekilde filmde de görmek istediği detayların göze çarpan fazlalığı sebebiyle yer yer seyir zevkimizin düşmesine sebep oluyor. Belki sırf filmin senaryosu için özel bir ekip oluşturup senaryoyu o ekiple birlikte yazsaymış, Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu’nu 21. yüzyılın Blade Runner’ı olarak bile ilan edebilirdik.

Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu: Görsel Hazzın Uç Noktalarında Bir Uzay Şöleni!

Gelelim filmin konusuna; henüz açılış sahnesinde 900 yıl içinde temelleri atılan ve inşa edilen; evrendeki bin gezegene ve binlerce farklı türe ev sahipliği yapan gökada metropolü Alpha’nın doğuşuna ve gelişimine tanıklık ederiz. 28. yüzyılda Alpha şehri evrenin her yerinden gelen türlerin bilgilerini, kültürlerini, teknolojilerini, yeteneklerini ve kaynaklarını birbirleriyle paylaştıkları ve evreni daha iyi bir yer haline getirmek ve iyileştirmek için çabaladıkları çok kültürlülüğün hakim olduğu bir metropoldür. Valerian (Dane DeHaan) ve Laureline (Cara Delavingne) ise tüm evrenin düzenini sağlayan insan gezegeni hükümeti için çalışan özel ajanlardır. Alpha’nın merkezinde, Bin Gezegenler İmparatorluğu’nun barışçıl varlığını tehdit eden bir gizem ortaya çıkar ve Valerian ile Laureline, bu yaklaşan tehlikeyi tespit etmek ve sadece Alpha’yı değil, evrenin geleceğini korumak için kendilerini amansız bir savaşın içinde bulurlar.

Yalnızca Dane DeHaan ve Cara Delavingne’in varlığıyla değil Clive Owen’dan sürpriz rolleriyle karşımıza çıkan Ethan Hawke’a ve hatta Rihanna’ya dek uzanan geniş bir yelpazedeki oyuncu kadrosuyla da göz dolduran Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu; yer yer klişelere düşse de Besson’un hiperaktifliklerle dolu mizah yapısının da ön planda olduğu bir film. Nitekim benzer bir mizaha The Fifth Element’te ve hatta Leon’da da şahit olmuştuk. Özellikle filmin ilk yarısında karakterlerimizin boyutlararası devasa bir pazarın içinde yaşadıkları kaçma-kovalamaca sahneleri ve bu uzay pazarının görkemli sinematik izdüşümünün akıllara Blade Runner’ı ve The Fifth Element’i getirmemesi neredeyse imkansız. Geçmişte bir tür soykırıma maruz kalan Mül Gezegeni canlılarının tasviri ise zihinlerde Avatar izlenimi yaratıyor.

Soykırım demişken; Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu’nun politik ve eleştirel katmanda keskin biçimde göze çarpan bir duruşu var. En başta şunu dile getirmek gerekir ki Luc Besson kendiyle barışık ve derdini anlatan bir film koymuş ortaya. Sadece CGI teknolojisiyle yaratılmış görkemli bir sinematik evrenin peşinden gitmek ve görselliğe yaslanarak hikayenin içini boşaltmak yerine politik alt metnini de gerçekçi bir düzlemde kurmuş. Dünyayı ve hatta evreni bir çöp haline getiren, doğayı ve atmosferi tüketen ve tüketme hırsıyla dolu insan türünün güç istenci için yaptığı tüm işgüzarlıkları, kendinden olmayanı ötekileştirme ve en nihayetinde yok etme gayesini de açık bir biçimde ortaya koymuş. Ama gönül isterdi ki; Besson bir takım gereksiz ayrıntılarla filmin süresini uzatacağına bu tür politik hamlelere daha fazla yer ayırsın. İnsanın ikircikli yapısını, kendinden olmayanı dışlama politikası güderek yarattığı düşman algısını ve yarattığı düşmanı yok etmek için ortalığı galeyana getirip kendini haklı çıkarma ihtirasını anlatmak adına çok güçlü bir hikayeye sahip olan Besson, senaryosunu bu temeller üzerine kurabilseymiş Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu tadından yenmez bir film olurmuş.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi