Daha önceki işleriyle Dardenne kardeşlerin çizgisinde ilerleyen Fransız yönetmen Cédric Kahn’ın son filmi Vahşi Yaşam -Vie sauvage, yine (Deleuzeyen bir tabirle) çeperde dolaşanların hikayesini anlatıyor. Ama yönetmenin daha önceki işleriyle kıyasladığımızda, bu sefer ortaya konan söylemlerdeki derinlik çok daha üst seviyede.

Çocuklarının vesayeti annesine verilen Paco, (doğu mistisizmine olan inancı dolayısıyla Philippe’in kendi verdiği ad) içinde bulunduğu durumu kabullenemez ve çocuklarını geri almak ister. Fakat mahkeme kararı gereği kanunen bu mümkün değildir. Her ne kadar çocuklar da babalarına gitmek isteseler de henüz on sekiz yaşında olmadıkları için herhangi bir söz hakları yoktur. Peki bu durumda ne olacaktır? Elbette legal ve illegal olmak üzere birçok seçenek var ama meseleye Lawrence Kohlberg’in ahlaki gelişim teorisi açısında bakarsak filmde yapılan seçimin, ortaya konan söylemle ne kadar uyuştuğunu çok daha kolay fark edebiliriz. Kohlberg oluşturduğu ahlaki gelişim basamaklarıyla insanların olaylara yaklaşımlarını kategorize ederek, onların ahlaki açıdan hangi seviyede olduklarını anlamaya çalışır. Bu açıdan gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası diye üç sınıflandırma yapıp bunları da iki alt dala ayırır. Örneğin bu bahsettiğimiz durumda bireylerin mahkeme kararına uyma eğilimi geleneksel dönemin ikinci basamağında bulunur. Bu basamağın kapsamı, bireylerin kanunun üstünlüğünü mutlak kabul etmeleriyle açıklanır. Filmdeyse Paco kanunları sorgular ve kendi evrensel ahlak ilkeleri gereği çocuklarını kaçırıp onlarla birlikte polislerden gizlenen bir hayat yaşamaya başlar. Bu durum Kohlberg’in teorisindeki en üst basamaktır, yani mutlak olan hiçbir değer yoktur. Ama bu olumsuz bir anlamda değil tam tersi hümanist bir bakış açısıyla savunulan bir, olması gerekendir.

Vahşi Yaşam, kısa bir girişten sonra tamamen Paco ve iki oğlunun polisten kaçarak kurdukları hayatı anlatıyor. Ama burada sıradan, kaçak hayatı ve bunu yarattığı gerilim filmin temelini oluşturmuyor. Tam tersine özellikle hukuk sistemi ve anarşizm üzerine bolca elle tutulur şey söylüyor film. Ayrıca bunları sinemasal olarak anlatış şekli de üzerine birkaç kelam edilmesi gereken bir mevzu. Ama önce oldukça iç içe ve karışık olduğu için anarşist ve hukuksal söylemlere değinmek istiyorum.

Paco ve çocukları ilk başlarda gizli bir şekilde hayatlarını sürerken bir yandan da kırsal kesimdeki işlerde çalışarak hayatlarını kazanırlar. Ama mesele sadece hayatta kalmak değildir, zaten zamanla da işler yoluna girince kendilerini tümden sistemin içinden çekerek komün hayatına yönelirler. İşte burada film de baştaki hukuksal çatışmayı derinlemesine anlamlandırmaya başlar. Paco, Mihail Bakunin’in ortaya koyduğu kolektivist anarşizme paralel bir düşünceye sahiptir. Paranın olmadığı ve insanların karşılıklı ihtiyaçlarını gidermek amacıyla bir araya geldiği, devletsiz bir toplum modelidir kısaca bu. Bu açıdan özellikle küpe üzerinden daha da belirgin hale gelen, 68 kuşağının varoluşsal olarak sırtını dayadığı doğu mistisizmiyle olan bağı da tarihsel süreç içinde tutarlı bir hale bürünüyor. Çünkü doğu (özellikle Hint) felsefesinde küpe bağlılık, boyun eğme gibi anlamlara gelmektedir. Boyun eğmeden bahsediyorsak zaten iktidar kavramı tanımı gereği doğrudan meseleye de dahil olmuş oluyor. Bu açıdan anarşist düşünce üzerinden, küpe metaforu da yalnızca kendine bağlılık gibi yorumlanabilir sanırım, özellikle de devlet yani iktidarla olan mücadele düşünüldüğünde.

Bu arada bir parantez açarak hukuk kavramıyla ilgili olarak, İtalyan düşünür Giorgio Agamben’in söylediklerine bakmak yerinde olacaktır. Çünkü Agamben hukuku normalden daha farklı bir şekilde tanımlar. Ona göre hukukun amacı doğruyu ya da yanlışı bulmak değil yargıda bulunmaktır. Bu açıdan hukuktan bir adalet sistemi olarak bahsedilmesi oldukça ironiktir. Amacı olan bu yargıda bulunma meselesiyse, temelde egemen düşüncesiyle oluşmaktadır. Yani hukuk egemenlik kavramı üzerinden iktidarla yan yana gitmektedir. Bu açıdan aslında Paco ve çocukları suçlu oldukları için kaçmazlar; kaçtıkları için suçludurlar, hukukun ve iktidarın egemenliğine “boyun eğmedikleri” için.

Tüm bu; anarşist yaşam şekli, evrensel ahlaki bakış açısı ve hukukun egemenliğine “boyun eğme”me meselelerini bir araya getirdiğimizde Vahşi Yaşam’ın sosyolojik söylemleriyle bir külliyata dönüştüğünü söylemek sanırım yanlış olmaz.

Yazımızın başında bahsettiğimiz, yönetmenin Dardenne kardeşlerin izinden gitmesi durumu da sinemasal yaklaşım olarak ortaya konan söylemlerin pratikleşmesi açısından birçok yerde tutarlı bir yapıya bürünüyor. Özellikle kamera hareketleri ve kurgu tekniğinde uygulanan “görüyorum” yaklaşımı ortaya konan söylemin didaktikliğini yıkmak adına önemli bir mevzu. (Bu açıdan olayın zaten yaşanamış bir hikayeden uyarlanıyor olması da gayet tutarlı bir anlama evriliyor.) Nihayetinde Dardenne’ler aslında bize Avrupa’da olanları göstermeyi amaçlamıyorlar; amaçları, yaşananları görmek! Aradaki fark tam da söylem ve pratik arasındaki farktan doğuyor bu açıdan. İşte Vahşi Yaşam da aynı yol üzerinde ilerliyor ama özellikle sonlara doğru bazı kısımlarda beklenmedik kurgusal hamleler kendini gösteriyor ki bunlar ister istemez filmi oldukça sert bir şekilde yaralıyor.

Vahşi Yaşam’ı sosyolojik bir görme deneyimi olarak tanımlamak yanlış olmaz sanırım. Üstelik bunu didaktik ve soğuk bir anlatıdan uzakta, samimi bir büyüme hikayesiyle bir arada yapma gibi bir başarı da gösteriyor. Şayet yönetmen ortaya koyduğu yaklaşımda biraz daha cesur olsaymış çok daha görkemli bir filmle karşılaşabilirmişik ama bu haliyle bile insana bambaşka kapılar açıyor olması çok önemli ve de değerli.

Daha önceki işleriyle Dardenne kardeşlerin çizgisinde ilerleyen Fransız yönetmen Cédric Kahn’ın son filmi Vahşi Yaşam -Vie sauvage, yine (Deleuzeyen bir tabirle) çeperde dolaşanların hikayesini anlatıyor. Ama yönetmenin daha önceki işleriyle kıyasladığımızda, bu sefer ortaya konan söylemlerdeki derinlik çok daha üst seviyede. Çocuklarının vesayeti annesine verilen Paco, (doğu mistisizmine olan inancı dolayısıyla Philippe’in kendi verdiği ad) içinde bulunduğu durumu kabullenemez ve çocuklarını geri almak ister. Fakat mahkeme kararı gereği kanunen bu mümkün değildir. Her ne kadar çocuklar da babalarına gitmek isteseler de henüz on sekiz yaşında olmadıkları için herhangi bir söz hakları yoktur. Peki bu durumda ne olacaktır? Elbette legal ve illegal olmak üzere birçok seçenek var ama meseleye Lawrence Kohlberg’in ahlaki gelişim teorisi açısında bakarsak filmde yapılan seçimin, ortaya konan söylemle ne kadar uyuştuğunu çok daha kolay fark edebiliriz. Kohlberg oluşturduğu ahlaki gelişim basamaklarıyla insanların olaylara yaklaşımlarını kategorize ederek, onların ahlaki açıdan hangi seviyede olduklarını anlamaya çalışır. Bu açıdan gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası diye üç sınıflandırma yapıp bunları da iki alt dala ayırır. Örneğin bu bahsettiğimiz durumda bireylerin mahkeme kararına uyma eğilimi geleneksel dönemin ikinci basamağında bulunur. Bu basamağın kapsamı, bireylerin kanunun üstünlüğünü mutlak kabul etmeleriyle açıklanır. Filmdeyse Paco kanunları sorgular ve kendi evrensel ahlak ilkeleri gereği çocuklarını kaçırıp onlarla birlikte polislerden gizlenen bir hayat yaşamaya başlar. Bu durum Kohlberg’in teorisindeki en üst basamaktır, yani mutlak olan hiçbir değer yoktur. Ama bu olumsuz bir anlamda değil tam tersi hümanist bir bakış açısıyla savunulan bir, olması gerekendir. Vahşi Yaşam, kısa bir girişten sonra tamamen Paco ve iki oğlunun polisten kaçarak kurdukları hayatı anlatıyor. Ama burada sıradan, kaçak hayatı ve bunu yarattığı gerilim filmin temelini oluşturmuyor. Tam tersine özellikle hukuk sistemi ve anarşizm üzerine bolca elle tutulur şey söylüyor film. Ayrıca bunları sinemasal olarak anlatış şekli de üzerine birkaç kelam edilmesi gereken bir mevzu. Ama önce oldukça iç içe ve karışık olduğu için anarşist ve hukuksal söylemlere değinmek istiyorum. Paco ve çocukları ilk başlarda gizli bir şekilde hayatlarını sürerken bir yandan da kırsal kesimdeki işlerde çalışarak hayatlarını kazanırlar. Ama mesele sadece hayatta kalmak değildir, zaten zamanla da işler yoluna girince kendilerini tümden sistemin içinden çekerek komün hayatına yönelirler. İşte burada film de baştaki hukuksal çatışmayı derinlemesine anlamlandırmaya başlar. Paco, Mihail Bakunin’in ortaya koyduğu kolektivist anarşizme paralel bir düşünceye sahiptir. Paranın olmadığı ve insanların karşılıklı ihtiyaçlarını gidermek amacıyla bir araya geldiği, devletsiz bir toplum modelidir kısaca bu. Bu açıdan özellikle küpe üzerinden daha da belirgin hale gelen, 68 kuşağının varoluşsal olarak sırtını dayadığı doğu mistisizmiyle olan bağı da tarihsel süreç içinde tutarlı bir hale bürünüyor. Çünkü doğu (özellikle Hint) felsefesinde küpe bağlılık, boyun eğme gibi anlamlara gelmektedir. Boyun eğmeden bahsediyorsak zaten iktidar kavramı tanımı gereği doğrudan meseleye de dahil olmuş oluyor. Bu açıdan anarşist düşünce üzerinden, küpe metaforu da yalnızca kendine bağlılık gibi yorumlanabilir sanırım, özellikle de devlet yani iktidarla olan mücadele düşünüldüğünde. Bu arada bir parantez açarak hukuk kavramıyla ilgili olarak, İtalyan düşünür Giorgio Agamben’in söylediklerine bakmak yerinde olacaktır. Çünkü Agamben hukuku normalden daha farklı bir şekilde tanımlar. Ona göre hukukun amacı doğruyu ya da yanlışı bulmak değil yargıda bulunmaktır.…

Yazar Puanı

Puan - 83%

83%

Vahşi Yaşam’ı sosyolojik bir görme deneyimi olarak tanımlamak yanlış olmaz sanırım.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
83
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi