Müziğe olan tutkusu, Tarık’a olan aşkıyla birleşen taşralı kız Hatice’nin hızlı gelen şöhretinin bedellerini anlatırken Yeşilçam’a gönül bağını yeni bir tasvirle sunmayı ihmal etmeyen Irmak, dramatik yapıyı arka planda işlenen abla-kardeş bağlamıyla yani yine önceki filmlerini anımsatan aile ilişkileriyle kuruyor.

70li yıllar Türkiye’sinin ve o yılları saran moda ruhunun gerek kostümler gerek afişler ve gazete kupürleriyle görselleştirilmiş olması yedinci sanat söz konusu olduğunda iyi bir ekiple çalışıldığında nasıl sonuçlar ortaya çıkabileceğinin göstergesi diyebiliriz. Ülkemizin en başarılı görüntü yönetmenlerinden Gökhan Tiryaki’nin yanı sıra sanat yönetmeni Soydan Kuş’u anmakta ve hatta 70’ler ruhunu film için bestelediği şarkılarla yakalayabilmiş Kenan Doğulu’nun da başarısından söz etmekte fayda var. Bu isimler, hem güldüren hem ağlatabilen naif hikâyeleriyle bildiğimiz ve benimsediğimiz bir hikâye anlatıcısı olan Irmak’ın ekibine çok yakışmış. Sadece Unkapanı piyasası tasviri bile dikkatle izlediğimizde bu uyumu gözler önüne seriyor.

Oyuncu kadrosundan özellikle bahsetmek gerekiyor. Henüz dört yıllık kariyerinde başarılı performanslarıyla adından söz ettiren Farah Zeynep Abdullah, son iki yılda rol aldığı “Kelebeğin Rüyası” ve “Bir Küçük Eylül Meselesi” filmlerindeki doğal güzelliğinden, akıcı oyunculuğundan ve heyecanından bir şey kaybetmediği gibi; izlemekten keyif aldığımız bir isme dönüşerek sinemamızın ihtiyacı olduğu “aranan kan” tabirine bir adım daha yaklaşıyor. Şarkıları bizzat seslendiriyor olması da bu sonuca ulaşmamda elbette büyük rol oynuyor. Yine popüler kültür ürünü bir yerli diziyle adından söz ettirmeye başlayan Kerem Bürsin’in ise Abdullah’a kıyasla çok yol kat etmesi gerekiyor. Doğru projelerde, yönetmenle uyum içerisinde çalışmaya devam ettikçe neden olmasın? Bir diğer isim, esas oğlan Mehmet Günsur için söyleyebileceğim tek şey seyircinin hakkında çok fazla bilgi sahibi olması diyebilirim, yaşı gibi mesela… Elbette bu formunu ve performansını koruyan oyuncuyu beyazperdede keyifle izlemeye engel değil. Oyuncu-yönetmen uyumu söz konusu olduğunda aklıma ilk gelen isim olan Irmak, bu uyumu Hanife karakterinin gençliğini canlandıran Gözde Çığacı ile “Çemberimde Gül Oya” adlı dizisinde de birlikte çalıştığı başarılı tiyatrocu Işıl Yücesoy ikilisiyle yakalıyor. Gözde Çığacı isminin altını çizelim, yavaş fakat sağlam adımlar attığı bir kariyer sürecinde görünüyor. Yönetmenin dört filminde daha izlediğimiz Hümeyra ise müzik kariyerini oyunculukla taçlandırırken en çok bu filmden zevk almış olsa gerek, tatlı heyecanı görülmeye değerdi.

Yönetmenin taşraya yaklaşımını, plak sevdasını, İzmir tutkusunu Irmak’ı tanıyıp da bilmeyen yoktur. Her filmde olduğu gibi, özlem duyduğumuz birçok duyguyu tebessüme dönüştürebiliyor. Sosyal medyadaki bir fotoğraf paylaşım sitesinde oldukça aktif olan yönetmen, bu hobisini mizahi bir yaklaşımla filme yedirmekten geri durmuyor.  Mehmet Erdem, Mavi ve Model gibi son dönem şarkıcılara da bir anlamda destek olan Irmak’ın, filmdeki tek eksiği Hanife karakterini biraz yalnız bırakıyor olması… En azından seyirciye karşı… Final sahnesindeki özre kadar karakterle güçlü hiçbir bağ kuramıyoruz çünkü. İçimizde kalması için bilinçli bir hamleyse o başka tabii, sonuç olarak film bittiğinde Hanife ne yaşadı, ne yaşayamadı sorusunun cevabını somut bir şekilde veremiyoruz. Kim bilir asıl kahraman oydu belki de…

Hikâyeye paralel giden geçmiş ve şimdiki zamanlı anlatı dili ise iyi işlenmiş kurguyla dramatik yapıyı kuvvetlendiriyor. Hümeyra’nın canlandırdığı Hatice’nin, hastalığından mütevellit (Alzheimer) bir sabah ezanı vakti sokağa çıktığı sahne yönetmenin “Babam ve Oğlum” filmindeki o meşhur sekansıyla akraba olsa gerek, aynı tedirginliği aynı mayhoşluğu tattırıyor seyirciye.

Filmden bir replikle yazıma son verirken –ki duyduğunuzda acı bir tebessüme dönüşecek- keyifli seyirler diliyorum.

“Çünkü kendimi hür hissetmiyorum.”

Müziğe olan tutkusu, Tarık’a olan aşkıyla birleşen taşralı kız Hatice’nin hızlı gelen şöhretinin bedellerini anlatırken Yeşilçam’a gönül bağını yeni bir tasvirle sunmayı ihmal etmeyen Irmak, dramatik yapıyı arka planda işlenen abla-kardeş bağlamıyla yani yine önceki filmlerini anımsatan aile ilişkileriyle kuruyor. 70li yıllar Türkiye’sinin ve o yılları saran moda ruhunun gerek kostümler gerek afişler ve gazete kupürleriyle görselleştirilmiş olması yedinci sanat söz konusu olduğunda iyi bir ekiple çalışıldığında nasıl sonuçlar ortaya çıkabileceğinin göstergesi diyebiliriz. Ülkemizin en başarılı görüntü yönetmenlerinden Gökhan Tiryaki’nin yanı sıra sanat yönetmeni Soydan Kuş’u anmakta ve hatta 70'ler ruhunu film için bestelediği şarkılarla yakalayabilmiş Kenan Doğulu’nun da başarısından söz etmekte fayda var. Bu isimler, hem güldüren hem ağlatabilen naif hikâyeleriyle bildiğimiz ve benimsediğimiz bir hikâye anlatıcısı olan Irmak’ın ekibine çok yakışmış. Sadece Unkapanı piyasası tasviri bile dikkatle izlediğimizde bu uyumu gözler önüne seriyor. Oyuncu kadrosundan özellikle bahsetmek gerekiyor. Henüz dört yıllık kariyerinde başarılı performanslarıyla adından söz ettiren Farah Zeynep Abdullah, son iki yılda rol aldığı “Kelebeğin Rüyası” ve “Bir Küçük Eylül Meselesi” filmlerindeki doğal güzelliğinden, akıcı oyunculuğundan ve heyecanından bir şey kaybetmediği gibi; izlemekten keyif aldığımız bir isme dönüşerek sinemamızın ihtiyacı olduğu “aranan kan” tabirine bir adım daha yaklaşıyor. Şarkıları bizzat seslendiriyor olması da bu sonuca ulaşmamda elbette büyük rol oynuyor. Yine popüler kültür ürünü bir yerli diziyle adından söz ettirmeye başlayan Kerem Bürsin’in ise Abdullah’a kıyasla çok yol kat etmesi gerekiyor. Doğru projelerde, yönetmenle uyum içerisinde çalışmaya devam ettikçe neden olmasın? Bir diğer isim, esas oğlan Mehmet Günsur için söyleyebileceğim tek şey seyircinin hakkında çok fazla bilgi sahibi olması diyebilirim, yaşı gibi mesela… Elbette bu formunu ve performansını koruyan oyuncuyu beyazperdede keyifle izlemeye engel değil. Oyuncu-yönetmen uyumu söz konusu olduğunda aklıma ilk gelen isim olan Irmak, bu uyumu Hanife karakterinin gençliğini canlandıran Gözde Çığacı ile “Çemberimde Gül Oya” adlı dizisinde de birlikte çalıştığı başarılı tiyatrocu Işıl Yücesoy ikilisiyle yakalıyor. Gözde Çığacı isminin altını çizelim, yavaş fakat sağlam adımlar attığı bir kariyer sürecinde görünüyor. Yönetmenin dört filminde daha izlediğimiz Hümeyra ise müzik kariyerini oyunculukla taçlandırırken en çok bu filmden zevk almış olsa gerek, tatlı heyecanı görülmeye değerdi. Yönetmenin taşraya yaklaşımını, plak sevdasını, İzmir tutkusunu Irmak’ı tanıyıp da bilmeyen yoktur. Her filmde olduğu gibi, özlem duyduğumuz birçok duyguyu tebessüme dönüştürebiliyor. Sosyal medyadaki bir fotoğraf paylaşım sitesinde oldukça aktif olan yönetmen, bu hobisini mizahi bir yaklaşımla filme yedirmekten geri durmuyor.  Mehmet Erdem, Mavi ve Model gibi son dönem şarkıcılara da bir anlamda destek olan Irmak’ın, filmdeki tek eksiği Hanife karakterini biraz yalnız bırakıyor olması… En azından seyirciye karşı… Final sahnesindeki özre kadar karakterle güçlü hiçbir bağ kuramıyoruz çünkü. İçimizde kalması için bilinçli bir hamleyse o başka tabii, sonuç olarak film bittiğinde Hanife ne yaşadı, ne yaşayamadı sorusunun cevabını somut bir şekilde veremiyoruz. Kim bilir asıl kahraman oydu belki de… Hikâyeye paralel giden geçmiş ve şimdiki zamanlı anlatı dili ise iyi işlenmiş kurguyla dramatik yapıyı kuvvetlendiriyor. Hümeyra’nın canlandırdığı Hatice’nin, hastalığından mütevellit (Alzheimer) bir sabah ezanı vakti sokağa çıktığı sahne yönetmenin “Babam ve Oğlum” filmindeki o meşhur sekansıyla akraba olsa gerek, aynı tedirginliği aynı mayhoşluğu tattırıyor seyirciye. Filmden bir replikle yazıma son…

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

Çağan Irmak her filminde olduğu gibi, özlem duyduğumuz birçok duyguyu tebessüme dönüştürebiliyor.

Kullanıcı Puanları: 3.83 ( 15 votes)
68
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi