Avrupa kıtasının ihtişamlı tarihi, romanların yanı sıra sinema sektörünün de adeta kurtarıcısı olmuştur.  Birçok senarist ve yönetmenin yaşanmış olaylara kendi yorumlarını katarak -başarılı veya başarısız- sayısız film denemesi yaptığını bir bakışta söyleyebiliriz. Ancak ABD tarihinin köklü bir geçmişinin olmayışı ve belirli tarihsel olayların dışına çıkamaması Hollywood’un benzer konular dışında projeler üretememesine sebep oluyordu.

Yaygın olan kovboy filmlerinin yanı sıra ABD’nin, Avrupa ve Dünya ülkeleri üzerinde ağırlığını hissettirmeye başladığı ancak çok da aktif rol almadığı 1.Dünya Savaşı, yönetmenlerin ülkeleri adına fazla malzeme çıkarmasına yardımcı olamadı. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Pearl Harbor saldırısı üzerinden denemeler yapan Hollywood, tarihlerinin en önemli rezaleti olan, Naziler üzerinde kullanılması planlanan ancak Nazilerin teslim olması ile birlikte Japonlar üzerinde uygulanan Atom Bombasını ise fazla irdelemedi. Hemen ardından Vietnam Savaşı üzerine başarılı sayabileceğimiz “Rescue Dawn”, ve kara mizahın en önemli örneklerinden biri olan “Good Morning Vietnam” gibi filmler çeken Hollywood’u asıl kurtaran olay ise ABD’nin Ortadoğu’ya “tamamen” girmesine sebep olan 11 Eylül saldırısı oldu. 

11 Eylül sonrası, o kara günü anlatan yapımların yanı sıra birçok komplo teorisi üreten, sayısız film çekildi. Birçoğu kötü Amerikan propagandası kokan filmlerin yanı sıra objektif kalmayı başarabilenlerin sayısı bir elin parmağını geçer mi orası tartışılır ancak Akılalmaz (Unthinkable) iki tarafa da eşit mesafede yaklaşabilen ender filmlerden.

Akılalmaz, iyi eğitimli olduğunu anladığımız Müslüman bir Amerikan vatandaşı olan Yusuf (Michael Sheen)’un kendisini çektiği videoları yayınlamasıyla başlıyor. Yusuf’un yerlerini daha önceden belirlediği bombaları anlattığı videolar ile başlayan film, klasik bir giriş yapıyor. Ancak Yusuf’un bilerek ve isteyerek FBI’a teslim olması sonucunda bombaların yerini söylemesi için maruz kaldığı işkenceler filmi “akılalmaz” bir psikolojik gerilime dönüştürüyor. 

Film boyunca bombaların yerini öğrenmek için iki farklı yöntem benimseyen ajanların çabaları ile Yusuf’un direnişini hayretler içerisinde izlediğimi söylemeliyim. Bir yandan teröristin bu saldırıları neden yaptığını sorgulayan ajan Helen Brody (Carrie Annemoss) diğer yandan da en acımasız işkence yöntemleri ile Mr H. (Samuel L. Jackson), bombaları patlamadan durdurmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Filmin yönetmeni Gregor Jordan, iki taraflı düşünmeye yönlendirerek, film boyunca kimin haklı, kimin haksız olduğunu düşünmemize sebep oluyor. Hayatının Seçimi (The Ledge) filminde karakterler üzerinden sorulan “İnançlı biri, insanları öldürmek için bir binaya uçakla çarparken, inançsız biri bunu neden yapsın?” sorusunu, Akılalmaz farklı şekilde soruyor ve inançlı insanların bunu neden yaptığını inceliyor.

Michael Sheen öyle başarılı bir performans sergiliyor ki yalnızca FBI ajanları değil, biz izleyenler dahi kime ve neye inanacağımızı şaşırıyoruz. Zaten seyircinin karmakarışık duygular ile izlediği film, etkileyici sonuyla da izleyenlerin ne düşüneceğini tamamen karıştırmasına sebep oluyor.

Akılalmaz’ı sever misiniz yoksa sevmez misiniz orası için net bir yorum yapamasam da Müslüman bir Amerikan vatandaşının gözünden anlatılan sarsıcı bir film izleyeceğinize emin olabilirsiniz.

İyi Seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi