1979 yılında Molla Rejimi’nin etkin olduğu dönemden itibaren kadınların halka açık konserlerde solo şarkıcı olarak sahne almaları yasaktır. Besteci Sara Najafi (yönetmen Ayat Najafi’nin kardeşi) ise İran’da unutulmaya yüz tutmuş kadın sesini canlandırmak, sansüre karşı durmak ve 1920’lerde, benzer bir tabuyu ilk kez yıkan kadın solist Qamar’ın başarısını yeniden diriltmek istiyor.

Sara, Tahran’da kadınların karma bir seyirci önünde sahne alacakları uluslararası bir konser düzenlemeye karar verir. Bu konser için Fransız meslektaşlarıyla iletişime geçer ve farklı kültürlerden sanatçılar birbirine destek olur. Böylece direnişini, İran ve Batı arasında bir köprü kurmak bahanesiyle genişletir. Projesini Kültür Bakanlığı yetkililerine kabul ettirmeye çalışma süreci, bir ses kayıt cihazı aracılığıyla gerçek zamanlı bir belgeselle seyirciye sunulur. Sara’nın görüşlerini sunarak aktardığı bu iktidar-birey arasında yaşanan yıpratma süreci aslında bizim için oldukça tanıdık.

Sanatçıların devletle yaşadıkları çatışmanın yanı sıra İran’ın şarkıcılık geleneğine de ışık tutan Ülkesiz Şarkılar filmi, yasakların devam ettiği düşünülürse aslında bir çağrı görevi görüyor. Sansürcü devlet otoritesine karşı özgürlük savunucusu müzisyenlerin mücadelesine odaklanan Ayat Najafi; seyircisine keyifli olduğu kadar kederli, kederli olduğu kadar çarpıcı ve düşündürücü bir film vadediyor. Tahran doğumlu Alman vatandaşı olan yönetmen, ülkesinin büyük sıkıntısını anlatırken Avrupa vatandaşı kimliğinden sonuna kadar yararlanıyor. Normal şartlarda İran’da çekemeyeceği filmi, her ne kadar konser kaydı yapıyormuş izlenimi vererek üç yıl gibi zorlu bir süreçte tamamlasa da sonuç oldukça tatmin edici. Film henüz İran sınırlarına ulaşmasa da önemli festivallerde gösterilmesiyle ulaştığı kitleye baktığımızda sinemanın etki alanının ne kadar güçlü olduğunu görmek mümkün. Ve özellikle direniş filmleri için söyleyebiliriz ki, bu etki alanı teknolojinin gelişmesiyle doğru orantılı olarak hızla genişlemekte.

Qamar’dan Sara’ya kadar olan dönemde, hatta evrensel boyutlarda daima yüzleşmek zorunda kaldığımız “kadın olma”nın yan etkileri, filmde bir din aliminin Molla Rejimi’ni temsil eden sözlerinde ironik ama ürkütücü bir çizgide kendini belli ediyor. Sara’nın zorunlu bir şekilde danışmanlığına başvurduğu; Humeyni’yi andıran bu din adamı, kadın sesinin erkeği cinsel anlamda uyarıyor olmasını İslam’a bağlıyor. Kadının zevk vermemesi için ancak koro halinde şarkı söylemesi, erkek soliste vokal olması ve kesinlikle kızlı erkekli konserlerde solist olmaması zorunluluğunu din, ahlak, gelenek, görenek kavramlarıyla meşrulaştırıyor. Bu radikal söylemler Sara’nın bir çeşit sözlü tarih örneklemi sayılabilecek yüzleşmelerinde, İran’ın siyaset altyapılı toplumsal dönüşümünün tasviriyle dengeleniyor. Afat Najafi bunu yaparken kısa bir süre için de olsa, Al Midan belgeseliyle özüne inebileceğimiz Tahrir Meydanı Direnişi’ne de göz kırpmayı ihmal etmiyor.

“Kadın sesi unutulmayacak!” mottosuyla başlayan Ülkesiz Şarkılar, insan haklarına uygun bir yaşamı getirecek olan özgürlükçü bir devrimin kadınsız gerçekleşemeyeceğine dair bir güzelleme… Filmin atmosferini alıp göklere çıkaran şarkıları ve o şarkıları seslendiren direnişçi kadınlarıyla Tahran’dan gelen açık bir davet… Son dönem İran Sineması’nın direniş filmlerine alternatif bir bakış açısı sunuyor olması da izlemek için başlı başlına bir sebep.

1979 yılında Molla Rejimi’nin etkin olduğu dönemden itibaren kadınların halka açık konserlerde solo şarkıcı olarak sahne almaları yasaktır. Besteci Sara Najafi (yönetmen Ayat Najafi'nin kardeşi) ise İran’da unutulmaya yüz tutmuş kadın sesini canlandırmak, sansüre karşı durmak ve 1920’lerde, benzer bir tabuyu ilk kez yıkan kadın solist Qamar’ın başarısını yeniden diriltmek istiyor. Sara, Tahran’da kadınların karma bir seyirci önünde sahne alacakları uluslararası bir konser düzenlemeye karar verir. Bu konser için Fransız meslektaşlarıyla iletişime geçer ve farklı kültürlerden sanatçılar birbirine destek olur. Böylece direnişini, İran ve Batı arasında bir köprü kurmak bahanesiyle genişletir. Projesini Kültür Bakanlığı yetkililerine kabul ettirmeye çalışma süreci, bir ses kayıt cihazı aracılığıyla gerçek zamanlı bir belgeselle seyirciye sunulur. Sara’nın görüşlerini sunarak aktardığı bu iktidar-birey arasında yaşanan yıpratma süreci aslında bizim için oldukça tanıdık. Sanatçıların devletle yaşadıkları çatışmanın yanı sıra İran’ın şarkıcılık geleneğine de ışık tutan Ülkesiz Şarkılar filmi, yasakların devam ettiği düşünülürse aslında bir çağrı görevi görüyor. Sansürcü devlet otoritesine karşı özgürlük savunucusu müzisyenlerin mücadelesine odaklanan Ayat Najafi; seyircisine keyifli olduğu kadar kederli, kederli olduğu kadar çarpıcı ve düşündürücü bir film vadediyor. Tahran doğumlu Alman vatandaşı olan yönetmen, ülkesinin büyük sıkıntısını anlatırken Avrupa vatandaşı kimliğinden sonuna kadar yararlanıyor. Normal şartlarda İran’da çekemeyeceği filmi, her ne kadar konser kaydı yapıyormuş izlenimi vererek üç yıl gibi zorlu bir süreçte tamamlasa da sonuç oldukça tatmin edici. Film henüz İran sınırlarına ulaşmasa da önemli festivallerde gösterilmesiyle ulaştığı kitleye baktığımızda sinemanın etki alanının ne kadar güçlü olduğunu görmek mümkün. Ve özellikle direniş filmleri için söyleyebiliriz ki, bu etki alanı teknolojinin gelişmesiyle doğru orantılı olarak hızla genişlemekte. Qamar’dan Sara’ya kadar olan dönemde, hatta evrensel boyutlarda daima yüzleşmek zorunda kaldığımız “kadın olma”nın yan etkileri, filmde bir din aliminin Molla Rejimi’ni temsil eden sözlerinde ironik ama ürkütücü bir çizgide kendini belli ediyor. Sara’nın zorunlu bir şekilde danışmanlığına başvurduğu; Humeyni’yi andıran bu din adamı, kadın sesinin erkeği cinsel anlamda uyarıyor olmasını İslam’a bağlıyor. Kadının zevk vermemesi için ancak koro halinde şarkı söylemesi, erkek soliste vokal olması ve kesinlikle kızlı erkekli konserlerde solist olmaması zorunluluğunu din, ahlak, gelenek, görenek kavramlarıyla meşrulaştırıyor. Bu radikal söylemler Sara’nın bir çeşit sözlü tarih örneklemi sayılabilecek yüzleşmelerinde, İran’ın siyaset altyapılı toplumsal dönüşümünün tasviriyle dengeleniyor. Afat Najafi bunu yaparken kısa bir süre için de olsa, Al Midan belgeseliyle özüne inebileceğimiz Tahrir Meydanı Direnişi’ne de göz kırpmayı ihmal etmiyor. “Kadın sesi unutulmayacak!” mottosuyla başlayan Ülkesiz Şarkılar, insan haklarına uygun bir yaşamı getirecek olan özgürlükçü bir devrimin kadınsız gerçekleşemeyeceğine dair bir güzelleme... Filmin atmosferini alıp göklere çıkaran şarkıları ve o şarkıları seslendiren direnişçi kadınlarıyla Tahran’dan gelen açık bir davet... Son dönem İran Sineması’nın direniş filmlerine alternatif bir bakış açısı sunuyor olması da izlemek için başlı başlına bir sebep.

Yazar Puanı

Puan - 83%

83%

83

Filmin atmosferini alıp göklere çıkaran şarkıları ve o şarkıları seslendiren direnişçi kadınlarıyla Tahran’dan gelen açık bir davet.

Kullanıcı Puanları: 4.82 ( 3 votes)
83
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi