Yabancı Dilde En İyi Film Oscar ödülü için bu yıl 85 ülke başvuru yaptı. Bu alandaki en çok başvuru 83’tü. Rekor başvurudan sonra  ilk eleme olan, sona kalan 9 film açıklandı. Liste daha sonra 5 filme indirilecek. İlk 9 ülke arasında bu yıl Kuzey Avrupa ülkeleri ağırlıkta. İsviçre, İsveç, Danimarka, Norveç son 9 ülke arasına kalan ülkeler. Ayrıca Almanya, Kanada, Avustralya, Rusya ve İran filmleri sona kalan 9 filmin çekildiği ülkeler. Favori gösterilen birkaç film son 9 film arasına kalamadı. Şili yapımı Neruda, Fransa’nın adayı Elle ve Almodovar’ın çektiği İspanya’nın adayı Julieta favori gösterilen filmlerden olmalarına rağmen 9 film arasında kendilerine yer bulamadılar.

Bu yılın favori filmi Almanya’yı temsil eden Toni Erdmann. Özellikle seksenlerde çektiği filmlerle tanınan Alman yönetmen Doris Dörrie’nin yönettiği  Fukushima Sevgilim de bu yılın ses getiren Alman filmlerinden biriydi. Almanya’nın Oscar komitesi, daha geniş bir kitleye seslenen Toni Erdmann’ı Oscar yolculuğuna yollamaya karar kırdılar. İyi de yaptılar.

Film Cannes’da dünya promiyerini yaptığında FIPRESCI ödülünü;  29’uncu Avrupa Film Ödülleri’nde; en iyi film, yönetmen, senaryo, erkek ve kadın oyuncu dallarında ödülleri toplamıştı. Bu yılın en iyi film listelerinde adını sürekli üst sıralara yazdıran filmi ekim ayında Filmekimi kapsamında izlemiştik. Bir baba kız ilişkisi olan film, kapitalizmin dişlileri arasında adeta bir zombiye dönen işkolik kızı Ines’i  ısrarla daha insani bir yaşama doğru çekmeye çalışan Toni Erdmann’ın verdiği enfes mücadeleyi resmediyor. Oscar seçicilerinin sağı solu belli olmasa da bu yıl Oscar’ın Almanya dolaylarında görünme olasılığı hayli kuvvetli. Bu vesileyle Almanya’nın Oscar yolculuğu nasıl ilerlemiş hatırlayalım.

Almanya’nın Oscar Yolculuğu: Nazi Dönemiyle Hesaplaşma

Almanya, 2015 yılı Oscar yarışına Giulio Ricciarrelli’nin yönettiği Yalan Labirenti’yle katılmıştı. Film, Nazilerin İkinci Dünya Savaşı’nda işlediği suçları örtbas etmeye çalışan devlet kurumlarına karşı mücadele eden genç bir savcının yaşadıklarına odaklanıyordu. Film, Alman sinemasında özellikle 2000 sonrasında sıklıkla karşımıza çakan Nazi dönemi hesaplaşma filmlerinden biriydi. Son 9 film arasına kalan yapım kısa listedeki 5 filmden biri olamamıştı.

Geçen yıl Alman sinemasında oldukça güçlü filmler vardı. Özellikle Victoria oldukça orijinal bir yapımdı. Sebastian Schipper’ın yönetmenliğini yaptığı Victoria, Uluslararası Berlin Film Festivali’nde En İyi Görüntü Yönetimi de dâhil 3 ödül almıştı. 140 dakika sürede tek kamerayla hiç kesilmeden bir gecede başlayıp biten film, izleyicilerine benzersiz bir sinema deneyimi yaşatıyordu. Ancak film İngilizce çekildiği için Yabancı Dilde En İyi Film adaylığı kıstasına uymuyordu.

downfall-filmloverss

Yalan Labirenti’nin başka bir rakibiyse savaş dönemine odaklanan Oliver Hirschbiegel’e ait. Yönetmen 2004’te çektiği Çöküş’le Oscar yarışında yer almıştı. Hitler’in son günlerinde sığınağında yaşananlara odaklanan film, oldukça gerçekçi görüntüler ve çarpıcı insan hikâyeleri sunuyordu. Oliver Hirschbiegel bu kez, Çöküş’ün kahramanı Hitler’e suikast düzenleyen sıradan bir marangoz olan Georg Elser’e odaklanır. Hitler’in Münih’te 8 Kasım 1939 tarihinde konuşma yapacağı Bürgerbräukeller salonuna bomba yerleştiren Elser’in suikast girişimi, 13 dakikalık bir farkla başarısız olmuştu. Hitler’e Suikast, zamanın farklı bir seyirde devam edebileceği olasılığını gündeme getiren, sıradan insanların tarihin seyrini değiştirebileceği mesajını veren başarılı bir yapım. Ancak Oscar yarışında kendine yer bulamadı.

Alman sineması bugüne kadar 18 kez Oscar’da ilk beş film arasında temsil edildi. 1945-90 arasında varlığını sürdüren Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin Oscar’a aday olan tek eseri de Polonya’da Yahudi gettosundaki hayatı yansıtan Jacob The Liar filmiydi. Film, 1975 Oscar adaylarından biriydi. Polonyalı bir Yahudi olarak savaşta annesini toplama kampında yitiren Jurek Becker’in senaryosunu yazdığı yapım, Hollywood’un sevdiği konulardan birine sahip olduğundan aynı senaryoyla 1999’da Amerikan versiyonuyla yeniden çekildi.

Almanya ilk defa Oscar yarışını birinci bitirdiğinde ise yıl 1979’du. O yıl Volker Schlöndorff’un Nobel ödüllü Alman yazar Gunter Grass’ın romanından uyarladığı Teneke Trampet, Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar dahil birçok uluslararası ödül almıştı. Film, Nazilerin iktidar olduğu yılları, büyümeyi reddeden Oskar’ın gözünden resmeder. Ailesi Oskar’a üç yaşına bastığı doğum gününde teneke bir trampet hediye eder. Oskar yeni oyuncağı trampetiyle evin bodrumuna inip önemli bir karar verir; artık büyümeyecektir. Büyüklerin; yozlaşmış, sevimsiz dünyalarına girmek istemiyordur. Büyümek yerine trampetiyle yanlış bulduğu her olaya isyan etmek yeni merakı olmuştur. Savaşın ve faşizmin yarattığı bütün dönüşümleri büyümeyi reddeden Oskar’ın gözünden yansıtan film, unutulmaz sahnelerle etkileyici bir yapımdır.

Uzunca bir süre Oscar, Almanya’ya uğramazken 2002’de yine bir Nazi zulmü hikâyesi Oscar’ı Almanya’ya getirdi. Caroline Link’in yönettiği Afrika’nın Hiçbir Yerinde, 2. Dünya Savaşı sırasında Kenya’ya göç etmek zorunda kalan Yahudi bir ailenin yaşadıklarını anlatıyordu.

2004 ve 2005’te de Almanya’nın Oscar adayları da ilk beş film arasına kalmayı başarmışlardı. İkisi de Nazi dönemi eleştirisi veren yapımlardı. 2004’te ilk beş film arasına kalan film Hitler’in son günlerine odaklanan Çöküş, 2005’te ise Nazi döneminin pasif direniş örgütü Beyaz Gül’ün iki kardeş üyesi Sophie ve Hans Scholl’ün Münih Üniversitesi’nde öğrenciyken bildiri dağıttıkları sırada yakalanıp 1943’te idam edilme süreçlerine odaklanan Sophie Scholl: Son Günler filmleri oldu.

2006’da Almanya’ya şimdiye kadar gelen son Oscar’ı getiren film, bütün festivallerden ödüllerle dönen Başkalarının Hayatı filmiydi. 2006 yılının en önemli filmlerinden biri olan Başkalarının Hayatı’nı Florian Henckel Von Donnersmarck, hem yazdı hem de yönetti. Neredeyse tamamı Doğu Almanya’da geçen filmde, iki sanatçının aşklarına Kültür Bakanı’nın nüfuzunu kullanarak, “üçüncü kişi” olma isteğiyle oluşan baskıların sonuçları anlatılıyordu. Devletin yozlaşması, baskıcı rejimin yarattığı sancılar, sanatçıların Doğu Almanya’da var olma çabaları… Bütün bu olup bitenler filmde kusursuz bir oyunculukla beraber sunuluyordu. Doğu Almanya’yı kötülemek, o dönemde hiçbir olumlu unsurun olmadığını genç kuşaklara empoze etmek planlı bir devlet politikası halinde Almanya’nın sanat ortamında da kendine geniş bir saha bulmuş halde. Bu konuda birçok film yapıldı. Başkalarının Hayatı, görüntüleri, müzik kullanımı,  oyuncuların performanslarıyla Doğu Almanya üstüne yapılan güçlü bir kara propaganda örneği olarak, Nazi dönemi kadar olmasa da Oscar seçicilerinin hoşuna gidecek temalardan biri olan Anti-Komünizm filmi olarak Oscar yolunda mantıklı bir seçimdi.

Almanya’nın son Oscar başarısının üstünden 10 yıl geçti. Bu 10 yıl içinde Alman sineması önemli başarılar elde etti. Yeni yönetmenler çıkardı. Yeni temalar, yeni yaklaşımlar denenmeye başlandı. Alman sinemasının Oscar başarısı gösteren yapımlarının neredeyse hepsi Nazi dönemi eleştirisi veren yapımlar oldular. Bu yıl Toni Erdmann’ın sempatik ama güçlü kapitalizm eleştirisi, Oscar’ı Almanya’ya getirirse bu Alman sinemasının Oscar macerasında önemli bir dönüm noktası olacak.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi