Özellikle Garez serisiyle tanınan Japon yönetmen Takashi Shimizu’nun bir süredir ülkesinde çektiği filmlerin ardından yeniden Amerika’nın yolunu tuttuğu son filmi Uçuş 7500 kendi içinde barındırdığı tutarlı anlamı artık izleyicilerin görmeye bıktığı klişelerle yok eden maalesef ikinci sınıf bir korku filmi.

Tokyo seferini yapacak olan bir uçağın kalkmasıyla başlayan film daha ilk dakikadan klostrofobi silahını kullanmaya başlıyor. Sıradan uçuş rutinleri devam ederken uçak türbülansa giriyor ve ardından bir yolcu rahatsızlanıyor. Aslında bu sahneye kadar tutarlılığı elinde tutan yönetmen buradan sonra korku unsuru uğruna mantıksal gerçekliği yavaş yavaş kaybediyor. Fakat en kötüsü hiç kuşkusuz karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileri çünkü bu sahneler kesinlikle saç baş yolduracak cinsten.

Özellikle Uçuş 7500’ün ölüm ve yaşam arasındaki ilişkiyi bağlılık üzerinden anlatma çabası büyük bir başarı faktörü olacak iken Shimizu’nun bunu görmezden gelircesine sırtını dönüp filmi tamamen sonu bir yere bağlanmayan anlık korkutma klişelerine mahkum etmesi gerçekten büyük bir hayal kırıklığına sebep oluyor. Üstelik daha da kötüsü filmin sonunda hikayeye sırtını döndüğü için elinde hiçbir malzeme kalmayan yönetmen Uçuş 7500’ü tam anlamıyla rezalet bir, hiçbir yere bağlayamamayla bitiriyor. Öyle ki filmin, teknik nedenlerden dolayı bazı sahneleri çekilemediği için böyle olduğunu düşünebilirsiniz.

Sonu bir yere bağlanmayan hikaye ve artık eline her kamera alanın çok rahat bir şekilde yapabildiği refleksif  korkutma klişelerine katlanılabilindiği takdirde izlenebilecek bir film olduğunu düşünebilirsiniz ama maalesef işin boyutu bu kadarla da sınırlı değil.

Filmin daha ilk sahnesinden itibaren öylesine tek tipleşmiş ve karikatürize edilmiş rollerle karşı karşıya kalıyorsunuz ki kimin nerede ne yapacağını tahmin edebilmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Bu konun en rahatsız eden tarafıysa filmdeki tüm kadın karakterlerin evlenme ve çocuk yapma delisi, tüm ereklerin de onlara sahip olan ve olayları kontrol altında tutan kişi olarak oluşturulmaları. Üstelik tüm bunlara ek olarak tamamen anlamsız bir şekilde “bunun sebebini öğrenmeliyiz”ci meraklı bir grubumuz da mevcut.

Yönetmen Shimizu’nun Japon mitinden ufak bir ayrıntı ekleyerek gene imzasını attığı film ne bu mitin altını doldurabilecek bir metin ortaya çıkarabiliyor ne de ikinci sınıf Hollywood korku filmlerinin kötü bir taklidi olmaktan öteye gidebiliyor. Eğer tüm bu klişeler, davranışlarını ilk andan tahmin edebileceğiniz tipleme karakterler ve eğer hala bıkmadıysanız anlık korkutma sahneleri sizin için çok da sorun değilse Uçuş 7500 yaklaşık bir buçuk saatlik süresinde sizi yer yer mantıksızlıklarıyla güldürse de (ki bunu yönetmenin istemediği çok açık) bir ihtimal korkutmayı başarabilir. Ama en önemlisi içinizden keşke yönetmen hikayeye sırtını dönmeseydi de muhteşem olabilecek bir korku filmi izleyebilseydik ukdesi kalacaktır ki filmin genel özeti de budur.

Özellikle Garez serisiyle tanınan Japon yönetmen Takashi Shimizu’nun bir süredir ülkesinde çektiği filmlerin ardından yeniden Amerika’nın yolunu tuttuğu son filmi Uçuş 7500 kendi içinde barındırdığı tutarlı anlamı artık izleyicilerin görmeye bıktığı klişelerle yok eden maalesef ikinci sınıf bir korku filmi. Tokyo seferini yapacak olan bir uçağın kalkmasıyla başlayan film daha ilk dakikadan klostrofobi silahını kullanmaya başlıyor. Sıradan uçuş rutinleri devam ederken uçak türbülansa giriyor ve ardından bir yolcu rahatsızlanıyor. Aslında bu sahneye kadar tutarlılığı elinde tutan yönetmen buradan sonra korku unsuru uğruna mantıksal gerçekliği yavaş yavaş kaybediyor. Fakat en kötüsü hiç kuşkusuz karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileri çünkü bu sahneler kesinlikle saç baş yolduracak cinsten. Özellikle Uçuş 7500’ün ölüm ve yaşam arasındaki ilişkiyi bağlılık üzerinden anlatma çabası büyük bir başarı faktörü olacak iken Shimizu’nun bunu görmezden gelircesine sırtını dönüp filmi tamamen sonu bir yere bağlanmayan anlık korkutma klişelerine mahkum etmesi gerçekten büyük bir hayal kırıklığına sebep oluyor. Üstelik daha da kötüsü filmin sonunda hikayeye sırtını döndüğü için elinde hiçbir malzeme kalmayan yönetmen Uçuş 7500’ü tam anlamıyla rezalet bir, hiçbir yere bağlayamamayla bitiriyor. Öyle ki filmin, teknik nedenlerden dolayı bazı sahneleri çekilemediği için böyle olduğunu düşünebilirsiniz. Sonu bir yere bağlanmayan hikaye ve artık eline her kamera alanın çok rahat bir şekilde yapabildiği refleksif  korkutma klişelerine katlanılabilindiği takdirde izlenebilecek bir film olduğunu düşünebilirsiniz ama maalesef işin boyutu bu kadarla da sınırlı değil. Filmin daha ilk sahnesinden itibaren öylesine tek tipleşmiş ve karikatürize edilmiş rollerle karşı karşıya kalıyorsunuz ki kimin nerede ne yapacağını tahmin edebilmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Bu konun en rahatsız eden tarafıysa filmdeki tüm kadın karakterlerin evlenme ve çocuk yapma delisi, tüm ereklerin de onlara sahip olan ve olayları kontrol altında tutan kişi olarak oluşturulmaları. Üstelik tüm bunlara ek olarak tamamen anlamsız bir şekilde “bunun sebebini öğrenmeliyiz”ci meraklı bir grubumuz da mevcut. Yönetmen Shimizu’nun Japon mitinden ufak bir ayrıntı ekleyerek gene imzasını attığı film ne bu mitin altını doldurabilecek bir metin ortaya çıkarabiliyor ne de ikinci sınıf Hollywood korku filmlerinin kötü bir taklidi olmaktan öteye gidebiliyor. Eğer tüm bu klişeler, davranışlarını ilk andan tahmin edebileceğiniz tipleme karakterler ve eğer hala bıkmadıysanız anlık korkutma sahneleri sizin için çok da sorun değilse Uçuş 7500 yaklaşık bir buçuk saatlik süresinde sizi yer yer mantıksızlıklarıyla güldürse de (ki bunu yönetmenin istemediği çok açık) bir ihtimal korkutmayı başarabilir. Ama en önemlisi içinizden keşke yönetmen hikayeye sırtını dönmeseydi de muhteşem olabilecek bir korku filmi izleyebilseydik ukdesi kalacaktır ki filmin genel özeti de budur.
Puan - 32 / 100

3.2

Yönetmen Shimizu’nun Japon mitinden ufak bir ayrıntı ekleyerek gene imzasını attığı film ne bu mitin altını doldurabilecek bir metin ortaya çıkarabiliyor ne de ikinci sınıf Hollywood korku filmlerinin kötü bir taklidi olmaktan öteye gidebiliyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
3
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi